Bomontiada

KP51
KP

Diyagramlar: © ŞANALarc

Cem YEGÜL

Bomonti hakkında...

İsviçreli Bomonti kardeşler 1885 yılında açtıkları bira fabrikasıyla o dönem Feriköy olarak adlandırılan bölgeye, İstanbul’un en eski semtlerinden birine adlarını veriyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda modern bira üretim tekniği ile imalata başlamış bu ilk bira üretim tesisi semt sakinlerine birayı tanıtıyor. Eski İstanbul’a dair hikayelerde özellikle 20. yy.’ın başında Pangaltı ve Bomonti civarında bira bahçelerinin olduğunu ve burada insanların buluştuğu anlatılıyor. Genci yaşlısı her yaştan, her kesimden insanın özenle kurulan ahşap masalarda yerini alıp piknik yaptığı, herkesin farklı yemekler hazırladığı ve bu yemeklerin paylaşıldığı, yeşilliği bol kır bahçesi gibi bir nevi sosyal alan. Zamanla ticari politikalar nedeniyle önce fabrikanın ismi sonra da sahipleri değişiyor. Fabrika, 1938 yılında Tekel’e geçiyor, uzun bir süre işlevsiz kalıyor, sonra da Efes Pilsen’e geçiyor.

Yatırım kararı alma süreci…

Tarihi Bomonti Bira Fabrikası’na ilk gelişimiz Mehmet Uluğ ile birlikte Efes’in davetiyle oldu. O dönemde Efes, Tarihi Bira Fabrikası’nda içinde bir müzenin de dahil olduğu proje üzerinde çalışıyordu. Bizi de projenin Babylon’un ana çekim merkezi olarak konumlandırılması için davet etmişlerdi. Mekâna ilk girdiğimizde çok etkilendik. Mimarisi, atmosferi ve ruhuyla Babylon’u fazlasıyla yansıtıyordu. Önerilerini daha orada kabul ettik diyebilirim. Alkollü içecekler sektörüne getirilen düzenlemeler sonucu proje askıya alındı. Ancak bizim burada bir proje gerçekleştirme isteğimiz devam etti. Doğuş Holding ile ortaklığımız vesilesiyle projeyi kendilerine taşıdık. Onlar da mekânı görünce çok etkilendiler ve yapılabilecekler konusunda heyecanlandılar. Sonrasında hızlıca fikirler geliştirmeye başladık. Bomontiada’nın yönetimi için Pozitif ve D.ream ortaklığında Bomonti Kültür A.Ş. adlı bir şirket kuruldu. Bomontiada projesi Pozitif küratörlüğünde yönetiliyor.

Proje hikayesi...

Eski Bomonti’nin, o günkü yaşam tarzını bugüne ait olarak yeniden inşa edilebileceğine, Bomonti kardeşlerin yarattığı “bir araya gelme” kültüründen doğan bir buluşma noktası yaratılabileceğine inanarak yola çıktık. Başlangıç noktasının şık bir mekânsal tasarımdan öte daha başka şeyler olabileceğini düşündük. Bomontiada’yı mahallenin çekirdeği olarak ele aldık. Tarihi bira fabrikasının endüstriyel görüntüsünü koruyarak dönüştürüp, her şeyin tek, büyük bir sosyal mekân olarak algılanmasını hedefledik.

Biz Bomontiada’ya yaratıcı kültür kampüsü diyoruz. Kompleks, yalnızca bir yaşam alanı, kafe ve yeme-içme noktası olarak değil; semtin şu anki yaşayanları ve çalışanlarının katılımıyla şehrin kültür ve yaşam döngüsünü değiştirecek bir program olarak tasarlandı. Bomontiada’da sakinlerin üzerinde beraber çalışacağı gösterimler, konserler, görsel sanat performansları ve yemek festivalleriyle kültürel aktivite programı oluşuyor. Çevrede yaşayanların ve çalışanların Bomontiada’ya katkısıyla şekillenecek.

Proje sonrası…

Üzerinde olduğumuz bu tepe etrafımızdaki bölgeyle, büyük bir vadinin içinde. Bu doğrultuda iki farklı konuyu aynı anda çalışıyoruz. Birincisi çevresiyle ve şehirle birlikte çalışan bir alan yaratmak, ikincisi ise yeni ağ toplumunu besleyecek bir program geliştirmek. Sonrasında ise bu fazın da ötesine geçmek istiyoruz. Bütün bu süreç Vasıf Kortun, Alexis Şanal ve benim içinde olduğum yaratıcı kurul tarafından ele alınıyor.


ŞANALarc - Alexis ŞANAL


Bomonti hakkında...


Yapının kendisinden önce her iki yanından Haliç’e bağlanan dik vadi yamaçlarının en yüksek sırtında yer alan özel konumunu dikkate almamız gerekiyor. Burası, birbirini izleyen derin vadi yamaçları ile doğal bir arazi ve ortamdı. Eski İstanbul’un kent yayılımı, daha sonra üzerinde bira fabrikasının yapılacağı bu yerde bitiyordu. Yüzyılın başında, şehrin çeperindeki bu bayırlar Fransız Kültür gibi bir kurum, bira fabrikası ve bostanların kurulması yönünde planlanmıştı. Komşu konut alanları buraya dik konumdaki bayır (sırt) çizgisi boyunca yayıldı, çoğu azınlık toplum mensupları düzenli olarak buraya, büyük doğal ortamda piknik yapmak için geliyorlardı. Bu arazi muhtemelen Bomonti kardeşler tarafından, stratejik olarak uçta, nispeten düz ama aynı zamanda oturanların ve ailelerin, bostanların ve Avrupa’nın “Bira bahçesi” kültürünün keyfini çıkarabileceği ilginç bir yer olduğu için seçilmişti. Bölgenin şehre ve vadilerdeki yol şebekesine yakınlığı, lojistik altyapıya ulaşımı olduğu kadar hafta sonu bahçeleri düşüne ulaşmayı da temsil ediyor ki bu bir bira fabrikası açmak ve çevresinde bir sosyal ortam geliştirmek için çok cazip bir yer demek.

Bira fabrikası bahçeleri Bomonti Bira ve Gazozu sunarken insanlar da kendi piknik malzemelerini getireceklerdi. Aynı zamanda zengin bir “dışarı çıkma” kültürü yaratarak, buluşmalar, mezuniyetler ve aile toplantıları gibi kutlama organizasyonları için önemli bir yer haline geldi. “Hadi Bomontiada’ya gidelim”: Bira fabrikası vakit geçirmek isteyen insanlar için gidilecek bir yer halini aldı. Bahçelerdeki insanların fotoğraflarına bakacak olursak ki oldukça ilginçtir bu fotoğraflar, buraya “kent sosyal yaşamı”nın ve aidiyet hissinin tadını çıkarmak, bostan atmosferinde bahçede oturmak, arkadaşlar ve ailelerle bira içmek için geliyorlardı. Gerçekten de çok değişik yaş gruplarını aynı ortak alanda görebiliriz. Kültür yaratan endüstri merkezi uyarlamasıyla Tarihi Bomonti Bira Fabrikası çevresindeki bu önemli yaşayan kültür duygusunu hatırlatmak amacıyla Bomontiada ismini seçtik.

