Dârâ KIRMIZITOPRAK Mimarlık - Gökhan AVCIOĞLU GAD Architecture

KP37
KP

Ekip köşesini yapmaya ilham veren Ali Osman ÖZTÜRK ile yaptığımız bir sohbet olmuştu. Kurucu veya yönetci mimar ismi kadar ekiplerin de ön plana çıkması gerektiğinden, İngiltere’de karşılaştığı köklü ve kurumsal Mimarlık Ofisleri’nden bahsetmişti Ali Osman Bey o sohbetimizde. Buradan aldığımız ilhamla biraz da başarılı ekipler üzerinden ekip çalışmasının arkaplanını anlamaya yönelik bir kurguyla; bireysel başarıların çok ötesine taşınan sinerjiyle tüm ekipleri ileriye taşıyan ipuçlarını yansıtmak üzere oluşturduk EKİP/TEAM köşesini.

EKİP/TEAM köşemiz şimdi yeni bir kulvara geçiyor. Çünkü ekip çalışması bir ofisin sınırlarını aşıp gerçek anlamda kurumlar üstü bir kimliğe taşınıyor. Her iş bir prodüksiyon gibi ele alınıyor. 21. Yüzyıl, normalde ayrı ama bir aradayken birbirini tamamlayan ve aynı dili konuşabilen, birlikte daha verimli işler üretebilen ve gerektiğinde birbirini motive eden, uzmanlıkları birbirini destekleyen işbirliklerinin yüzyılı olmaya aday.

Dinamik, interaktif, kaliteli zamanı bundan yararlanmak isteyen herkese aktarmak üzere birlikte çalışmayı, üretmeyi başarabilen disiplinle eğlenceyi harmanlayan ve ikisini de dengede tutabilen iki ayrı ama gerektiğinde tek olabilen ekiplerle huzurlarınızda köşemiz.

Dârâ Kırmızıtoprak - Gökhan Avcıoğlu ve ekiplerine katılımları ve katkıları; ERSA Ofis Mobilyaları’na bu interaktif ortama evsahipliği yaptıkları için çok teşekkür ederiz.

Dârâ KIRMIZITOPRAK Mimarlık: Dârâ KIRMIZITOPRAK, Dilek AKYOL, Gökhan İMRE, Güven ERMAN, Leyla MOROVA

GAD Architecture: Gökhan AVCIOĞLU, Mehmet BAYKARA, Müge TAN, Ozan ERTUĞ, Sinem ALTAY MARRONE

● İki ayrı ofisin aynı projede birlikte çalışması ve bu çalışmaları verimli bir şekilde sürdürebilmesi çok kolay değil. Sizin için bu işbirliğini sağlayan dinamikler neler?

Gökhan AVCIOĞLU: Mimarlar bir arada çalışma konusunda diğer mesleklere nazaran biraz daha temkinli ama aynı zamanda da o frekansı yakaladıklarında çok keyifli çalışıyorlar. Hatta bunun çok ileri seviyede örnekleri var: Doğan Tekeli-Sami Sisa müthiş bir beraberlikti. Başka birliktelikler de var ama bizim için efsane olmuş, birlikte belirli bir saate kadar çalışıp sonrasında yine birlikte zaman geçirilen bir beraberlikti onlarınki. Günümüzde mimari değişik noktalarda değişik bilgilerle insanların kendi ortamlarında devam ettirdikleri bir meslek olmakla beraber çok sayıda mimarın bir arada çalıştığı bir takım çalışması aynı zamanda. Biz çok eskiden beri birbirimizi tanıyoruz, çok da yakınız. Geçen Cumartesi günü 30. yıl kutlaması yapıyordu Dârâ Kırmızıtoprak. Ben de hemen yaşımı büyütüp katıldım bu fırsatı kaçırmamak için.

Mimarların kendi çalışma disiplinleri, alışkanlıkları, hatta daha ilerisini söyleyeyim egolarını bir kenara bırakarak paylaşma ihtiyacı, belki belli bir yaştan sonra daha da kolaylaşıyor. Belki bundan on sene önce olsaydı biz de birkaç deneme yapıp bırakabilirdik. Başladığımızdan beri takım halinde ilerliyoruz. Birlikte çok seyahat ettik. Aynı dönemin mimarlarıyız. Ortak tanıdıklarımız çok. İkimizin de tanıdığı çok işadamı, işveren var. Sadece mimarlarla akademik görüşmeler yapan değil farklı yönlere de odaklanan, ilgiyi başka noktalarda da arayan, başka resimleri görmeye çalışan insanlarız. Bunların getirdiği kolaylıkla çok daha çabuk adapte olduk.

Keyifli paylaşımlarımız var. Dârâ son derece güvenilir ve son derece dürüst ilişkiler kuruyor. Bizim için konuların maddi tarafı hiçbir zaman problem olmadı. Bu da çok önemli. Müthiş bir doygunluk ve rahatlık var. Projelerin iyi olması konusunda farklı yönlerden işe girişiyoruz. Dârâ’nın önemli özelliklerinden birisi müşteriyi de yönlendirmesi. Müşteri de dersini çalışmak, hazırlanmak, işini takip etmek zorunda. Zaman zaman hepimiz onun hızına yetişmeye çalışıyoruz.

Bir taraftan da aramızda her konuda çok iyi iletişim, haberleşme var. Günlük hayatın hızı içinde arada kaçan noktalar olsa da önemli noktaları yakalıyoruz. Öte yandan mimarların hem kendi ofis düzenlerini kuvvetlendirerek collaboration (işbirliği) yapmaları competition’dan (rekâbet) çok daha farklı bir şey. Bunun faydası ise karşılıklı olarak bilgi akışı sağlaması. Tasarım tekniklerinden tutun da ifade tekniklerine kadar, malzeme bilgisi, işi iyi yapan kimler var? Bunları tartışıyoruz. Dolayısıyla hem double check yapmış oluyoruz hem de birimizin güvendiği biri işi sonlandıramazsa hemen öteki taraf takviye ediyor. Bu müşteriler açısından da faydalı bir şey. Bizim için kendi tarafımdan değerlendirirsem eğlenceli, farklı, problemlerle karşılaştığımızda birlikte çözüm üretilebilen, birbirimizi desteklediğimiz bir süreç. Kafamızda hâlâ pek çok proje var. Bazıları bildiğimiz, bazıları son ana kadar uğuru kaçmasın diye saklayıp sonradan birbirimize sürpriz olarak sunduğumuz projeler.


● Bu çalışmalar ne zaman ve nasıl başladı?

Gökhan AVCIOĞLU: Beş yıldır devam ediyoruz.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Gökhan New York’dan döndükten sonra başladık.

