Kesişimler Müzik ve Mimarlık

KP46
Emrah ATEŞ

Kesişimler… Müzik ve Mimarlık…
Cahit BERKAY & Hakan DEMİREL

Disiplinlerarası benzeşen ve ayrışan yönlerle yeni bir analiz…

Filmprocenter® yaratıcı çalışmalar açısından birbirine benzeyen iki farklı alanı yepyeni bir kurguyla bir araya getiriyor. Her biri, bugüne kadar yapmış olduğu çalışmalarla ses getirmiş ve kabul görmüş isimler, müzik ve mimarinin kesiştiği noktaları kendi açılarından değerlendiriyor, ortaklıklar ve farklılıklara dayalı bir sohbet gerçekleştiriyorlar. Alanlarında istedikleri gibi çalışmanın yanında sektörün-kullanıcının isteklerini karşılarken varsa yaşadıkları çelişkilerden, olumlu-olumsuz duruşlardan bahsediyor, dinleyicileri disiplinlerarası bir yaklaşımla farklılıkları ve benzerlikleri keşfetmeye davet ediyorlar.

Mimar Olmayı Seçmek... 
Müzisyen Olmayı Seçmek...

Cahit BERKAY
Ben her ne kadar müzisyen olsam da şu an bu sohbete iki meslektaş olarak başlayabilirdik. Bunu çok insan bilmez ama benim çocukluktan beri mimar olma hayalim vardı. Mimarlık fikrinin kafama yerleştiği yıllar ise ortaokul ve lise yıllarıma denk geliyor. Resme çok meraklıydım ve notlarım da çok iyiydi. Perspektif dediğimiz konuyu küçük yaşta çözmüştüm.

Liseyi Kabataş Erkek Lisesi’nde okudum, o zamanlarda da gitara merak saldım. Ben ilk defa gitarı Almanya’dan gelen komşumuzun çocuklarında gördüm. Elime aldığımda da ne denli yatkın olduğumu fark ettim ve ailemden bana gitar almalarını istedim. Sınıfımı geçmem karşılığında lise 3. sınıfta bana gitar alındı. Daha sonra “Siyah İnciler” diye bir grup kurduk. İlk müzik grubumu kurmuş olmama rağmen ben hala mimar olmak istiyordum. Lise bittikten sonra üniversite giriş sınavına girdim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki sınavda bir kola şişesi çizmemizi istediler çizdim, sonra da yazılı sınavı geçtim. İkinci sınava girdik hayalinizdeki çadırın resmini çizin dediler. İlk olarak bir Kızılay çadırı resmi çizdim ama daha sonra bir fark yaratmak gerektiğini düşünerek padişah çadırı çizmeye karar verdim. Çizdiğimiz kağıt çok hassas olduğu için silgiyi dokundurduğum yerler kabardı, kötü durdu. Neticeler belli olduktan sonra ben bir dahaki yıl tekrar sınava girerim diye düşünerek İstanbul Üniversitesi’nde girebileceğim bölümleri araştırmaya başladım. Hukuk ve İktisat fakültelerine puanım yetiyordu. Hukuk fakültesinde çok ezber vardır diye iktisat fakültesine kayıt yaptırdım. Tam da o sırada mahalleden bir arkadaşım Selçuk Alagöz’ün orkestrasından gitaristinin ayrıldığını söyledi; yanına gittik, kendisiyle tanıştık. Geriye sadece aileden izin almak kalmıştı.

Hakan DEMİREL
Müziğin sizi nereye getirebileceğini kimse tahmin edemezdi, siz de edemezdiniz.