Bomontiada’nın anlamı…

Türkiye’de yaratıcı kültürel endüstrinin gelişeceği bir yer yaratmak için bir yöntem sağlamak. Bunu kalıcı ve sürdürülebilir bir yolla yapmak. Sürekli değişim, tohum atma, dokuma, birbirine bağlama ilkelerimiz umarım farklı oyuncular için Bomontiada’nın anlamını şekillendirir.

Proje hikayesi…

Tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nı oluşturan yapıların restorasyonu Han Tümertekin tarafından tamamlandı. Han Tümertekin yeniden işlevlendirme, restorasyon ve adaptif yeniden kullanım projesini yönetti. Stüdyomuz, yerleşkenin kamusal alan ve kent tasarımı aşamasında, oturanlar, topluluklar ve ziyaretçilerine cevap verebilecek bir sosyal kültür ve sürekli değişen fiziksel tasarımın nasıl yaratılacağını anlamaya çalışarak projeye dahil oldu. Bina tasarımının ötesinde bu alan şehre nasıl bağlanır? Sanat alanının tasarımı nasıl anlamlı bir şekilde kamusal yaşamla bağlantı kurar ve iç içe geçer? Değişik kent ekolojileri senaryoları şehri kampüsle nasıl harmanlar veya tersi nasıl olur? Kent tasarımını ve peyzajını yeniden yapılandırma araziyi nasıl yeniden yaratır ve havzaları kalıcı rekreasyonel kültür için nasıl yeniden canlandırır? Sonrasında, Bomonti bölgesinde kamusal alan mükemmeliyeti için küçük cepler yaratma yolunda rol model olmaya nasıl başlayabiliriz? Katılımımız sosyal yaşam ve kamusal alanın mekân kalitesini zenginleştirmek için ortak alanların tasarım ve şekillendirilmesine odaklanıyor.

Projedeki rolünüz…

İlk aşama olan tasarım açısından, restorasyon projesini adaptif yeniden kullanımın ötesine taşıyarak kültürel yaratıcılık ve kültürel üretime götürmek. Örneğin dikey bahçelere geçiş olan Avlu, tavan, çevre ve hareketli oturma birimleriyle insanların rahat ettiği, birbirini gördüğü, paylaştığı, tartıştığı ve oynadığı bir “dış mekân” olması. Stüdyomuz çağdaş sanatçı topluluğunun ihtiyaçlarına cevap veren ama aynı zamanda bu bölge için taşıyacağı anlamı da dikkate alan sanat mekânı Alt’ın tasarımını da yürüttü. Geleneksel sınırlar veya giriş noktaları ile kısıtlanmadan kampus çevresindeki kamusal sokak yaşamı kadar çevredeki küçük parkları nasıl tasarlayabileceğimizi, bir kampüsün birlikte çalışacağı ve modası geçmiş çevre düzenlemelerinin ötesine giden diğer geniş kapsamlı fikirleri nasıl düşüneceğimizi merak ettik. Ve ikinci aşama olan uygulama için kendimize şu soruları sorduk: Bu fikirleri nasıl uygulayabiliriz? Burada “rol model” konsepti için vurgulanması gereken nedir? İnsanların kendi sosyal yaşamları için anlamlı bulacakları hizmet ihtiyaçları ve kalitesi ile kamusal erişilebilir şehir alanı yaratabilir miyiz? Önündeki sokağı tasarlamak için belediye ile iş birliği yapabilir miyiz? İnsanların onu nasıl kullandıklarını gözlemleyip ona göre ayarlama yapmak suretiyle uygulamanın cevap verdiği yavaş mimari yaklaşımını kullanabilir miyiz? Uygulama sürecinde konuştukça yalnızca ilk aşamayı tamamlamaya yaklaştık. Daha doğrusu tasarımın ilk aşamasının uygulaması, örneğin giriş veya bu paletlerin etrafta dolaşması gibi hala “bilinmeyen” birkaç yer bırakmıştı. Amacımız programlara ve kullanımlarına cevap vermek ve insanların mekânla nasıl etkileşime girdiğini görmek ve dolayısıyla kalıcı bir enstalasyon yaptığımızda kullanıcı ihtiyaçlarını karşıladığımızı biliyor olmamızdı.

Kurulumun arkasındaki temel fikir ek bir “proje programı” ile mekânı birden çok aşama ve değişik tasarımcılarla Bomontiada’nın programları için sürekli değişen bir mekânlar bileşimi yaratmaktı. İlk aşamada avluyu, kulübün (Babylon) eskiden bulunduğu Beyoğlu’nun sokaklarından ilham alarak çok samimi hissettiren bir yer yapmak istedik; öyle ki Babylon ahalisi bu yeni yere geçiş sürecinde kendini rahat hissedebilsin. İkinci aşama açılış, performanslar için bir sahne kurulumu, şehir çiftçiliğini düşünmek, bir nevi olasılıklar için düzenleme yapma aşaması. Üçüncü aşama özellikle açık hava konserleri, kültürel etkinlikler, yaratıcı sanatçı gösterileri ve pazar yeri gibi yaz dönemi programlarını desteklemek. Uygulama tipik bir proje değil. Öğrenmek, cevabını verebilmek ve tasarımda kullanıcı ihtiyaçlarına göre ince ayar yapabilmek için uygulamayı belli bir zaman aralığında olacak şekilde tasarlıyoruz. Bu nosyonu, uygulamanın bölgenin tamamında devam edeceği ve ikinci aşamanın iki yılda tamamlanacağını öngörerek, bize ait Making Place Program’ı ile yapıyoruz. Amacımız kamusal alan mükemmeliyetine, komşu bölgelere bağlanan tüm bölge boyunca ulaşmak ve ikisini birbirinden ayıran metaforik engelleri gevşetmek. Bu değişim provaları nosyonunun Bomontiada’nın ruhunu şekillendirecek çok değişik oyuncuların katılımını da tetikleyeceğini ümit ediyoruz.


Avlu...