Gökhan AVCIOĞLU: Birbirimizi önceden de tanıyorduk. Birlikte yaptığımız seyahatlerden. Çok eskiden şöyle de bir durum vardı: malzeme üreten veya geliştiren gruplar bize referansınızı Dârâ Bey’den aldık diye gelirdi. Dârâ Bey ismi bizim için kapıyı açan bir unsurdu. Son zamanlarda da Dârâ Bey’in ismini verenler de arttı.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Gökhan birçok şeyi anlatmış oldu. Gökhan benim hakikaten hayran olduğum bir mimar. İşin bu tarafını kesinlikle ortaya koymamız lazım. Dostluğumuzun, arkadaşlığımızın başlangıcı da benim onun yaptığı işlere duyduğum hayranlıkla şekillendi.

Yaratıcı ve çılgın tavrı beni de çok heyecanlandırıyor, motive ediyor. Ben iş hayatında ciddi bir tipim. Biraz da çekilmez bir tarafım var. Gökhan’la birlikte olduğumuzda acayip eğleniyoruz, yaratıcı tarafı her şekilde motive ediyor insanları. Bu açıdan çok mutluyum. Ayrıca müthiş bir disiplin içinde de. Paylaştığımız işlerde o kendi üzerine düşenleri zevkle, zamanında ve fazlasıyla yapıyor.

Gökhan AVCIOĞLU: Aman bir sorun çıkmasın, mahcup olmayalım diye daha dikkatli çalışıyorum.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Bizim işbirliğimizi biraz 21. yüzyılın evliliklerine benzetiyorum. Sanki bu yüzyılın evlilikleri de böyle olmalı galiba. Ofisler tamamen ayrı. Birbirinden de zıt yaradılışta insanlarız. Bu kadar sıkı çalışırken de hadi akşam yemek yiyelim

hadi bu akşam da beraber olalım gibi durumlarımız da yok. Dünyaya bakışlarımız da farklı farklı yerlerde. Ben ona çok sevgi ve saygı duyuyorum ama uzaktan sevmek daha hoşuma gidiyor. O da aynı şekilde muhtemelen. Ama birlikte olunca da bu farklılıklar birbirini tetikliyor ve oluşan sinerjiden çok yararlanıyoruz. İşin hem ticari kısmında hem de kreatif kısmında, entelektüel tarafında bu durum geçerli. Keyifli bir beraberlik olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Sanki bu devrin evlilikleri de biraz böyle olmalı. Evlerin ayrı olması gibi.

Gökhan AVCIOĞLU: Buradan evlilikle ilgili özel bir mesajımız yok. Okuyacak kişiler açısından belirtmek isterim.

● Kişisel gelişim eğitimlerinde bu soru sıkça sorulur kişinin davranış tarzını anlamaya yönelik olarak. Eşiniz mi siz mi daha çok risk alırsınız diye? Bu zıtlık tüm dengeli evliliklerde de çok belirgin. Sizde durum nasıl?

Gökhan AVCIOĞLU: Anlattığı kadarıyla Dârâ daha çok risk almış durumda benimle işbirliğine giderek. Ama keyifli bir risk olduğunu belirtti ve olan oldu diye düşünüyorum. Alışkanlık da yaptı.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Gerçekten alışkanlık yaptı. Biz her projede beraber değiliz ama beraber çalıştığımız her projede de çok mutluyuz ve çok güzel sonuçlar alıyoruz.

Gökhan AVCIOĞLU: Bazı müşteriler var. Bizim projelerimizi ilginç buluyorlar, beğeniyorlar ama kendi projeleri öyle olmasın istiyorlar. Bizi düzeltmek istiyorlar. Kafalarında farklı şeyler oluyor. Böyle müşterilerin bizlerle ayrı ayrı zaman geçirdiği çalışmalar da oluyor. Bir tarafla daha çok zaman da geçirebiliyorlar. Bizim açımızdan da iki taraflı test etme olanağı yaratıyor. Bu sırada proje de ilerlemiş oluyor.


Dârâ KIRMIZITOPRAK: Farklı muhataplarımız oluyor tabi. Bana daha yakın veya Gökhan’a daha yakın olabiliyorlar bakış açısı olarak. Bazen ben kötü adam oluyorum o iyi adam oluyor. Bu tip rol değişiklikleri de projeye çok katkıda bulunuyor. İşin teknik ve kreatif tarafının dışında psikolojik tarafı da var. Hep beraber olduğunuzda çok farklı ses çıkabiliyor. Pazarlama müdürünün, satış müdürünün ajandası farklı oluyor; imalat müdürünün ajandası farklı. Ortaklar arasında farklı mütalaalar oluyor. Biz bu ortamlarda bize daha yakın olan kişileri de yanımıza alıp farklı sonuçlar alabilme, neticelendirebilme açısından avantajlar elde ediyoruz. Herşey bir tarafa, her iki ofisten de mükemmel işler çıkıyor. Biz mesleğin çok zirvesinde işler yaparken kozmetik tarafını da kolaylıkla halledebiliyoruz. Bazen esprilerle, bazen baskı ve kurallar koyarak. Sonuca ulaşmak için bu yollara ihtiyaç var. Burada ofisimizden birçok arkadaşımızla da bir aradayız. Bu onlar için de bir ders gibi olmalı. Mimarlık dediğimiz kurumun idari gruplarla, hükümetle, belediye ve bu gibi organizasyonlarla son derece ilişkili ve onların ne demek istediğini kavrayan, onlar için çözümler üreten, kendi çözümünü sanki onların fikriymiş gibi ortaya koyabilen bir esneklik içinde olması gerektiğini düşünüyoruz.


● Birlikte çalışma kültürünün bir sinerji yarattığını görüyoruz. Ekip olmak ne ifade ediyor sizin için? İki ayrı ofiste aynı ekibin parçası gibi tek ve büyük bir ekip olarak çalışmak hakkında neler söylemek istersiniz?

Müge TAN: Dârâ Bey ve Gökhan Bey birbirlerini çok güzel dengeliyorlar. Birlikte toplantılara girdiğimizde güzel bir paslaşma var aralarında.

Gökhan AVCIOĞLU: Bize fazla iş kalmıyor diyor yani.

Ozan ERTUĞ: Gökhan Bey insanı rahatlatırken Dârâ Bey bir anda onları sıkıştırıp konsantre olmalarını sağlayıp bir anda hızla sonuca gidiyor, şaşırıp kalıyoruz.

Leyla MOROVA: Bence de iki ayrı karakterler ama birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar. Hatta uzak bir memlekette bulunduk aynı ekiple birlikte. Çok enteresan, birinin sözünün bittiği yerde diğeri başlıyor. Birinin zorlandığı noktada ötekisi toparlıyor. İki ayrı karakterler, iki zıt kutuplar, ama birbirlerini çok güzel çekiyorlar. O yüzden işler de çok güzel tamamlanıyor. Bitince sonu çok güzel oluyor. O nedenle ben bir tarafta çalışıyorum ama öteki tarafı da çok seviyorum. Orada çalışan ekip arkadaşlarımızı da seviyoruz.