Cahit BERKAY
Şimdiki müzik dünyası olsa belki de hiç düşünmeden evet derlerdi ama annem de babam da terziydi ve emeklilik güvenceleri yoktu. Güçleri yettiği yere kadar çalışmaları gerekiyordu. Bu sebeple ikisi de yalnızca “Oğlumuz bizim gibi sıkıntı çekmesin.” diye düşünüyorlardı. Selçuk Alagöz’le başladık ama ben bir yandan da aileme okulu bitireceğime söz verdiğim için okula devam ettim. Bu sıralarda benim içimde müziği sevdiğime dair bir his oluştu. Ondan sonra 1968’de Moğollar’ı kurduk, içim burkularak “Boşver mimarlığı!” dedim ve müziğe devam ettim. Kendimi müzikte ifade etmek benim için daha doğru bir yolmuş. Toplum da sağ olsun, beni yaptığım işlerle takdir ediyor.

Hakan DEMİREL
İyi ki müziği seçmişsiniz. Ben sizin böyle bir hikayeniz olduğunu bilmiyordum, tesadüfen öğrendim ve bu bana çok ilginç geldi. Çok ilginçtir ki benim de benzer bir hikayem var.

Ailemin ilginç bir şekilde resme yeteneği vardı. Annem, babam ve tüm abilerim gece gündüz resim çizerlerdi. Ben 8 yaşındayken salonda duymamam gereken bir şey duydum. Komşular mıydı hatırlamıyorum ama “Bu aile de sadece resim yapabiliyor.” gibi bir şeydi. Aslında resimle müziğin böyle bir talihsizliği var bizim yaşadığımız coğrafyada. Sanki sadece hobiymiş, kendisi tek başına yapılacak bir iş değilmiş gibi. Bu olaydan sonra ben de resme küstüm. O dönem Malatya’da yaşıyordum, çok fazla şehrin dışına çıkmışlığım yoktu. İzlediğim filmlerden etkilenip avukat olurum diye düşünüyordum. Daha sonra lise yıllarımın ortalarında istemesem de benim de çizim yeteneğim olabilir diye düşündüm. Yıllardır çizime küs olmama rağmen mimarlık ilginç görünmeye başladı. Sizin 8 yaşındayken karar verip tutkuyla yapacağınız şeye ben başka bir tercih yapabilecekken karar verdim. Ağabeylerimin ikisi de İstanbul’da yaşıyordu. Biri resim diğeri grafik okuyordu. Ben de mimar olmaya karar verdim ve sınavı kazanıp onların yanına geldim. İstiklal Caddesi’nde dolaşırken emek verilmiş, güzel tarihi yapılara bakıp ben de bu şekilde binalar yapmak istiyorum diye düşünüyordum.

Cahit BERKAY
O tarihi yerler gitgide azalıyor biliyorsun.

Hakan DEMİREL
Tabii bugünün yapıları da olmadığı için bir mimar olarak tam anlamıyla nasıl bir çözüm üretilebileceğine dair bir fikrim yoktu. Okula girdiğimde sizin müzik konusunda hissettiğiniz şeyi hissettim. “İyi ki mimar olmuşum.” dedim. O mimari merak üniversite yıllarımdan beri peşimi bırakmıyor ve ben de bırakmasın diye düşünüyor ve öyle devam ediyorum. Bu coğrafyada istediğiniz işi yapmak kolay değil. Bunu yapabilmeyi büyük şans olarak görüyorum.

Ortak Noktalar...

Cahit BERKAY
Eğitim sistemimiz de bir yerde tıkanıp kalıyor. Gençler yapmak istedikleri işe karar veriyorlar ama sistem onları başka bir tarafa yönlendiriyor. Mutsuzlukları da bu yüzden belki de… Bu anlamda mutluluğa, başarıya yalnızca sevdiğiniz işi yaparak ulaşabilirsiniz. Ancak bu şekilde mutluluğunuzu topluma ve ailenize yansıtabilirsiniz.