Avluyu tasarlarken dikkate aldıklarımız: Özellikle dizilim, dış oda ve açık alan. Büyük şehirden, alçak bir kapı ile karakterize olan girişten yürüyerek içeriye giriliyor, girişi takip eden yaşayan genişletilmiş bir eşik canlı bir ekoloji ile samimi bir deneyimi yeniden sunuyor. Bu dikey bahçelerden oluşan genişletilmiş eşik etrafa göz atmak için kısa bir zaman veriyor ve sonra bakışınızın kampüsün iç hacmine odaklanmasını sağlıyor. Ve aynı zamanda bir varış sahası yaratarak siz avluda oturup deneyiminizle etkileşirken giriş kapısından giren insanların geçişini izliyorsunuz. Bu sahnenin bir parçası olurken aynı zamanda insanlarla dolu avluyu izlemek gerçekten güzel bir görsel zenginlik yaratıyor. Avlu boyut itibariyle küçük olmasına rağmen alçak kapı ve dizilim, şehrin merkezinde büyük bir alan hissini veriyor. Tavan varmış hissi veren ortam aydınlatması akşam etkinliklerinde olduğu kadar gündüz vakti de etrafı çevrili bir alan algısı yaratıyor.


© Emre Dörter

Alt…

Alt’ın tasarımı, çevresel enerji mükemmeliyeti, kaynak paylaşımı, halkın erişimi ve mekân ile kent arasında kesintisiz işleyecek bir sanat programı gibi Bomontiada’nın tasarım değerlerinin somutlaşmış bir hali. Sanatçı topluluğunun üç ana ihtiyacına cevap vermek üzere özel alanlar geliştirildi: Bir tanesi beyaz salon, yüksek performanslı ‘white cube’ sergi alanı. Bir diğeri ise deneysel performanslar, tiyatro ve multimedya sanatçıları için yüksek performanslı ‘white box’ alanı. Bu iki salon arasında bir prova salonu yer alıyor. Burası yine insanların cüretkarlık sayılmaksızın üretebilecekleri bir yerdir. Burayı bir prova odası olarak, atölye alanı olarak kullanabilirler ve içeriyi ve dışarıyı birbirine bağlayabilirler. Sergi salonları, yüzey veya hacim olarak kendi imkanlarınızın ötesini tüketmeksizin alan açan ama aynı zamanda hemen hemen net sıfır mekanik sistemler kullanan pasif tasarım sistemlerine sahip. Tüm mekanik ve aydınlatma sistemleri aslında İstanbul’un ilk pasif sistem prototipi olarak tasarlandı. Hacimlerin çok saf olmasını istedik. Bu şekilde baktığınızda görsel kirlilik yaratmayan bir arka plan önünde yalnızca objeyi görüyorsunuz. Ama aynı zamanda deneysel olarak, evoporatif soğutma, ısı pompaları ve güneş pilleri tarafından sürdürülen bu sofistike pasif doğal sistemin içinde olduğunuzun farkında olmanız da gerekmiyor. Bu tür, sanatçılara hizmet eden süper sentetik, çok yüksek performans alanlarının bu şekildeki hibrit ilişkileri bizi çok heyecanlandırıyor. Ve aynı zamanda sanat alanı olan bu büyük hacimlerin kaynak tüketmiyor olmasını sağlamak da.


Proje sonrası…

Gelecekteki önemli bir eylemimiz, halihazırda var olan ve yeni konutlara, organizasyonlara, kurumlara ve mülk sahiplerine yönelip onlara “Hey, bunu birlikte yapalım.” demek olacak. Eğer bilgi birikimimizi paylaşabilirsek İstanbulluların post endüstri bilgi ekonomisi çağında ihtiyaç duydukları kamusal alan ortamlarını hep birlikte hayata geçirebiliriz. Çok katlı yapı yatırımcıları, kurumsal oyuncular, endüstriyel doku, konutlarda oturanlar ve Bomontiada benzeri yeni programlar arasında birçok şey gerçekleştirilebilir. Bunu gerçekten de bir bölge olarak yapabilir ve tutarlı ortak bir vizyon yaratabilir miyiz? Burada yapmaya çalıştığımız şey bir deney ve bir anlamda endüstri sonrası İstanbul’un neye benzeyeceğine dair küçük bir laboratuvar. Büyük bir yeşil ve bitkisel tasarım alanı gerçekleştirmeyi umuyoruz. Sanırım diğer oyuncular için gelecek adım kendi standartlarına göre endüstri sonrası İstanbul’un ne olacağını prova etmek ve bu konuda Bomontiada’nın nasıl bir rol oynayabileceğini düşünmek. Mevcut genç bilgi ekonomisi şu sıralarda 20’lerinden 35’lerine geliyor, bu kuşak kentin yeniden düşünülmesini talep edecek ve tüm tasarımcı ve yatırımcıların bu sorunun üzerine düşeceğini tahmin ediyorum. Bundan sonra artık sahip olduğunuz mülkün sınırlarını finans veya inşaat üretiminiz içinde düşünemezsiniz. Şimdi bu paradigmanın ötesindeyiz. Yatırımınızla yaratmakta olduğunuz sosyal ekonomi, sosyal sermaye ve kültürel sermaye hakkında da düşünmek zorundasınız. Bomontiada tamamıyla yeni yöntemler ihtiyacının başında geliyor ve bu arada somut, elle tutulur ve samimi bir başlangıç noktası olmayı ümit ediyor.

Projeden öğrendikleriniz…

Esas öğrendiğim şu, bir yıl önce çok farklı bir yerdeyken bugün toplumun entegre olduğu ve kamusal alan tasarımcıları ve Yaratıcı Kurul’un Bomontiada’nın geleceği için bir öğrenme pratiği geliştirdiği bir düzeye ulaştık. Ki bu bizim hayalini kurduğumuz şeyin gerçekleşmesiydi. Ve eğer vizyonunuz tutarlı ise, sıra dışı bir yer yaratırsanız, kapsayıcı olur ve diğerlerinin fikrine saygı duyarsanız, sonucun ne olacağı tahmin edilemez olsa bile projelerin uzun vadeli amaçlarına doğru yol alacağınızı öğrendim.

Değiştirmek istedikleriniz…

Kültürel değişimin aşırı derecede yavaş bir şey olduğuna dair çok gerçekçi paradigmayı değiştirmek isterdim. ■


ATÖLYE

LABS​


Bomonti hakkında...

Bomonti Bira Fabrikası’nın metruk halini çocukluk günlerimden hatırlardım. Babamın ofisi Bomonti’de olduğu için, önünden geçmişliğim çoktur. O gizemli hali hep ilgimi çekmişti. Tabii ki, benim için, içine girilmeyen, şehrin içinde kalmış nadir dev mekânlardan biri olmanın ötesine geçmemişti.

Seneler sonra, Atölye projesinin ilk yılında, Aralık 2013’te binayı tekrar ziyaret ettiğimde, inanılmaz derecede etkilendim. O sırada projenin geçmişini daha iyi araştırma fırsatı buldum. Bomonti kardeşlerin hikayesi, eski bira bahçesi günleri, Tekel dönemi, terkedilmiş fabrika etabı, Efes’in bira müzesi planları, alkol sponsorluk yasağı ve Hilton ile yeni bir dönemin başlayıp, Han Tümertekin ve ekibi tarafından core-shell restorasyonuna kadar, binaların yaklaşık 150 senelik hikayesini etraflıca öğrendim.