Gökhan AVCIOĞLU: Bizim kullandığımız yazılımlar bile zor entegre oluyor. Yani olabilecek en zıt iki yazılımı seçmişiz.

Dilek AKYOL: Sonuç olarak; iş yaptığımızda çok iyi anlaşıyoruz. Yani telefonla konuşuyoruz ve aynı projede bir araya geldiğimizde hiçbir arkadaşımızla sorun yaşamadık.

Ozan ERTUĞ: Bazen Gökhan Bey ile Dârâ Bey işin ucunu açık bıraktığı zaman kesin böyle isterler tamam bu şekilde tamamlayalım şeklinde çalışabiliyoruz.

Leyla MOROVA: Bir de buradaki arkadaşlarla uzun yıllardır çalışıyoruz. Dârâ Bey’ i çok iyi tanıyoruz. İsteklerini de biliyoruz. Gökhan Bey’i de artık çok iyi tanıyoruz. Güzel bir ikili bu ikili. Biz de mutluyuz birlikte çalışmaktan.

Müge TAN: Onlar nasıl dengeliyorsa birbirlerini biz de ekip olarak dengeliyoruz. Aynıyız aslında. Biz Gökhan Bey gibiyiz, siz Dârâ Bey gibisiniz.

Mehmet BAYKARA: Evlilik gibi bahsettiler, biz de çocuklarıyız, onlardaki mutluluk bize de yansıyor.

Dilek AKYOL: Onlar bizim ebebeynlerimiz. Biz çocuklar da, o ebeveynler den aldığımız huylarla birbirimize yetişiyoruz.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Biz aslında daha önce böyle grup oturumları yapmalıymışız aramızda. Size kısmet oldu. İşin sonunda birbirimizi çok seviyoruz diyerek sarılıp çıkacağız sanırım buradan.

Gökhan AVCIOĞLU: İnşallah bu oturumdan sonra da aynı şekilde devam ederiz.

Ozan ERTUĞ: Mesela farklı motivasyonlara ihtiyacım olduğunda sadece Gökhan Bey’le değil Dârâ Bey’le de oturup konuşuyoruz. Beraber toplantıya gittiğimizde gerçekten ikisiyle de konuşuyoruz ve paylaşıyoruz. Çok rahatız.

● Birlikte çalışmak çok önemli bir kültür. Peki sizce bunun anahtarı nedir?

Ozan ERTUĞ: Mesela; farklı motivasyonlara ihtiyacımız olduğunda sadece Gökhan Bey’le değil, Dârâ Bey’le de oturup konuşuyoruz. Beraber toplantıya gittiğimizde gerçekten ikisiyle de konuşuyoruz ve paylaşıyoruz. Bir rahatlığımız var. Yani çok, çok rahat bir durumumuz var. Anahtarı, bence kendi oluşturdukları bu çerçeve ve çok güzel.

Gökhan AVCIOĞLU: Ara sıra bazı projelerin gelişiminden, sıkışıklıktan ya da çalışma disiplininden dolayı ortak bir ofis konusunu da konuştuk. O kapı hâlâ açık. İki ekibin geçici süre kullanabileceği bir ofis de olabilir diye diye düşündük ama sonra baktık ki bugünkü teknoloji sayesinde de bu böyle. Mesela, kaygılar büyüktü; zaman mı kaybettirir, yetişebilir miyiz, yetişemez miyiz, yapabilir miyiz diye. Fakat, galiba biz işimizde oldukça hassas davranıyoruz. İşlerimiz hangi ölçekte olursa olsun - mesela, bizim 300.000 m2‘ye yakın projemiz de oldu bir seferde - gördük ki müşterilerimiz bizim kadar hızlı hareket edemiyor. Acaba nasıl yetişebilir miyiz? Yapabilir miyiz? İki grup da müşterilerine mahcup olmak istemeyen, işin kendisine mahcup olmak istemeyen gruplar. Bize işlerini teslim eden insanlara gerçekten velinimetimiz gibi davranıyoruz. Ama görüyoruz ki işlerin kendi doğasından kaynaklanan bir sebeple herşey o kadar hızlı olmuyor. O yüzden bir gün farklı bir pozisyon oluşturabiliriz. Bunlara hep açık davranıyoruz ama hakikaten yazılımlar dahil hep farklı şeyleri seçmişiz. Ama bunlar hiçbir zaman işin yürümesine engel teşkil etmiyor kesinlikle.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Ve samimiyet... Hakikaten Gökhan az önce onu vurguladı: Olgun gruplar bunlar. Mesela ben çok rahatlıkla Gökhan’la hiç konuşmadan Ozan’la işi halledebiliyorum, Müge’ye bir şey söyleyebiliyorum. Yani işin iyi gitmesi için herkes birbiriyle çok rahat ilişki kurabiliyor. Biz bir proje ürettik mesela o projede baktık duvara vurur gibi olduk hemen Gökhan aradı, araya girdi toparladı ki benim motivasyonum kırılmıştı projeye karşı o an mesela. İşveren çok üst düzey bir yönetici ve Rusya’nın önemli bir işadamı. Yani o anlamda işimize de yarıyor böyle şeyler.

Mimari grupların biraz farklı farklı açılardan bakıyor olması da esasına bakarsanız müşteri açısından da bir avantaj. O anda Gökhan girdi ve hadiseyi bambaşka bir şekilde toparladı ve kaldığımız yerden aynı şekilde aynı motivasyonla devam ettik.

Gökhan AVCIOĞLU: Unutulduk artık. Adam hatır bile sormuyor.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Beni de aramıyor. Şu anda Leyla devrede. Şimdi son perdeler takılıyor, halı seçilecek. Acayip güzel ev oldu. Böyle bir şey yok. İtalyanlarla mobilya işini hallettik. Gene İtalyan firmalar mermer işlerini falan çözdüler. Yani genelde herşeyini çizip biz yaptırıyoruz ama adamlar bize ekstra katkıda da bulundular. İtalyanların projeye katkısı inanılmazdı. Gerçekten çok gurur duyacağımız iş oldu.

● Nasıl başladı birlikte çalışma süreci?

Gökhan AVCIOĞLU: Şöyle benim hatırladığım kadarıyla, herhalde bir 15 seneye yakın oldu değil mi? Biz gezerken tozarken konuştuk. Ya birlikte ne yaparız falan filan diye sorarken flört yıllarımız. Sonra ben yurt dışındaydım, dödükten sonra böyle bir iki tane deneme yaptık.


Bir seferinde, sunum yaptığımız grup çok uzun yoldan geldi. Dârâ Bey çok güzel simit kaşar peyniri falan hazırlatmış onlar için. Bizim hazırladığımız şeylere bakmadılar. Sanırım Dârâ bey onlara hayatlarında yiyebilecekleri en pahalı simit kaşar peynirini sunmuş oldu. Çünkü verdikleri konsept proje parası tamamen kaşar peynire gitti. Hiç bakmadılar projeye diyebilirim.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Biz adamlara hayal edemeyecekleri şekilde çok emin sunduk projeyi. Bizim projeyi yapamayacağımızı düşünüp gittiler.