Hakan DEMİREL
Ben zaman zaman bazı meslekler arasında çok benzer yanlar olduğunu düşünürüm. Bir doktorla mimar arasında ya da bir müzisyenle mimar arasında çok ortak yön var. Müzik de tasarım ve üretim anlamında mimari ile çok benzeşiyor. Belki sadece argümanları farklı. Müzikte bir araya getirilen şey notaysa, mimaride de yapı elemanları. Duygu ise ikisinin de olmazsa olmazı. Aslında her iki meslek de ortada hiçbir şey yokken, bir kağıda çizilen notalar ya da çizimler ile başlıyor ve daha sonra insanı tetikleyen bir şeyler oluşuyor. Bu bazen yatırım için, bazen bir film için yapılıyor. Benzer ya da farklı nedenlerle hep aynı yolda birbirine paralel yürüyor.

Cahit BERKAY
Her iki meslekte de kendini yetiştirme konusu çok önemli. Elinizde beslenme çantanızın olduğunu düşünün. Müzik yaparken ya da çizim yaparken beslenme çantanızda yani beyninizde oluşmuş o birikimleri yorumlayıp, harmanlayıp sıfırdan yepyeni bir şey ortaya çıkarıyorsunuz. Bir de taklitler dünyası var, işte o taklitler dünyasında ticari kaygılar devreye giriyor. Özgün mimari, özgün müzik önemli kavramlar bu yüzden. Eskiden sinemada, stüdyoda bir rafın üstünde bir sürü long-play olurdu. Sahneye göre “Bu sahnenin arkasına şu iyi gider.” diye düşünerek yabancı filmlerde kullanılmış müziklerden seçip yerleştirilirdi. Bu yüzden sinemanın Yeşilçam öncesindeki döneminde hep Love Story, James Bond müzikleri duyarsınız. Daha sonra aslında bunun anlaşılmadığını ve uygun olmadığını düşündüler ve işte o zaman bu alanda özgün müzik ortaya çıktı. Diyelim ki siz bir proje yapmışsınız, uğraşmışsınız. Bunun özgün bir proje olduğunun altını çizmeye gerek olmaması lazım.

Hakan DEMİREL
Bu tarz bakış açısını ortaya çıkaran şey düşünülenin aksinin yapılmıyor olması. Yani özgün projelerin yerine taklitlerin yapılıyor olması. Mimarlık için de inşa edilen yapıların; konuyla, yerle, projeyi yaptığınız kişiyle, bugünkü tarihle bağı var. O bağ aslında yapının tam anlamıyla üretilmesini, ortaya çıkmasını sağlıyor.

Cahit BERKAY
İşte o bağ çok önemli. Biri gelip size “Bana bir proje yap Eyfel Kulesi gibi olsun.” dediğinde bundan rahatsızlık duymaz mısınız? Biri bana gelse ve “Bir müzik istiyorum, şunu anımsatsın.” derse elbette yapılır ama özgünlüğü nerede?

Hakan DEMİREL
Bir de insanlarda beğendikleri şeyi yeniden kendileri için elde etme isteği var. Aslında sizin müziği üretirken baktığınız açıyı ya da hissettiklerinizi bilmeden istedikleri bir şey bu. Bana kalırsa orada kast edilen şey, o beğendiği şeyin kendisinde hissettirdiği duyguyu, kendi için yapılacak olan projede de uyandırması isteği. Özünde çok masumane bir istek, iyi bir yapı, iyi bir müzik isteği…

Aslında bir tasarımcıdan ya da bir mimardan başka bir projeye benzeyen bir proje istemek çok gerekli bir şey değil. Çünkü onun gibisini yapacak çok fazla insan var Türkiye’de. Tüm yapılara bir göz gezdirdiğinizde görüyorsunuz ki hepsi birbirine çok benziyor, koltuk altında projeler üretilmiş şehirlerde yaşıyor gibisiniz. Yerine özgü tasarlanmış çok az yapı var. İşin en talihsiz kısmı da bu aslında,
o caddeye, o mahalleye özel tasarlanmış yapılar görme şansınız oldukça az. Dışarıdan biri geldiğinde de yüzyıllarca önceden inşa edilmiş yapıları gösteriyoruz. Bu da biraz görgü ve beklentiyle alakalı.