O noktada, Babylon ekibi, tüm projeyi bir kültürel kampüse dönüştürme fikrinden ortağım Kerem ve bana bahsedip, bizim de doğru kitleyi çekecek bir dinamo rolü oynayıp oynayamayacağımızı sormuştu. Yaklaşık 12.000 m2’lik komplekste konseptimizi etraflıca düşünüp uyarlamak ve uzun vadeli bir projeye girmek, tabii ki bizi heyecanlandırdı. Aynı zamanda ilk etapta biraz da korkmamıza neden oldu. Ancak, endüstriyel yapıların bilgi üreten alanlara dönüşmesi tezinden yola çıktığımız için, bir yandan da bu proje biçilmiş kaftandı.

Tasarım aşamasında, Anıtlar Yüksek Kurulu’nun kısıtları, varolan ruhsat projesinin şartları, core-shell projesinin teknik anlamda düşünülen programları kaldıramaması gibi birçok zorlukla karşılaştık. Çok paydaşlı ve uzun zamana yayılan, oldukça girift bir süreçti. Bir yandan da, fabrikanın tüm bölünümleri ve tarihine dair halen bilmediğimiz çok alan var. Umarız ilk zamanlarında hayal edildiği gibi, fabrikanın eski fonksiyonları da özgün bir sergileme sistemiyle tekrardan kamuya sunulur.

Proje hikayesi…

Bizim için Atölye, mimari bir projeden çok daha farklı bir konumda. Aslında, yurt dışında Stanford ve New York Üniversiteleri’nde başlayan, uzun bir akademik sürecin, bir iş stratejisine ve ardından bir startup’a dönüşmesi. Projedeki en büyük avantaj ve aynı zamanda zorluğumuz, yurt içinde yaptığımız ilk mimari projenin, kendi projemiz olmasıydı aslında. Hem fikrin özü, yepyeni bir mekânsal ve mobilya ölçeğinde yaklaşım gerektiriyordu, hem de tüm bu sistemleri projenin limitli bütçesiyle ve politik anlamda zor bir yapının içinde çözmek, ciddi zorluklar taşıyordu. Çok inişli çıkışlı, uzun süren, ve stresli bir tasarım sürecinden sonra, Ağustos-Ekim ayları arasında inşaatı gerçekleştirdik ve Atölye’yi açtık. Şu anda 8. ayımızı doldurmuş bulunuyoruz ve varsayımlarımızın çok büyük kısmı doğru çıkmış durumda, bu konuda mutluyuz. Yaklaşık 80 disiplinlerarası üyenin kullandığı, ayda 20’den fazla tasarım, teknoloji ve girişimcilik etkinliğine ev sahipliği yapan, birçok ortak projenin filizlendiği, dinamik bir alan yarattık; her geçen gün de sistemleri daha fazla oturacak diye düşünüyoruz. Bu noktada, mimarinin doğru performanslar için ‘sahne’yi ve ‘vücut dili’ni sunuyor olması, projeyi tasarım anlamında başarılı kılacak.

Tasarım süreci…

Tasarımda aldığımız ilk karar, kamusal alanların ve akustik zone’ların grinin tonları şeklinde konumlandırılması idi. Girişte açık bir etkinlik alanı, seminer ve workshop dışında, farklı sergilere de ev sahipliği yapan, akışkan, hareketli mobilya ile bölünebilen bir alan. Hemen karşısında, akustik açıdan izole ancak görsel anlamda paylaşımcı bir ‘makerlab’ bulunmakta. Bu alan aynı zamanda prototipleme ve üretim kısmının şeffaflaşması adına önem taşıyor. Diğer tarafta, görsel ve ses açısından izole seminer alanı, odaklı workshop’ların veya fotoğraf çekimlerinin yapılmasına olanak tanıyor. Üst kotta ise, ortak çalışma alanı, farklı nişler ile bölünmüş durumda. Girişe yakın şekilde konumlanan masalar, flex üyelerin sıklıkla gelip gidebileceği alanları oluştururken, arkaya doğru resident üyeler ve küçük startup’lar konumlanıyor. Akustik açıdan tamamiyle izole toplantı alanları, aradaki hareketli duvar ile büyüyüp küçülebilirken, aynı zamanda açık alandaki telefon kulübeleri ve Hub modülü, yarı geçirgen alanlar sağlıyor.

Malzeme ve uygulamalar...

Tüm mobilya sistemlerinin tekerlekli ve modüler olmasına ve aynı zamanda altyapının da (aydınlatma, havalandırma, elektrik) çok farklı senaryolara izin vermesine önem verdik. Işıklandırmanın zone’laması ve dimming fonksiyonu, açık elektrik tavalarından tavandan elektrik sağlanması, ve tüm mekânın tek bir havalandırma sistemi ile çözülmesi buna örnek gösterilebilir.

Projede doğal malzemeleri etkin şekilde kullanmasını önemsedik. Plastik bazlı malzemelerdense, uzun süre dayanabilecek ve eskidikçe kalitesinden ödün vermeyecek, genişletilmiş sac, mantar, kontrplak ve OSB gibi malzemeleri kullandık.


Ekip çalışması…

Projenin yönetimi, her aşamada oldukça zordu. Konsept tasarım aşamasında, hem ana kiracının, hem de Anıtlar Kurulu’nun kriterleri çok net paylaşılmamış olduğundan, birçok farklı revizyon gerçekleşti. Aynı zamanda, yeni bir iş modeli geliştirildiği için, strateji ile paralel farklı mimari düzenler üzerine haftalarca çalışıldı. Bir yandan da disiplinlerarası ekibin getirdiği birçok revizyon oldu. Burada PİN Architects ile yaptığımız iş birliği de, iki tarafın sürekli birbirinin fikirlerini yapıcı şekilde eleştirip geliştirmesini ve aslında daha uzun süreye yayılsa da üzerinde çok daha iyi düşünülmüş bir tasarım oluşturulmasını sağladı. Uygulama çizimi ve inşaat aşamalarında da sayısız revizyon gerçekleşti, toplamda 16 aya yayılan bir süreçte, herhalde altı adet farklı proje çizmişizdir.

Proje sonrası…

Projede, yapısı gereği, birçok farklı açıdan ciddi deneyim sahibi olduk. Tarihi yapılarda inşaat yapmanın çerçevesinden tutun, hareketli mobilya sistemi tasarımına, akustik simülasyonun etkinlik alanına uyarlanmasından, sahada detay çözmeye kadar, birçok öğrenim gerçekleşti. Belki en önemli öğrenim ise, projenin aslında inşaatın bittiği gün bitmediği; içinde yaşadığımız bir alan olması, her gün bize insan davranışı ve inşai geliştirmelere dair fikirler veriyor. Küçük tadilatlara devam ederken, aynı zamanda da gelecekte yapabileceğimiz benzer projeler için ciddi deneyim kazanmaktayız, bu büyük bir şans.