Gökhan AVCIOĞLU: O konsept projeye ödedikleri para karşılığında bir toplantı, sadece kaşar-simit gibi bir şey oldu. Simit firmaları bile henüz öyle bir catering yapmamıştır. Bu projeyle biz karşılıklı olarak ne yapabileceğimiz potansiyelini görmüş olduk. Biz müşteriyi unuttuk. Fakat aynı grup bize başka bir proje için geldi. Ve de bize biraz çıkıştılar ilk başta. O gün, siz nasıl oldu bize hiçbir şey anlatmadınız, sadece kaşar peyniri yedik o bütçeyle falan dediler. Biz de dedik ki, biz size anlatmaya çalıştık siz hiç bakmadınız bile.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Samimi bir itirafta bulundular aslında, biraz detaylandıralım. “Biz sizin ne seviyede olduğunuzu fark edemedik bile. O kadar güzel şeyler sundunuz ve biz o noktada değildik. Ama aradan iki sene geçti ve biz şimdi oraya geldik. Lütfen siz bize yeniden bu projeyi yapın.” dediler.

Gökhan AVCIOĞLU: Autopia projesi mesela öyle çıktı. Öyle bir şeyler oluştu dolayısıyla. Onlar açısından da boşa gitmedi bizim için de. Bazen böyle iki kişi, aralarındaki potansiyeli o anki ortam ne olursa olsun kendi alanında daha iyi fark ediyorlar. Biz galiba o gün daha da iyi fark ettik daha iyi neler yapabileceğimizi. Durum öyleyse bir de şöyle yapalım oraya da bakalım şununla da konuşalım şöyle olsun diye konu değişti. İşte bu deneme proje oldu. Ama ikimizde de şöyle bir şey var; böyle mesela bugün de görüştük hadi bir araya gelelim bir şeyler yapalım diyenler var. Cami yaparlar, park yaparlar kanal yaparlar falan. Biz onların o enerjilerini anlamıyoruz. Yani reel müşteri olmalı. Reel bir anlaşma bu. İsim vermeyelim ama hakikaten o cevvalinde boşa giden bir enerji tarafı var. Reel olunca bu iş keyifli oluyor. Yoksa benim bu konuda bir düşüncem var, ben burada şöyle bir şey yapayım, söyle bir şey düşüneyim falan. Türkiye de öyle bir ortam değil, bunların geliştirebileceği. Çünkü çok hızlı değişiyor, kondisyonlar değişiyor. Böyle tutup da aynı yer için bir şey düşünebilirsiniz. Oraya bina geliyor hastane açılıyor, alttan geçiliyor, üstten geçiliyor; siz projeyi bitirene kadar, eğer reel değil ise onun gerçekliği değişiyor.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Tabi bir de müşterileri de eğitmek gerekiyor. Gayet sabırlı bir şekilde, bazen de agresif bir şekilde müşteriyi eğitiyoruz.

Gökhan AVCIOĞLU: Tabi tabi yani bir takım istekler ve koşullar zaten gelişmiş oluyor. Zaten dediğim gibi güzel tarafı da o bir yere birisiyle bir şey geliştirmek. Zaten çok meşgul herkes. Bir şeyi geliştirmeye vakit de yok aslında zaten çok ihtiyaç var çok konu var.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Onlar da çok iş yapıyor biz de. Bazı işlerde beraber olursak daha iyi olacak diye onlar geliyor. Bazı işlerde “Gökhan bana şu projede el ver hadi beraber yürüyelim.” diyoruz. Böyle işliyor. Yoksa “Aman Dârâ Bey’le Gökhan Bey’i bir araya getirelim de şöyle bir iş çıksın.” gibi değil. Biz birbirimizi zaten işe göre seçiyoruz. Gökhan katılırsa bu işte daha iyi oluruz, ya da Dârâ bu işe dahil olursa biz rahatlarız veya her işte onun beni ortak etmesi ya da benim onu ortak etmem gibi bir durum da yok. Çünkü zaten çok sıkı gruplar bunlar. Ama ben kendi adıma bazı mimarların böyle kerameti kendinden menkul adamların nasıl bu kadar cesur ve bu kadar kendine güvenerek bazı işler yaptıklarını anlamıyorum. Ortaya da saçma sapan şeyler çıkıyor. Bazen yardıma bile ihtiyaçları olduklarının bile farkında değiller. Kendisinin nerede eksiğinin olduğunu, nerede katkısı olabileceğini hissedebilmesi bile insanın gelişmişliğiyle ilgili bir hadise, biraz olgunlukla alakalı bir şey. Her projeyi mükemmel yapma konusunda herkesin yeterli bir altyapısı olmakla beraber, birlikte olduğumuz zaman daha fazla şeyler yapabileceğimizi hissettiğimiz birçok farklı gruplar da var. Biz ortaklaşa işler yaparken zaman zaman bize dahil farklı gruplarla projeyi daha ileri götürebiliyoruz. Bunlardan niye istifade etmeyelim, niye daha büyük kalabalıklarla daha büyük bir sinerji oluşturup hareket etmeyelim? Bu biraz olgunluk, kendine güven meselesi.

Ozan ERTUĞ: Bir de ben Dârâ Bey’le Gökhan Bey’in işlerinde çok duyduğum ve gerçekten çok iyi bir enerjiyle ilerleyen bir şey gördüm: Niyet ve kısmet. Yani hiçbir şeyi zorlamamak. Eğer bir oluşumun küçük bir tohumu atılmışsa niyet ve kısmet çerçevesinde bir şekilde bir araya geliniyor, bir yerde hiç beklenmedik bir şekilde başlıyor ve devam ediyor. Programlanmış bir şey yok. Kurallarla belirlenmiş değil de daha spritüel bir bakış açısı var.

● İki farklı ekibin ayrı tasarım yaklaşımları var. Birlikte çalışırken ortak bir tasarım dili oluşuyor mu?

Gökhan AVCIOĞLU: Tabi bunun insanlara yansıması biçimsel gibi görünebilir ama bizdeki yaklaşım biçimsel bir yaklaşım değil. Öncelikle birinin ya da bir grubun işine yarayan bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bunun arazi durumu var, belediye durumu var, imkânlar durumu var. Bu noktalarda mantıklı sebeplerle ortaya konmuş herşeye ikimizin de, iki tarafın da gönlü açık. Zaman zaman müşterilerimizin bazı talepleri oluyor, onların da bazılarına kabul diyoruz. Bize garip geliyor ama kabul diyoruz. Fakat burada en önemli şey biçimin oluşmasından önce yaptığımız kabuller. Hangi sebeple orada olsun, o tarafa mı yakın olsun, bu tarafa mı olsun, şu tarafa mı olsun? Karşı tarafın gönlü olsun diye birkaç alternatifimiz de oluyor. Müşteriyle karşılıklı ilişkimizde egoyu bir kenara koyuyoruz.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Mesela buna güzel bir örnek Gölmahal projesi. Güzel bir vaziyet planı vardı ve onun içersinde birtakım binalar yerleşmeye başladı. Vaziyet planı mükemmeldi. Gökhan onu çok güzel organize etti. İçindeki binalarla alakalı onun yapmış olduğu çalışmayı mesela ben çok beğenmiş olmama rağmen bizim alternatifin üzerinde durdu müşteri. Çok önemli değil zaten biz nasıl olsa onu çok zevkle yapmışız, çok gururla yapmışız, başka projede kullanabiliriz. Newada projesi mesela. Üç ayrı alternatif çıkarmıştık hiç unutmuyorum. Hepsi birbirinden güzel hangisini seçeceğiz?

