İç Mekân Kurgusu - Kenan ÖZCAN

KP45
KP

● Hayatımızın her anını bir mekân içinde geçiriyoruz. Mekânın hayatımız içindeki rolüne ve nasıl tanımlanması gerektiğine geçmeden önce sizin tanımlarınızla başlayalım. Mekân, iç mekân ve iç mimari tanımları sizin için ne ifade ediyor?

Mekân, iç mekân ve iç mimari tanımlamalarının benim için ifadesinden önce, mimari benim için ne ifade ediyor onu söylemek isterim. Çünkü sorulan bu terimler, mimarinin uzantılarıdır, hiçbir şekilde başlangıç noktası değillerdir. Mimari, içinde yaşanılan toplumun olanakları ve gereksinimleri doğrultusunda duygusal olarak da o toplumu etkileyerek barındırabilecek mekân düzenlemeleridir. “Peki bu mekân düzenlemeleri oluşturma becerisi nerede yapılır?” sorusunun cevabı da uzaydır. O halde mekân nedir? Mekân: “Mimari boşluktur.” Mimari boşluk sonsuz boyutludur. Mekân, mimarinin özgül karakterini temsil eder. Ayrıca ayırıcı bir niteliğidir.

Mekân kavramı; içine şehirleri, meydanları, parkları, köprüleri, yani insanların uzaydaki boşlukları sınırlandırarak meydana getirdiği her alanı kapsar. Tüm bunlar mekân olarak tariflenebilir.

Bir yapıyı bir küp prizma olarak tarifleyecek olursak dört duvarı, döşemesi, çatısı vardır. En basit halinde; altı adet yüzeyden oluşur, peki altı yerine beş yüzeyi varsa, yani çatısı olmayan bir boşluk mekân sayılmaz mı? Ya da sadece iki yüzeye sahip, yani döşemesi ve çatısı olan duvarsız bir boşluk mekân değil midir? Burada ulaştığım nokta, yapılar kendi başlarına çeşitli yüzey toplamlarıyla kendi iç mekânlarını oluştururlar. Bu yapılar, yanlarına diğer yapıları alarak bir birliktelik kurarlar. Bu birlikteliğe urbanistik mekân diyoruz.

İçerisi yani iç mekânlar, barındırdıkları kültürü; urbanistik yani dış mekânlar ise yaşanılan uygarlığı yansıtır. İç mekânda mahremiyet, dış mekânda ise kamusallık vardır.

“Bana evini anlat, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü iç mekânda kültürün dışavurumunu yansıtır. Dış mekânda ise mimari ve kentler toplumun aynasıdır. Toplumun kim olduğunu da kentler söyler. Yani kentler, içinde barındırdığı toplumun uygarlığını yansıtır.

İç mimari, benim için doğru bir mimariye ulaşmanın yoludur. Mimari bir eserin asal değeri, özü iç mekândadır. Başarılı bir mimari, iç mekânları ile bizi kendine çeker. Başarılı bir mimari eser manevi ve duygusal dürtüler de sağlayan bir mimaridir. İç mekân düzeninde vasıfsız, vizyondan yoksun bir yapı, hiçbir zaman iyi bir mimari örnek olamaz. Ben mimari eserin iç mekânını yüceltmeden, mimari eser olamayacağına inanıyorum. Bir köprünün dahi iç mekânı vardır, o da üzerinde yürünen yoludur.

İçerisi ve dışarısı konusuna tekrar gelecek olursak; dış, kitabın kapağıdır, giysisidir. Başarılı olsa dahi hiçbir iç mekân dışsız var olamaz. Son tahlilde iç ve dış mekân ayrılmaz bir bütündür. Birlikte düşünülmesi zaruridir.


● İç mekânda mekân ruhunu yansıtan ve mekânı kullanacak kişilerin beklentilerini de karşılayan bir kurgu oluşturmanın vazgeçilmez adımları nelerdir?

Bir iç mekânda en önemli kriterlerden biri olarak, yapının kendisi yani dışı ile olan uyumdan bahsettik. İç mekân, ruhunu dış mekânla olan uyumundan alır. İç mekânı kullanacak kişilerin beklentileri ise farklı olabilmektedir.