Bugün yeniden başlıyor olsak herhalde en büyük değişiklik, üst kottaki ortak ofisin içindeki mutfak ve lounge alanını bir şekilde akustik bir camla ayırmak olurdu. Şu anda, bu tip bir tadilatı yapmak daha zor olsa da, buna ihtiyaç olduğunu hissediyoruz. Bunun dışında, Makerlab’ın içindeki kurguyu baştan biraz daha detaylandırmak, ve etkinlik alanının aydınlatma sisteminde stage truss kullanmak gibi yöntemler de faydalı olabilirdi. Bir yandan da, içinde yaşadığımız bir alan olduğu için, bu değişiklikleri zamana yayma olanağımız var. ■


AUTOBAN

Bomonti hakkında…


İsviçreli Bomonti kardeşler tarafından 1890 senesinde Feriköy’de kurulan fabrikanın Osmanlı İmparatorluğu’nda modern bira üretim tekniği ile imalata başlamış olan ilk bira üretim tesisi olduğunu, farklı isimlere devrinden sonra nihayetinde 1991 yılında üretimin durdurulduğunu ve 2010 yılından beri bu alan üzerinde yeni bir proje geliştirildiğini biliyorduk. Tasarım aşamasında yapının içerisine girerek üretim fonksiyonlarına ait detayları, işlevler arası ilişkileri, tüm dönemler boyunca geçirdiği aşamaları ve bu adaptasyonları yakından görme ve analiz etme şansımız oldu. Bu bilgiler, tasarım sürecini geliştirmemizde ve yeni yüklenen fonksiyonla mevcut yapı arasındaki ilişkiyi kurgulamamızda en önemli yapı taşları oldu.

Proje hikayesi…

Tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nın ‘Bomontiada’ adı altında, İstanbul’un yeni kültür, sanat ve eğlence üssü olarak dönüşümünün önemli bir parçası olan Kilimanjaro; 90’lı yıllardan başlayarak, gerek canlı müzik kulübü Babylon ile gerekse düzenledikleri özel konserler ve festivaller ile kent yaşamını yönlendiren Pozitif’in, şehre yeni bir öneri getiren ‘casual’ yeme-içme projesi.

İç mekân tasarımı Autoban tarafından gerçekleştiren Kilimanjaro’da, mekânın bulunduğu tarihi endüstriyel yapı, hacmi ve orijinal dokusu gözetilerek, fabrika tipolojisi içinde çağdaş bir sosyal alan olarak yeniden işlevlendirildi.

Projede, yapının fabrika olarak aktif olduğu dönemin endüstri anlayışında zanaat geleneğinin halen varlığını sürdürdüğü fikrinden yola çıkarak, başta iç mimariyi oluşturan kabuk olmak üzere, tüm malzeme seçimlerini de bu fikir doğrultusunda gerçekleştirdik.

Kilimanjaro projesinin iki temel fonksiyonu olan bar ve yemek alanı, mekân içinde sosyal iletişimi destekleyecek sıcak ve samimi bir ortam yaratmak amacıyla, birbirlerine olabildiğince yakın ve hatta bazı noktalarda iç içe geçer şekilde kurgulandı. Aynı bakış açısıyla DJ kabini de, mekânın müzik politikasını destekler nitelikte, yemek alanın bir parçası olarak algılanan, ayrı bir ünite olarak tasarlandı.

Malzeme ve uygulamalar...

Projenin odak noktası olarak saptanan, organik kıvrımlara sahip bar, form ve kütlesel hacim itibariyle tıpkı bir yerleştirme gibi mekânın merkezinde konumlandırılırken; yemek ve oturma alanları ile tüm diğer fonksiyonlar barın etrafında şekillendirildi. İçinde bulunduğu hacim ile olan iletişimi dolayısıyla mekân-içinde-mekân kavramını güçlendiren bar, kendi içinde farklı buluşma/yalnız kalma alanlarının yaratılmasına da imkan sağlayan amorf bir yapıda tasarlandı. Tüm taşıyıcı fonksiyonların ve strüktürün sergilendiği üst kafes yapısı içerisinde yeşil bitkiler de barındıran bu amorf form, endüstriyel atmosferin yarattığı sert etkinin kırılmasında da görev alıyor.

Stüdyonun iç mekân tasarımına çok katmanlı bakış açısının yeni bir yorumu olarak, yapının orijinal çıplak tuğla duvarları ile tezat oluşturması ve aynı zamanda mekâna sıcaklık katması açısından, Kilimanjaro, parapet hizasında biten ahşap bir iç mimari kabuk ile çerçevelendi. Söz konusu iç kabuk, binanın mimari kontürlerinden mesafesi ile aynı zamanda içerisinde aydınlatma ve mekanik işlevlerin çözümlendiği fonksiyonel bir katman görevi yaparken; ahşap yüzeylerinde Autoban tarafından projeye özel geliştirilen geometrik bir desen üç boyutlu olarak çalışıldı. Ahşap zeminlerde ise, aynı desenin bu kez iki boyutlu yorumuna yer verilerek, mekân içinde zengin bir bütünlük ve kimlik anlayışı sağlandı.

Kilimanjaro’nun tüm mobilya ve aydınlatma üniteleri, yine Autoban tarafından projeye özel tasarlanırken; ünitelerin tamamı mekândaki endüstriyel algıyı desteklemek amacıyla, ham malzemelere özel bitişler uygulanarak üretildi. Ağırlıklı olarak metal profilli mobilyaların kullanıldığı projede, mermer yüzeyler honlama, kumlama ve fırçalama gibi işlemlerden geçirilerek, malzemenin potansiyeli ve dokusu üzerinde yeni denemeler yapıldı. İç içe geçmiş spirallerden oluşan metal aksamlı bar taburelerinin oturma alanlarında, aynı form bu kez ahşap malzemede tekrar ettirildi. Aydınlatmalarda ise yine endüstriyel dönemin izlerini taşıyan tasarımların çağdaş yorumlarına yer verildi. Kilimanjaro projesinde iç-dış mekân ilişkisi; kompleksin kamusal kullanıma açık iç avlusuna giriş ve çıkışta yer alan teras alanında, dökme demir masa ve ağaçlar etrafına sarılan ahşap banklar kullanılmasının yanı sıra, giriş-çıkış kapısına yerleştirilen ve rüzgarlık görevi gören, aynı zamanda iç mekândaki kabuk sisteminin devam ettirildiği bir kutu ile güçlendirildi.

Ekip çalışması…

Komplekste yer alan tüm işlevlerin birbirleriyle etkileşiminden doğacak olan sinerji ve ortak alanlarla ilgili kurulan hayaller, bizim için tasarımı yönlendiren en etkili ilham kaynakları oldu. Bunun haricinde yine kolektif bir çalışma sürecinin neticesi olarak hedeflenen teslim tarihleri, ana müteahhit dahil elektrik - mekanik - aydınlatma vb. diğer disiplinlerle ortak çalıştığımız tüm ekipler projenin gelişim sürecine birebir katkısı olan etkenler.