Müşterilerin de büyük bir şansı oluşuyor tabi bu kadar verimli ofisler. Bizimle çalışanlar şanslılar gerçekten.

Gökhan AVCIOĞLU: Ben onları unuttum bile.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Bir de çok hoş bir esprimiz var. Eğer bunda olmazsa başka bir projede kullanırız falan gibi.

Gökhan AVCIOĞLU: Aslında o konuda moda dünyası daha rahat ve ürettiği kreasyonları bir sonraki olmazsa bir sonraki ya da sonbahar olmazsa biraz değiştirip yaz sezonuna; hele bir de şimdi mevsimler de Avustralya’da yazken Norveç’de kış olduğundan, farklı ülkelerde sunabiliyorlar.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Hakikaten üretken firmalarız biz yani hakikaten kreatif anlamda çok şeyler üretebiliriz ve bundan çok gurur duyuyorum. Bir de aslında müşterinin bu kadar hassas davranabilecek bir altyapılarının da olduğunu zannetmiyorum. Yani sonuçta konu gelip biçimsel bir şeye dayanıyor. Yani beğenmemesinin sebebi, anlamamasının sebebi aslında, bence başka bir yere takılmasından kaynaklanıyor.

Gökhan AVCIOĞLU: Çok dinamik bir ülkedeyiz. Mesela bugünlerde 1+1 istenirken birdenbire o bölge başka bir bölge haline gelmeye başlıyor. Otel diye başlanan bir konu apart’a dönebilir. Apart diye başlayan bir konu otele dönebilir. Özellikle İstanbul çok dinamik. O nedenle çalışan grupların bizim için kolay, ensek olabilen, konulara çok yakın, alakalı insanlar olması önemli.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Yalnız mimarlık yapmıyoruz yani. Doğru danışmalarla işbirliğinin yapılması, yangın önleminden tutun da yatırımının geri alınmasından müşterilerinden hedef kitlesine kadar hakikaten her şeyiyle çok ilgiliyiz.

● Sorunlar ortaya çıktığında bunları nası çözümlüyorsunuz? Birlikte çalışmanın avantajları olduğu kadar dezavantajları da oluyor mu?

Ozan ERTUĞ: Sorun dediğiniz şey bizim için challenge gibi, biz öyle bakıyoruz. Zaten sorun olmazsa potansiyelimiz düz bir çizgide devam eder. Projede her şeyin mükemmel gitmesi zaten mümkün değil. Sorunların çıkması demek, onları çözmek için bir efor sarf etmek ve o eforun sonucunda güzel bir şey elde etmek demek.

● İki ekip arasında iş bölümü ve koordinasyon nasıl sağlanıyor?

Dârâ KIRMIZITOPRAK: İş tarifleri baştan düzgün yapılıyor. Yani herkesin, her grubun ne iş yapacağı baştan bir şekilde belli. “Ben bunu hallediyorum, sen bunu hallet.” gibi konulara ayırdığınızda sorunsuz çözülüyor. Öyle olunca kimse kimsenin işine de karışmıyor. Kim neyi üstlendiyse en iyisini yapıyor. Dolayısıyla iki gurubun çok iyi anlaşabilmesi için ikisinin de çok iyi olması lazım. Biz hakikaten ikimiz de çok iyi gruplarız, bunu gururla söyleyebilirim, tevazuya gerek yok. Yaptığımız işler hakikaten çok güzel.

Gökhan AVCIOĞLU: Layık olunmaya çalışılıyor biraz da. Yani böyle bir güzellik kaybolmasın istiyoruz.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Bir de müşteri iyi kavranıyor yani hedef kitle doğru anlaşılıyor. Kime hizmet ettiğiniz nasıl organize olmamız gerektiği yani hizmet ettiğin insanı birkaç tık ileri götürmek, çok fazla da değil.

Gökhan AVCIOĞLU: Birbirinin üzerinden vazife atma durumu da yok. “Tamam bunu bana bırak” gibi iş bölümümüz de var. Bence bu çok güzel bir şey.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Acaba hakikaten başlangıçta ortak olsak böyle bir şey olabilir miydi o duyguyu çok merak ediyorum.

Gökhan AVCIOĞLU: Okuldan, hayattan bazı beraberlikler oluyor. Mesela Doğan Tekeli ve Sami Sisa. Ben onlara baktım. Herşeylerini beraber yapmışlar birbirleriyle güzel anlaşmışlar. Ben ikisi arasında şöyle bir şeye şahit oldum. Bir proje için biz onların bulunduğu bölgedeydik. Proje muhitinden saygı olarak onay almak istedik. Doğan Bey mesela öyle bir konuştu ki hani bu proje kalır diye düşündüm. Ben böyle hayretler içersindeyim, “Bilmiyorum, Sami ne düşünüyor?” dedi. Sami Bey de “Valla ben beğendim.” dedi. Ondan sonra öyle deyince “Tamam o zaman.” dedi Doğan Bey de ve bitti. Ben hayretler içinde kaldım. Ama ilginç bir denge var ikisi arasında ki bu şey çok rahatlatıcı. Ondan sonra, hadi bir şeyler yiyelim içelim, dedik. Ondan sonra onlar tavla oynadılar ve böylece bambaşka bir havaya büründü iş. Şimdi bu, onların tamamen kendi kişiliklerini koruyarak geliştirdikleri birşey. Çoğu zaman ayrı ayrı, Doğan Bey ve Sami Bey’le de ara ara birlikte olduk. Mesela Herzog&de Meuron’da görüyorum ben aynı durumu. İki ayrı kişilik gerçekten. Birisi daha konuşkan, daha girişken, ofisin sözcülüğünü yaparken de Meuron daha geri planda ama ofis ortamında de Meuron’un daha çok etkisi var. Bir kaşıyla, görünüşüyle, duruşuyla bir yerde yürürken falan kaçışıyor insanlar. Şimdi böyle dengeler ilginç oluyor çünkü biz bunu beraber değilken uzaktan bugünün teknolojisiyle yapıyoruz. Birşey olunca bir birbimize haber veriyoruz. “Bu böyle olur, şöyle olur, ben bu konuşmayı yaptım, ben bunu yaptım.” Burada böyle bir durum var. “Şununla mı devam edelim, bununla mı yapalım?” gibi. Üçüncü partilerle de ilişkimiz oluyor. Onlar konusunda da birbirimizin tecrübesine hemen cevap veriyoruz. “Tamam, bunu yapalım, bunu değerlendirelim, bununla devam edelim. Memnunsak niye başka biriyle devam edelim?” diyoruz. Orada bir yorulma aşınma varsa bunu yeni bir gurupla telafi etmeye çalışıyoruz. Zaman içinde geldiğimiz tecrübelerin çok ciddi etkisi var belki de. Kişisel olarak tek başımıza, ekiplerin de yürüttüğümüz tecrübelerin de faydası var.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Tabi dünyaya temiz hislerle bakılmalı. Ben öyleyim ve Gökhan’da da onu görüyorum. Temiz bakıyor adam. Yani böyle olunca da anlaşmak pek zor değil.