Mimariyi gerçek olanak ve gereksinimler çerçevesinde form, fonksiyon ve strüktürün sanatla biçimlenmesi olarak nitelendirirsek, iç mekânda da o yapıyı kullanacaklar için özgül olanak ve gereksinimler çerçevesi içinde barındıracağı faaliyetleri beğeni olarak da, duygusal doyum olarak da tatmin sağlayacak nitelikte iç mekân kurgusu oluşturma becerisi olarak değerlendirebiliriz.

Buradan beğeni ve zevk çarpanına da değinmek istiyorum. “Zevkler ve renkler tartışılmaz.” tanımlaması bana hep komik gelmiştir. Bu söz alt kültürün, burjuvazinin bir sığınağı olmuştur. Aynı zamanda mahremiyet algısı yaratılıp, bunun üzerinden konuşmak isteyen bir zümrenin kalkanıdır.

Tabii ki zevkler ve renkler tartışılır. Tartışılmaz olan beğenilerimizdir. Beğenilerimiz tartışılamaz, zevkler değil. Zevkliliğim veya zevksizliğim tartışılabilir. Ancak beğenilerim tartışılamaz, o sadece beni bağlar, beni yansıtır. Beğenim, benden gelir, zevk ise vardır veya yoktur, azdır veya çoktur. Buradan tekrar iç mekân kurgusunu oluşturmadaki vazgeçilmez adımlar sorunuza gelecek olursak, ilk olarak dış ile olan uyumdan bahsettik, ikinci olarak da iç mekân kurgusunu tariflerken bu bileşenlerden birkaçını tarifin içinde sıraladım.


Ben başarılı bir iç mekân kurgusunda ayrıca özne ile nesne arasındaki dengeyi de arıyorum. Bu çok önemli bir etmendir. Bazı tasarımcılar, iç mekânları insanlar içinde iyi yaşasın diye değil, fotoğraflarda iyi görünsün diye yapıyorlar, oysa tarihe bakacak olursak, “Benim yaptığım, tasarladığım iç mekânları, sahipleri, kullanıcıları olan müşterilerim dâhil fotoğraflarından tanıyamaz.” diyen Adolf Loos unutulmaz şekilde tarihte yerini almıştır. Tiyatro sahnesi, dekoru gibi muhteşem fotoğraflar veren mekânların tasarımcıları ise unutulup gitmiştir. “Arkalarında kadife ceketleri, yakası açık gömlekleri, iddialı takıları ile birer pop yıldızı gibi etrafta dolaşanlar mimar olamaz, olsa olsa küçük burjuvazinin dekoratörleri olurlar.” tanımlaması içine kendilerini sokmuşlardır.

Ben mimari eserde, ister iç mekân ister dış mekân eseri olsun önce onu duyumsamak isterim. Önce duyumsamak gerekir, görselliği arkadan gelmelidir. Bu konu hakkında yazılmış güzel bir eseri de, KP45 “Kitaplık” köşesinde bulabilirsiniz.

Tekrar iç mekânda özne ve nesne konusuna dönmek istiyorum. Başarılı bir iç mekânda, iç mekân kullanıcısı, hem aktör hem de izleyici olabilmelidir. Konut örneğini iç mekânında örnekleyecek olursak, ev bir sahnedir. Kullanıcısı, yaşadığımız hayatların içinde hem aktör hem seyirci olan ev içi sahnesinin hem parçası hem de bu sahneden kopuk öznesi olmalıdır. Kullanıcısı, yani bu evin öznesi ile ev arasında bir misafirin ilişkisi, bir turist mesafesi varsa işte o iyi fotoğraf versin diye yapılmış sadece göze hitap eden, diğer duygularımızın dışlandığı bir iç mekân kurgusu olmuştur. Sıcak bir yuvayı yansıtmaz. Başarılı bir iç mekân salt göz için olmamalı, her açıdan kullanıcısını tatmin etmeli, tüm duyularımıza hitap etmelidir.


● Mekânı dekore etmekle o mekânı kurgulamak arasında nasıl bir ayrım var?