Proje sonrası…

Her proje kendi içinde bazı zorluklar barındırır ve bu zorluklar sonuçta aslında biz tasarımcıları besleyen kavramlar haline dönüşürler. Bu projede üretime yönelik, endüstriyel ve tarihi bir yapı içerisine çağdaş bir sosyal alan işlevi kurgulamak bizim için üzerine çokça düşündüğümüz ve araştırdığımız bir süreç oldu.

Tüm projelerde aslında tasarım sürecini hiç bitmeyen ve her zaman daha mükemmelinin aranabileceği bir serüven olarak görüyoruz. Bu proje halen devam ediyor olsaydı elbette bir şeyleri geliştirmeye devam ediyor olurduk; ancak farklı birimleri barındıran ortak bir proje olmasından dolayı tüm ekiplerin teslim tarihlerine hassasiyetle yaklaştığı o süreç içerisinde ve mevcut şartlarda çıkan neticeden oldukça memnunuz. ■


LAGRANJA DESIGN

Proje hikayesi…

100 yıl önce İstanbul’da Bomonti kardeşler tarafından kurulan yaklaşık 2.000 metrekarelik bira fabrikasını İspanyol tasarım firması Lagranja olarak yeniledik. Artizanal bira fabrikası ve büyük bir restorana dönüştürülen Populist, kalabalıklar tarafından yaratılıp sürdürülen politik konulardaki itaatsizlik atmosferini anımsatmayı hedefliyor.

Populist, yalnızca bir dekorasyon olmaktan öte fotoğraf ve grafik tasarımdan, özel yapım mobilya ve donanıma kadar uzanan aralıkta bir seri projeden oluşuyor. Bunların tamamı, mekân boyunca politik ve sosyal Türkiye gerçekliği içinde benzersiz bir konsept sunuyor.

Protest kavramı; bira tüketiminin de işin içine girdiği arkadaşça, dokunulabilir ve etkileyici bir estetik içinde yansıtıldı. 20’lerin Amerikan İçki Yasağı Dönemi’nden ilham alınan yaratıcı konsept; duvarlarda, menülerde ve peçetelerde güçlü sloganlar halinde boyanmış, yapıştırılmış veya neon ışıklarla yer alıyor. İstanbul’un çok kültürlü hemşerilerini ve birçok tarihi dokümanı gösteren geniş bir fotoğraf projesi gösteriyi tamamlıyor.


Malzeme ve uygulamalar...

Mekânı yeni söylemine bağlamak için grafik ve fotoğrafik görsel tanıklıkların ötesinde başka ögeler de tasarlandı. Megafon ve şişe şeklindeki dekoratif aydınlatmalar ve hatta dev bir megafon heykeli realizm enjekte ediyor ve ziyaretçilere sarıp sarmalayan bir deneyim sağlıyor. 19. yüzyıl sonuna ait fabrikanın üç katı, aynı kahramanı paylaşan altı alan şeklinde düzenlendi: Artizanal bira. Büyük bir kompleks içinde tek bir mekân gibi çalışan ama her biri kendi amacına hizmet eden ve kendi kimliğine sahip alanlar. Girişin sağında yerden yüksekte çift taraflı cam kabinde sergilenen altı adet devasa bira tankı ve turuncu renkli vintage Volkswagen minibüste kurulu bir DJ kabini bira severlere hoş geldin diyor. Bakırdan yapılmış bira ve paslanmaz çelik fermantasyon tankları, megafon heykeline ve geleneksel turkuaz çinilerden yapılmış bar tezgahına ev sahipliği yapan ikinci katın esas odak noktasını oluşturuyor.

Eski koyu renk tuğla ve harçtan yapılma tank, bir başka alana yerleşik alan pide fırınına üstten bakan bir iç balkona dönüştürüldü ve yüksek tavanlı bir kat oluştu. Zemin kat bir kış bahçesi yaratan birinci kata sekiz metre yükseklikte bir spiral merdivenle bağlanıyor. Bir serayı anımsatan cam tavanlar, dış taraftaki beton ve çok çeşitli bitkiler ve dışarıdaki mobilyalar küçük konser salonunun yanı başında şık bir alan yaratıyor. Orijinal duvarları ve tavanı en az düzeyde değiştirmeye gayret ettik. Değişiklikler radikal yenilikler olmasına rağmen, lekeler, çatlaklar ve kırıklar görünür olarak bırakıldı. Mekâna sadece minimumu kapsayacak yepyeni giysiler giydirmemize rağmen göz alıcılığını halen koruyor.

Proje sonrası…

Uzun yıllar ihmal edildikten sonra yenilenen Bomonti Bira Fabrikası İstanbul’un önde gelen yiyecek içecek kompleksi olmayı hedefliyor. Bu proje Barselona’da 2002 yılında kurulan ve aynı zamanda Hong Kong ve İstanbul’da da yerleşik, iç mekân ve ürün tasarımına odaklanmış ve birçok ödüller kazanmış Lagranja Design tarafından Türkiye’de gerçekleştirilen ilk büyük proje olarak bizim için ayrı bir önem taşıyor. ■


MARGO - Tanya ILDIROĞLU
iç mekân ve ürün tasarımı

Bomonti hakkında…


Fabrikanın endüstriyel dokusundan çok etkilendik. Özellikle sokağa bakan cephedeki kule ve yapının içerisine girdiğinizde ortada yer alan avlunun sizi içerisine alması gibi. Böyle bir konsept içerisinde yer almaktan, Delimonti ile Kiva’yı tasarlamaktan ekip olarak çok keyif aldığımızı belirtmek isterim.

Proje hikayesi…
Mekân yaklaşık 100 yıllık bir geçmişe sahip. Yapının yaşanmışlığını, tarihi dokusunu ve endüstriyel duruşunu konsept oluşumunda önceliklerimiz arasında tuttuk. Fabrikanın mimari özellik ve mevcut strüktürel dokusunu, hazırladığımız iç mimari projeye dahil etmeye çalıştık. Mimariyle iç mimari arasında güzel bir harmoni oluşturduğumuzu düşünüyorum.

Ekip çalışması…
Her projede olduğu gibi, bu projede de saha ile ilgili iletişimin ne kadar önemli olduğunu tekrar deneyimledik. Sahada uygulama aşamasında çıkan sorunlara yerinde yaşayarak geliştirilen pratik çözümlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha deneyimledik. Ofis ortamında yapılan çalışmanın yerinde uygulamaya geçmesi ayrı bir deneyim ve süreç. Bunu her projede ayrı olarak yaşıyoruz.