Gökhan AVCIOĞLU: Çok istediği bir şey ise mesela Dârâ’nın, ben ona hemen imzamı atarım.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Mesela o bana o anlamada hemen anlayış gösteriyor. Ben ona anlayış gösteriyorum.

Gökhan AVCIOĞLU: “Ben böyle bir şey düşündüm; böyle bir şey yaptım. Bir sebepten dolayı ben bunu böyle istiyorum.” dese hemen imzamı atarım. Ben de onun yerinde olsaydım böyle bir karar verebilirdim diyebiliyorum. Bu çok güzel bir şey.

● Birlikte gerçekleştirdiğiniz son projeler hangileri?

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Şu anda Ak Sigorta’nın olduğu binanın üzerinde 20.000 m2 lik bir otel projesi üzerinde çalışıyoruz. Henüz işletmeci firma belli değil. Proje hangi firma ile daha başarılı olabilir, hangi işletmeci grup seçilirse daha uygun olabilir gibi gene bize danışmanlık yapan bir firmanın rehberliğinde altyapısını yaptık. Belediye ile bir yandan ilişkilerimiz devam ediyor.

Gökhan AVCIOĞLU: Autopia bitti, Newada var devam eden. Bir ev projemiz var Rusya’da.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Diyarbakır’da güzel bir çalışmamız olacak inşallah. 90.000 m2 karma kullanımlı bir iş. Diyarbakır’ı önemsiyorum aslında. Bu barış ortamında Diyarbakır çok önemli bir merkez haline gelecek. Bunu gören bazı yatırımcılarımız var. Tebriz’de güzel bir alışveriş merkezi yaptık. Birkaç ay önce açıldı. Sahibi Eromi ailesi ile konuşuyorum. İnsanlar oraya girerken, orada bulunurken sanki kendilerini yurt dışında bir yere gitmiş gibi hissettiklerini söylüyorlarmış. İran’ın başka şehirlerinden gelip insanlara kendilerini yurt dışında hissettiren, kendilerini biraz daha özgür hissettiren, böyle bir misyonu üstlenmiş bir alışveriş merkezi yaptık.

Gökhan AVCIOĞLU: Bu arada bunu da söylüyoruz varsa alışveriş merkezi isteyen hazır geliştirilmiş projeler mevcut.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Cepte olan projeyi uygulayalım falan derken bambaşka güzel bir şey çıkıyor yani hakikaten çok şanslıyım.

Gökhan AVCIOĞLU: İmar da enteresan bir şey yani hani bir yere hemen adapte etmek çok kolay olmuyor. Mutlaka başka bir şey oluyor. Bütün herşey ona doğru gitmiş olsa da son dakikada bir nedenden başka bir şey oluyor.

Ozan ERTUĞ: Şimdi bazen grupta geciktiğimiz şeyler oluyor. Ben Gökhan Avcıoğlu ve Dârâ Kırmızıtoprak birlikteliğinde şöyle bir şey görüyorum: Beraber zamanı bükebiliyorlar bence ve kaliteli bir iş varsa, müşteriler ile birlikte karar verilmiş bazı zamanlarda daha iyi bir yere gidebilmesi adına zamanın tekrar programlanabildiğini gördüm. Mesela bizim gerçekten çoğu zaman yetiştiremiyoruz dediğimiz yerde zaten orada bir problem var ve bu bakış açısı tüm enerjide problem var hemen ufak bir düzeltme yapmamız lazım. Bunun için ekstra zamanı konuştuk ve aldık diyorlar ve birden biz böyle hem o stresle girip bir anda oh rahatladık gibi tepki veriyoruz.

Müge TAN: Zamanımız olsa da olmasa da iki ekipte de saat ayrımı yok. Yani beşte çıkmak altıda çıkmak diye bir şey yok. İş bitince çıkmak diye bir şey var. O yüzden süre tanınmasa bile bitmesi gereken zamanda her şey bitiyor. Yani 1 saat öncesi 1 saat sonrası yok. Herkesin sorumluluğu belli.

● İş-özel yaşam dengesi nasıl sağlanıyor? Öncelik nasıl belirleniyor?

Müge TAN: İş öncelikli. İki örnek var önümüzde, iki mimar için de önce işleri geliyor. Çünkü mesleklerine o kadar sahip, o kadar hakimler ki o kadar meslekleriyle yaşıyorlar ki… Orada yaşadığınız zaman siz de mesleğinizi severek yapıyorsunuz, zaten severek okumuşsunuz, çalışıyorsunuz. Hep söylerim, sevmezseniz yapamazsınız bu işi, mümkün değil. Çünkü onunla yoğruluyorsunuz. Her bakışınız, her hareketiniz, her sözünüz mimarca. Arkadaşlarım da yaşıyordur mutlaka, eve gittiğinizde eşiniz de söylediğiniz cümleden yola çıkarak “Sen hâlâ iştesin galiba!” diyebiliyor. Onlar işle yaşıyorsa biz de işle yaşıyoruz ve iş öyle gidiyor aslında. Tabi ki hepimizin özel hayatı, özel bir başka yönü var ama biz galiba işimizle beraber özel hayatımızı birleştirmişiz. Entegre gidiyor hepsi beraber.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Mimarlık öyle bir şey zaten. Kendinizi soyutlayamazsınız. Her şeyi tertiplemek, düzenlemek, organize etmek o insanın içine işliyor. Bence hakikaten çok özel bir meslek bu. Biz hepimiz çok şanslı insanlarız mimar olduğumuz için.

● Ofisin en vazgeçilmez eşyası, en önem verdiğiniz ürün hangisi? Ofis mobilya üreticilerinden nasıl ürünler üretmelerini bekliyorsunuz?

Ozan ERTUĞ: Koltuk ve onun üzerindeki sırt aparatı.İnce, zarif ve kullanışlı olmalı. Olabildiğince ince ama sağlam olacak.