Çok basit, mekânı dekore etmek, onu giydirmek demektir. Mekânı kurgulamak ise boşluğu yönetmektir. Evet, boşluğu yönetmek…
Evimiz, çalıştığımız ofis veya kaldığımız otel odası salt duvarlardan oluşmaz, salt çatı veya döşeme de değildir. Bu ögeler arasında kalan boşluktur. Bu boşluğa biçim vermek, onu yönetmek mekânı kurgulamaktır. İster iç, ister dış olsun adı mekân kurgusudur.

Her mekân tasarımına, boşluğunu görerek başlanmalıdır. Eğer boşluğu değil, onun sınırlarını algılarsak, tasarımda kendimizi de sınırlamış oluruz.

● Son yıllarda iç mekân algısının farklı bileşenleri daha çok ön plana çıkıyor. Sağlık, psikoloji, ergonomi, akustik, aydınlatma… Bu unsurlar konusunda bilinenlerin artması doğru analiz ve doğru kurgulara nasıl katkı sağlıyor?

Evet, bilinenler artıyor ancak ben bu bilinenlerin geçmişin aksine daha az kullanıldığına, artan veriler ve bilginin mimariye daha az katkıda bulunduğuna inanıyorum. Tabii ki teknolojik gelişmelerden bahsetmiyorum, betonarme ve çelik gibi artan ileri teknoloji ürünü malzemelerin kullanımı, biz mimarlara yüksek oranda olanaklar sağlamıştır.

Benim bahsettiğim akustik örneği gibi örneklerdir. Geçmiş yapılardaki başarı, bir antik tiyatronun akustiği bugün dahi hayrete düşürmektedir. Roma hamamları ve kaplıca kültürü sağlık mimarisinden birer örnek, değil mi? Bu gibi örnekleri artırmak mümkündür.

● İç mekânı kurgularken doğru bir kurgu oluşturmakla mimari egonun uzantısı olan imza atmayı dengelemek mümkün mü? Nasıl?

Çok güzel bir soru. Cevabım net, kesinlikle mümkündür. Bir kere ego olmak zorunda. Neden zorunda? Egosuz insan yoktur.

Egonun olmadığı zaman hayat olmaz çünkü yaşama arzusu yok olmuştur. Ego, zihnin isteme mekanizmasıdır. Bütün istekler egodan gelir, istekler, yani isteme arzusu ortadan kalkmış ise, kişinin yaşam arzusu bitmiş demektir. “Yaşamak iz bırakmaktır.” Walter Benjamin’in güzel bir sözüdür. Mimar da iz bırakmak ister. Bu onun egosunun istemesidir. Ancak komuta sizde mi yoksa ego da mı, başka bir deyişle siz mi egoyu yönetiyorsunuz yoksa ego mu sizi yönetiyor? Eğer egosal kontrol sizde ise tüm duyularına hitap eden bir yapıtla başarılı bir tasarıma imza atarsın. İnsanlar yaptığın işe, örneğin mekândaki bir duvara kadife yumuşaklığıyla dokunmak için aşırı bir istek duyar veya mermer bir döşemeye diliyle temas etmek ister. Kalbi, ruhu, teni tüm duyuları ile uyarılmıştır. Egosal kontrol sizde değil de egonuzda ise sadece tiyatro dekoru gibi, sahne dekoru gibi fotoğraf veren ancak içi boş, kof, çürük kullanıcısına hiçbir katkı sağlamayan tasarımlar üretirsiniz ki onun adı da imza olur. Gerçek imza egosuz atılmaz ama ego kontrolü ile atılır.

● Son olarak bu alanda ilerlemek isteyenlere öneriniz ne olur?

Bu sorunuza kısa bir cevap vermek istiyorum. Cevabım kısa ama süreci uzun. Çok çalışmak. Sürekli çalışmak ve gezip öğrenmek. Ben, öğrendikçe bilgimizin sığlığının, yaptıkça tecrübemizin yetersizliğinin daha net görüldüğüne inanırım. Ancak hiçbir şey yapmayanlar ve hiçbir şey bilmeyenler çok şey bildiklerine ve her şeyi yapabileceklerine inanırlar. Gençlere okumak, gezmek ve olabildiğince uygulamanın içinde olmalarını tavsiye edebilirim. Her şey merakla başlar… ■
showroom-kiev.com.ua

showroom-kiev.com.ua

https://showroom-kiev.com.ua