Çok katılımlı bu projede, proje yönetimi, ekip çalışması ve eş zamanlılık oldukça önemli. Proje yönetimi sonuçta senkronize hareket etmenizi gerektiren bir birliktelik. Tasarladığınız obje veya mekânın hayata geçirilmesi aşamasında, uygulayıcı ekibe hazırladığınız konseptle ilgili yönlendirmeleri çok iyi vermeniz, verdikten sonra da şantiye aşamasında takip etmeniz gerekiyor. Bununla birlikte malzeme bilginizin çok iyi olması ve bitiş detaylarının da yüklenici firma ile birlikte önceden çözümlenmiş olması gerekiyor. Daha önceki tüm projelerimizde de önemle üzerinde durduğumuz saha kontrollüğünün önemini ve verilen yönlendirmelerin uygulanabilirliklerinin denetlenmesini bir kez daha deneyimlemiş olduk.

Malzeme ve uygulamalar...

Her iki mekânda da malzemeleri seçerken hepsinin doğal ve işlenmemiş veya az işlenmiş olmalarına özen gösterdik. Projede kullanılan ürünlerin çoğu mekânlara özel tasarlandı ve üretildi. Bir kısmını da mekânın tarihi dokusuyla ve yaşanmışlığıyla örtüşmesi adına ikinci el mobilyalardan, objelerden seçerek kurguladık.

Bunların renk ve dokularını, hatta bazılarının fonksiyonlarını değiştirerek yeni ürünler tasarladık. Bunlardan en eğlenceli olanı da Delimonti’de yer alan, ödeme noktası olarak kurguladığımız eskici arabası ve üzerinde yeniden hayat bulan, endüstriyel mutfak ekipmanından dönüştürülen dev kazan oldu.


Proje sonrası…

Yeni öğrendiğimiz çok temel bir şey olmadı. Ancak her projede olduğu gibi, bu projede de saha ile ilgili iletişimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük ve yaşadık. Sahada uygulama aşamasında çıkan sorunların, yerinde alınan ortak ve pratik çözümlerle, ne kadar kolay çözümlenebildiğini tekrar deneyimlemiş olduk. Bunu her projede ayrı olarak yaşıyoruz.

Bomontiada’da tasarladığım her iki mekânla ilgili sanırım değiştirmek istediğim çok radikal şeyler yok. Sadece eksik olduğunu düşündüğüm birkaç konu var: Kiva iç mekân duvarlarına asmak istediğim eski İstanbul meyhanelerinin görselleri, sokak ve insan portreleri ile Kiva menüsünde yer alan bazı yemek görselleri gibi. Delimonti ile ilgili de iç mekânda birkaç noktada uygulamayı düşündüğüm duvar giydirmeleri vardı. Bu yüzeylerde el yapımı seramik tabaklar ve yine özel tasarım betondan üretilmiş çeşitli mutfak ekipmanlarından oluşan duvar dekorasyonları planladığım diğer unsurlar. ■


OĞUZ BAYAZIT MİMARLIK

Proje hikayesi…

Biz projeye tasarım sürecinin ardından dahil olduk. Bomontiada son derece kapsamlı bir proje. Projenin tasarım aşamasında Pozitif ve D.ream Türkiye’nin en önemli mimarlık ofisleri ile birlikte çalışmış, bütün doğru teknolojiler kullanılarak ve binanın kendi özellikleri korunarak bir proje oluşturulmuş. Projelerin birbirleriyle ilişkileri var ama birbirlerinin süreçlerini etkileyebiliyorlar; dolayısıyla her projenin tasarım süreci ya da devreye girme süreçleri farklı farklı. Mesela bir tanesi kullanılır durumda bir alandı; bir tanesine biz sadece özel izinle girebiliyorduk ve bir tanesi de kapalıydı. Sonuçta birden fazla mekân ve bu mekânların farklı işletme ve tasarım ekipleri vardı. Amaç belli ama bunu entegre bir şekilde organize edecek, süreci takip edecek, projelerin doğru uygulanması tarafında sorumluluk üstlenecek bir ekibe ihtiyaç duyuldu. Tüm yapım süreci yönetimi, tarihi binada proje yürütmenin gerekliliklerini takip edecek, uygulama tekniklerini bilen, teknik ekipleri yönlendiren bir proje yürütücüsü gerektiğinde sürece biz de dahil edildik.

Projenin doğası nedeniyle tabii ki farklı tasarım dilleri, farklı oyuncular ve hepsinin buraya kattığı bir takım öneri ve fikirler var. Dolayısıyla Bomontiada, işlerini iyi yapanların ve bunu ispat etmiş olanların bir araya geldiği bir proje. Mekânların her birinin kendi hikayesi var, bunları tasarımı yapan mimarlar daha detaylı aktarabilirler. Altyapı olarak ya da oradaki inşaat süreleri ile ilgili ilginç detaylar var. Örneğin; Delimonti oldukça büyük bir mekân olmasına rağmen tarafımızdan sadece 17 günde uygulama projeleri hazırlanarak tüm uygulamaları tamamlandı. Kiva’da aynı süreç 40 güne sığdırıldı ve bu mekânlarda çok ağır mutfaklar, altyapılar, depolar ve özel hijyenik uygulamalar var. Bunların planlamaları en fazla 40 gün sürüyor. Micro brewery ve Populist, proje detayları ve üretim yapması sebebiyle inşaat aşamasında en çok takip ettiğim alanlardan biri oldu.

Yapım yönetimi…

Yapım yönetimi ihtiyacı oluştuğunda bu rol bazen sadece proje yönetim firması, bazen yapım yönetim firması diye tanımlanıyor, farklı isimleri var. Biz o ihtiyaçla birlikte devreye girdik. Görev bize verildiğinde biz proje tasarımcılarının hangi formatta uygulama yapılacağı, bu uygulama sürecinin ne şekilde olacağını dolayısıyla tasarımdan uygulamaya akacak bilgi ve detayların ne şekilde akması gerektiği, işletmelerin bu süre içinde seçecekleri yüklenicilerle burada işi nasıl yapabilecekleri, nasıl organize olabilecekleri gibi çok temel başlıkları planladık. Yapım yönetimini iki başlık altında toplamaya çalıştık. Birincisi sahadaki yapım işlerinin yönetimiydi. İkincisi proje içindeki farklı işveren ve tasarımcıların aynı hedefe giderken ortak paydalarda buluşmalarını organize etmekti. Bu süreci ofisimizden 30-35 kişilik mimar-mühendis ekibiyle yönettik.

Ekip çalışması...