Müge TAN: Benim ofiste bir sürü eşyam oluyor kıyafetlerim, makyaj malzemelerim. Özel hayatla ofis birlikte gidiyor, eve gidemiyorsam kıyafetim ofiste var. Bunun için en çok ofiste bir dolaba ihtiyacım var. En önem verdiğim ürün de dolap. Bizim ofisimiz tarihi bir bina olduğu için onun atmosferini, ağırlığını bozmayacak, parkeye zarar vermeyecek tabi ki zarif ürünleri tercih ederim.

Sinem ALTAY MARRONE: Masa olabilir. Portatif masa. Şu anda en çok ona ihtiyacım var.

Mehmet BAYKARA: Benim ofiste vazgeçilmezim keson. Gökhan Bey’in her seferinde görüp bu kimin dediği bir kutum var benim. Sevmiyorum gezerek alışveriş yapmayı. Online alışveriş yapıyorum. Kutular falan hoşuma gidiyor. Tasarımcının da beğendiği, güzel olan, ergonomik diyebileceğim bir şey olmalı keson.

Leyla MOROVA: Benim ihtiyacım kocaman bir masa. Toplantı için kocaman bir masa benim işimi görür. Ama sesiz olmalı, yorucu olmamalı, kendini öne çıkarmamalı, o yalnızca çalışmak için bir platform olmalı. Yani her anlamda görsel ve işitsel her anlamda nötr bir şey olmalı.

Dilek AKYOL: Benim için olmasa olmaz kalemler ve kâğıtlar. Bilgisayarda çiziyoruz ama ben kâğıt ve kalemin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Beyinden elinize geliyor düşünceler, duygular… Kâğıt kalemden sonra bilgiyi teknolojiye aktarıyorsunuz. Teknoloji çok güzel, çok ileri gidiyoruz belki hep ama kalem kâğıt beyninizden elinize aktarılanı oraya döken o. Şu anda en uygun ürün doğayla bütünleşen malzemeler. Bu çok önemli geliyor bana artık çünkü doğa bir şeyleri yok etmediği zaman kötüleşiyor. Daha kötü bir dünyaya gitmemek için sizin de mobilyalarınız doğayla uyumlu olsa, doğal malzemelerle olsa, doğal renklerle olsa daha mutlu olunur diye düşünüyorum.

Güven ERMAN: Ben 3D yaptığım için mouse en önemli şey tabi ki. Onun dışında da sade ve fonksiyonel mobilyalar, fazla karmaşıklıktan uzak 3D’lere ya da bilgisayarıma odaklanabileceğim bir mobilya tarzı olursa güzel olur diye düşünüyorum.


Gökhan AVCIOĞLU: Ben Dârâ Bey’den daha büyük ve geniş bir ofis rica ediyorum. Daha rahat edebileceğimiz, sıkıntıya düşmeyeceğimiz, önümüzdeki zamanlarda kendimize bir bina inşa edeceğiz artık. Birde şöyle bir şey var bizim aramızda konuşuyoruz da gayrimenkul sektörünün içinde olduğumuz için Dârâ gerçekten o konuda farklı mimarlardan bir tanesi. Herkes adına, ofis adına, kendi adıma, hepimiz adına, etraf adına gerçekten iyi noktalara ateş eden birikimler de yapıyor. Yani mimarlar için önemli bir şey genelde mimarlar işinin içine dalıp mütevazı konuşmalar yapıyoruz ama iyi atışlar da yapmak gerekiyor. Ağır da konuşuyoruz yani bazı yerleri biraz mimarcası olabilir. Eski bir yapının restorasyonu veya başka bir şey olabilir. Bize yakışan, kendi birikimlerimizle de yapabileceğimiz şeylere bakıyoruz aslında.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Tabi yani mimarlık ofisinin bir geliri olması lazım ki nereden baksanız 30-35 kişi bir arada maaşıyla beraber ciddi bir ekonomi anlamına geliyor. Yani her ay o maaşların ödenmesi, o ofisin  giderleri, bütün ofisin çeşitli fuarlara, çeşitli ziyaretleri katılabilmesini örgütlemek hakikaten küçük çaplı bir servet. Bunu organize etmek ve çalışan personelin standardını belli bir seviyede tutabilmek önemli bir efor. Mimarlık ofisini bu şekilde yürütebilmek içinde iyi bir şekilde pazarlamanız lazım. Hakikaten hizmetimizi doğru bir şekilde pazarlamamız lazım. Yani zengin olmak multimilyarder olmak gibi bir hedefimiz yok ama çalışan insanların herkesin evini geçindirdiğini düşünürsek ve belli bir standartta yaşamalarını sağlamak anlamına geliyorsa ve de bunların sigortası vergisi yasal bazı prosedürler falan ciddi bir rakam ciddi bir ekonomiden bahsediyoruz. Hani hadisenin işadamlığı olduğunu önemsememiz gerekiyor.

Ayrıca biraz önce de Dilek oradan bahsetti. Kalemin ucunda 90.000 m2 dediğimiz bir şeyi küçük bir A4’ün içinde tasarlayıp bitirebiliyorsunuz. Sıkı bir işbirliği varsa ekibin içersinde, küçük birkaç detayla bir anda ayağa kalkıveriyor proje. Bizim üstünde aylarca çalıştığımız hadise A4’ün içinde bitiveriyor. Çok önemli yani kâğıt ve kalem ben de aynı fikirdeyim. Mimarlık ofisinin içinde en önemli gereçler onlar.

Gökhan AVCIOĞLU: Bir de şiiri ve duygusallığı da çok yüksektir çok da önem veriyor böyle şeylere. Mesela servet kelimesini ondan daha iyi kullanan duymadım. Yani o servet nasıl bir şeydir yani maddi rakamsal hiçbir karşılığı şeyi yok.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Ben mesela 51 yaşındayım artık ve bakıyorum o ofisteki arkadaşlarımla o kadar uzun zamandır beraberiz ki bir şeyleri onlara emanet edebiliyorum arkamı dönüp tatile gidebiliyorum aklım bu tarafta kalmıyor. Bundan büyük başka bir servet olamaz hakikaten. İşte dediğim gibi Gökhan’la (Gökhan İMRE) bir 25 senedir beraberiz değil mi? Yani herhalde Dilek ile 20 sene olmuştur, Leyla ile15 sene olmuştur, Güven daha yeni esasında ama ben yılları çok önemsiyorum o yıllar bizim servetimiz.