Bütün ekipler bir araya geldiğinde bizim birinci rolümüz yapım yönetimiydi. İkinci rolümüz buradaki bazı restoranların konsept projelerden sonraki kalan tüm çalışmaları tamamlayıp burayı işlemeye hazır hale getirmekti. Diğer rolümüz de içimizdeki elektromekanik bilgi birikimi ve uzmanlar ile birbirinden farklı saatlerde farklı işlevlerde çalışan fonksiyonların aynı otomasyonla otele bağlanıp otelle birlikte çalışacak hale getirilmesiydi. Elektromekanik işlerin koordinasyonu, başka mimari ofislerin çok içinde barındırmayı tercih etmedikleri bir disiplin ama bu tip projelerde işin hızlı yürümesi adına çok faydalı oldu. Üç farklı mekânın kendilerine göre hazırladığı mekanik projelerin ve otelin buraya verdiği toplam güç içinde nasıl dağılacağı ve dengeleneceği, nasıl bir ana proje haline geleceği, nasıl otomasyon ile çalıştırılacağı konusunda koordinasyonu da biz yaptık. Bu bizim de meslek hayatımızda çok yapmak istediğimiz ama her proje de denk gelmeyen bir deneyim. İşletmelerin iklimlendirme – havalandırma ve elektrik ihtiyaçları çok farklı. Mekânın bütünüyle güzel olması için o mekânın tüm konfor unsurlarının detaylı bir şekilde yerine getirilmesi gerekiyor.

Proje yönetiminde daha doğrusu tasarım ekiplerinin ortak bir çizgide organize edilmelerinde en kritik nokta bence şu: Koordinasyonun iletişimi kapatmadan, iyi bir diyalog sağlayarak, projenin bütününden ve teknik gerekliliklerinden taviz vermeden ama bütünün içerisindeki tüm projelerin de özel ve gelen talepleri de anlayıp objektif değerlendirerek, bu arada restorasyon projenin gereklerini de yerine getirerek kotarmanız gerekiyor. Zaman yönetimi, farklı disiplinlerin süreçlerinin proje gerçekleşme hızını etkilemeyecek şekilde yönetimi de çok önemli. Tüm bunlar olup biterken iş sağlığı ve güvenliği konularını da yönetmeniz gerekiyor. Proje içinde görev alan mimarlık ofisleri ile birlikte böyle bir süreç geçirmek ayrı bir keyifti. Projeyi tasarlayıp iletmek yerine her hafta herkes buraya geliyordu. Hepimiz etkilendik çünkü projeden. Herkes çok pozitif olarak projenin bütün olarak hedeflerine katkıda bulundu.


Malzeme ve uygulamalar...


Burası tarihi ve değişik bir bina olduğu için buraya yönelik farklı otomasyon çözümleri yangın vs. çözümleri var. Yapının altında çok büyük tesisat galerileri ve galerilerin içinde inanılmaz bir altyapı var. Bunların hepsinin üstünde hakkı verilerek duruldu. Her nokta titizlikle etüt edilerek yapıldı. Örneğin; Populist projesinin içinde akustik çözümler de önerdik. Akustik simülasyonlar yaptık. Sadece otomasyon ya da mekanik altyapıyla ilgili değil malzemeler ile ilgili de çok çalışma yapıldı. Kullanılan malzemeler en yalın halleriyle değerlendirildi. Çelik, sac, cam, ahşap gibi. Bu konuda net bir direktif verilmedi aslında ama bütün tasarımcılar konuya böyle yaklaştı. Bu genel yaklaşımda da belli oluyor. Binaların kendi içindeki doğal tuğlalar, bazı ahşap kaplamalar, eski kazanlar korundu. Korunabilen her şeyi korumaya ve projeye kazandırmaya çalıştık. Bu konuda mesleki bilgisi olmayan birisi oraya gittiğinde, bir mekâna girdiğinde, hangileri eskiden kalmış, hangileri yeni yapılmış çok kolay ayırt edemeyebilir. Malzeme seçimleri, kullanımları üzerinde konuşulmadan herkesin fikir birliğine vardığı bir konu oldu.

Sonuçta şu anki tasarımcılar, işletmeciler, biz orada emeği geçen herkes oranın eski haline saygı duyuyor. Şimdi ruh böyle olduğu için mutlaka bu operasyonların sonuçta bir takım başarılara ulaşması hedefleniyor ve siz tasarım yaparken de bu başarıları sağlayacak şeyleri bunun içinde barındırmak zorundasınız. Dünyadaki her üretilen eşya, cihaz, her şey bir değer. Bu sizin yolunuz üzerinizde kullanılabilir bir değerse bunu yolunuzdan atmak çok büyük bir israf ve dünyanın şu anki durumunda israfa hiç mi hiç yer yok. Tasarımcılarla birlikte hep bunun arkasında kalmaya çalıştık. Binanın, mekânların performansını etkilemeyecek, oyun içinde kalabilecek her şeyi içinde tutmaya çalıştık. Bu bir kapı da olabilir, eski bir kazanın bir aydınlatma planı olarak kullanılması da.

İçimizde kalanlar…

Bomontiada, üç sebepten dolayı umudumuzu korumaya devam ettiğimiz bir proje oldu. Birincisi, bu tip kimlikli zamanı düşünülerek yapılmış yapılar, yanına asıl yapısını zedeleyebilecek farklı şeyler eklenmeden de tekrar kullanıma kazandırılabiliyormuş ki bu çok önemli bir şey. İkincisi, farklı disiplinler ve farklı tasarım gruplarının bir arada böyle çalışabildiklerini deneyimledik. Üçüncüsü biraz da yaşayarak göreceğimiz bir konu. Cevabını henüz almamakla birlikte umutluyum. Öğrenciler, sanat meraklıları, bundan 40-50 sene önce babası elinden tutup oraya giden, zaman geçirenler, İstanbul içinde keyifle vakit geçirmek isteyenler, buraya gelip zaman geçirdiklerinde bu sorumun cevabını da almış olacağım. Bunlar benim çalışma azmimi, İstanbul’a bakışımı, mesleğime bakışımı, bu konularda karamsarlığa düşmek üzere olduğumda karamsarlığımı erteleme sebebim olacak aslında. Teknik altyapı olarak bundan daha zorlayıcı projeler yapıyoruz. Mimarlar&Markaları kitabınızda el yazımla hazırladığım mesajımda söylemiştim: Biz mimar olduğumuz gün ehliyet alıyoruz sadece. Sürüş deneyimi kilometre ile gerçekleşen bir şey, bu da öyle. Bir şeyi öğrenme yolunda ehliyetim var ve yolumda gidiyorum. Giderken bu proje benim için bir referans mıdır? Kesinlikle referanstır. Teknik olarak çok bir şey elde etmemiş olabilirim. Ama bunda birlikte kısa süre de bir şey yapabilmek tarihi binanın içinde gerçekten o binaya saygı göstererek, kurulun kararına saygı göstererek bir şey yapmak başka bir deneyim ve çok daha kıymetli. ■
У нашей фирмы авторитетный интернет-сайт на тематику Гинекология в Германии www.touristmedservice.ru/
У нашей фирмы интересный блог , он рассказывает про Клиники Германии baden-medservice.com/
Нашел в интернете популярный веб портал , он описывает в статьях про Testosterona C купить buysteroids.in.ua/