Ozan ERTUĞ: Ayrıca içinde olduğumuz ve düşünmek zorunda olduğumuz konularla ilgili özellikle teşekkür etmek istiyorum Gökhan Bey ve Dârâ Bey’e. Kesinlikle hiçbir şeyden kaçınmazlar. Çünkü ben mimarlığın, çizmenin ve tasarlamanın bir deneyim işi olduğunu düşünüyorum. Ve o konuda hiçbir şeyden kaçınmazlar. Eğer söz konusu olan bir Bulgari oteliyse dünyadaki Bulgari otellerini gezmek ve deneyimlemek lazımdır. Kesinlikle bunu deneyimleyen, tasarlayan kişinin de onu yaşaması gereklidir ve bunu yaşar. Yaşamadan zaten yapması mümkün değil. Dergilerden, kitaplardan karıştırarak bir yere kadar. O deneyimi bize vermiş olmaları bize sahip olduğumuz en önemli şeyleri sağlıyor.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Benim çok beğendiğim bir çizgileri var gurubun. Yani istifade ediyoruz kullanıyoruz yakındanda takip ediyoruz esasına bakarsanız bu sohbetten sonra biraz daha ağırlıklı bir şekilde ilgi gösterelim şimdi ekibi de buraya toparlayalım. Şu sohbeti keşke bütün ofisi toplayıp bütün personelle beraber yapsaydık.

Gökhan AVCIOĞLU: Biz yurt dışında proje yaptığımız veya orada yaşadığımız için söylüyorum, her ülke kendi ülkesindeki üretim guruplarıyla çalışıyor. Çinliler Çinlilerle çalışıyor. Türkler Türklerle, Fransızlar Fransızlar ile ve hazırladıkları projelerin dokümanlarına bu tür şeyleri koyuyorlar. Türkiye’de üretim geliştikçe bizde çok rahatlıkla göğsümüzü kabarta kabarta, hakikaten gurur duyarak Türk markalarını özellikle yabancı projelerde listemize rahatlıkla alabiliyoruz.

● Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Bu çok güzel bir sohbet oldu aslında. Okuyucularınıza, takip edenlerinize birçok fikir vereceğine tahmin ediyorum. Çeşitli organizasyonların, ofis organizasyonlarının, birlikteliğin ne şekilde oluşmasıyla alakalı fikirler vereceğini tahmin ediyorum. Esasına bakarsanız çeşitli uzmanlıkların bir araya gelmesinden ciddi anlamda sinerji olabildiği gibi ciddi anlamda problem de olabilir. Burada hakikaten birbirine saygı duyan, yaptığı işi beğenen, hayranlık duyan ekiplerin bir araya gelmesinden bahsetmek doğru olacak. Gökhan’ın çok güzel bir lafı vardır: Birçok Hollywood starı bir araya geliyor ortaya saçma sapan filmler de çıkabiliyor. Samimi olmak lazım. Bu tür işbirliklerine açık olmak lazım bence. Projeler artık bir kişinin ya da bir gurubun, bir ofisin yapabileceğinin çok üstüne çıkabiliyor. Böyle sinerjilere ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Zaten çoğulculuk, çok seslilik, tüm bunları uyum içinde olduğu bir atmosferi yaratmak da demokrasinin altyapısını oluşturuyor.

Gökhan AVCIOĞLU: İki grup da kendi adına işler yapıyor zaten ama mesela şehirler konusunda, küçük kentler konusunda söyleyecek sözlerimiz var. Yani artık oraya biriktik. Bu noktada bir tıkanıklık var ve önümüzdeki projelerde mixed-use’lar da yaptık. Artık büyük boyutta şeyler üzerine doğru gidiyoruz. Önümüzdeki zamanlarda da bazı projeler o anlamda gelişecek diye düşünüyorum. Kentin gelişmekte olan bir bölgesinde, oralarda söyleyeceğimiz çok sözümüz var. Mevcudu iyi değerlendirebiliyoruz; neleri eksik neleri var neleri yok. Ben daha çok o projelerde büyük şeyler yakalayacağımızı düşünüyorum. Zaten detaylar konusunda iki grup da kalem oynatabiliyor. Bir araya geldiğimizde sanki biraz daha farklı bir sinerji üretiyoruz. Biraz daha büyüdükçe büyüdükçe bence daha güzel katkılar yapacak.

Dârâ KIRMIZITOPRAK: Bir de kadro kalitesi var. Mesela çalışan arkadaşlarımıza bakıyorum, hepsi donanımlı. Muhakkak özel seçilmiş bu seleksiyonların içinden kendilerine yer bulmuşlar. Ben Ozan’ı ilk başladığı zamandan beri hatırlıyorum. Kendini geliştiriyor, arkadaşlarını geliştiriyor, bizleri geliştiriyor. Yani hepimiz o şeyin içerisinde birbirimizden istifade ediyoruz.

Gökhan AVCIOĞLU: Mesela ara ara kendi aramızda da konuşuyoruz Müge önceden çok yakın otururken birdenbire kendine çok uzak bir yerde ev seçti. Fakat gidiş gelişteki süre ofisteki süresi değişmedi mesela. Mehmet zaten yani eşi çok sevgi dolu ve özverili herhangi bir evde yaptığı şeyleri ofiste paylaşıyor. Ofiste kekler pastalar.

Ozan ERTUĞ: Ama sonuç olarak şöyle söyleyeyim biz çalışanlar - mimarlık tabi ki çok zor bir şey - orkestra şefiyiz bir çok kişiyi organize ediyoruz ve yönetiyoruz. İki orkestra şefi aslında onlar; bizi de harmanlayıp yöneten. Bir şeyi oluşturmak, yoktan var etmek çok zor. Baştan onlar başlıyor sonra biz arkalarından destek veriyoruz ve üretiyoruz. Arada tabi ki tartışmalar da, savaşlar da oluyor bütün bu üretim sırasında ama şöyle bir şey var iki iyi insan var önümüzde biz onlarla birlikte bu yola baş koymuş yürüyoruz. Ve bu yol ömrümüzün sonuna kadar da gidecek, biz ölene kadarda bu işi yapacağız. Öldükte sonra da arkamızda ne kalırsa kalacak. Zaten onların isimleri kaldı bizde onların arkasında yardımcı kollar olarak bir şekilde kalacağız, bu işi yürüteceğiz. Ben çok mutluyum. Sonuç olarak güzel bir mimarlık ofisinde iyi işler çıkaran iki ekibiz. İki ekip de çok güzel anlaşıyor gerçekten, arkadaşlarımızla biz problem yaşamıyoruz onların da bizimle yaşamadığına eminiz. Hem Gökhan Bey’e hem Dârâ Bey’e, ikisine de teşekkür ediyoruz. Çünkü onlar bize yol açtılar, böyle bir ekip kurdular, bizde o yolda yürüyoruz. Kimi zaman tökezliyoruz ama olsun biz bir arada yürümekten mutluyuz. Öncelikle birlikte çalışmanın, sinerji oluşurmanın ipuçlarını bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Burada iki önemli noktadan bahsettiniz geleceğe yönelik çalışmalarınızla ilgili olarak. İlki birlikte bir ofis binası fikri. İkincisi de hazır olduğunuzu belirttiğiniz daha büyük ölçekte, şehir planlama vb. konulardaki projeler. Umarız bu röportajla birlikte bu iki konuda da hedeflediğiniz ve isteğinize uygun ilerlemeler kaydedersiniz.

Ekim 2013, İstanbul ■
читать дальше webterra.com.ua

читать далее yarema.ua

www.yarema.ua/