Cahit BERKAY
Güzel bir noktaya değindiniz. İtalya’da Siena diye bir şehir var. 1400’lü yıllardan kalma bir şehir ama taşıyla toprağıyla aynı şekilde muhafaza edilmiş. Kanımca mimaride şehircilik anlamında bir şey yapılacaksa şehrin dokusuyla, tarihiyle uyumlu yapılar inşa edilmeli. Ben sinema filmi için müzik yaparken sahneye göre düşünüp müzik yapıyorum. Yani dramatik bir sahneyse eğer, o hissi vermek için hüzünlü bir müzik yapıyorum. İnsanların o sahneden daha da etkilenmesini sağlamak lazım diye düşünüyorum.

Hakan DEMİREL
Bugün kentin her yerinde, tarihi yarımadanın silüetinin arkasında bile yüksek yapıların inşa edildiğini görüyoruz. Hiçbirimiz yüksek yapı olmasın demiyoruz tabii ki. Metropoller yüksek yapılardan oluşuyor. Oraları alçaltmaya başladığınız zamansa mekânı tüm kimliğinden yoksun bırakabilirsiniz. Tam da bahsettiğiniz gibi filmin neresinde hangi müziğin gireceği önemli.


İyi Bir Eseri Geride Bırakıp Daha İyisini Üretebilmek...

Cahit BERKAY
Ülkemizde pop müzik açısından bakacak olursak çok basit yapılmış olanları var. Yani öyle üretimler var ki müziğin notalarıyla şiirsel kurgusu birbiriyle uyuşmuyor. Estetik için şiirsel kaygı olması gerekir. “Kafiye tutsun da ne olursa olsun.” şeklinde düşünüldüğü zaman ortaya çıkan eser basit oluyor. Burada biraz medyaya da iğneyi batırmak lazım, medyanın desteğiyle ya da bir şekilde medyada yer verilmesiyle ünlenen bu insanlar daha sonra toplum tarafından da kabul edilmeye başlıyorlar. Mesela siz canınız sıkıldığında “Kalkıp şuraya gideyim ve bir ev yapayım.” diyemiyorsunuz. Müzikte ise bunu yapabiliyorsunuz. Bu bir şans mı tartışılır açıkçası, bence üzücü bir durum. Çünkü müzik çok değişken bir konu, bir sürü faktör barındırıyor içinde. Mimari de öyle. Şehrin dokusu insanda bazı hoş hisler uyandırmalı bence. Bodrum Evleri’ne bakın mesela ne kadar hoş bir doku, bütünlük oluşturuyor.

Müzikle mimarlık üreticilik anlamında ya da var olan kurguyu yeniden şekillendirmek anlamında ortaklıklar barındırıyor.

Hakan DEMİREL
Ben bir mimar olarak bana yeni gelmiş bir projeye başlarken muhakkak cebimizdeki her şeyi boşaltıp o projeye sıfırdan başlamak gerektiğini ve bazen ezberlerin dışına çıkmadan yeniyi bulamayacağımızı düşünüyorum.

Cahit BERKAY
Müzikte, sinemada özgün olmazsanız çok ağır eleştiriler alırsınız. Mesela kendi eserlerimden esinlendiğim zamanlar olmuştur, çok fazla sinema müziği yaptığım için. Kendimden arakladığım küçük temalar vardır bazen. 1,5 saatlik bir filmde 25 dk’lık müzikler olur, bu yüzden bazen tıkanıyor insan. Şöyle bir endişeyi içimde taşıdım hep: Yaptığım müzik öbürüne benzeyebilir. Filmde aynı oyuncular yer alsa da hikayesi başkadır, konusu başkadır, aşk bile başkadır. Birinde zengindir, öbüründe fakir ama neticede sonu ya mutlu biter, ya da mutsuz.

Mimarlık için de, müzik için de yaptığımız şeyin dönüşebilir olması önemli. Sinema müziği ya da albüm yaparken bittikten sonra uzunca süre dinlemem. “Burayı şöyle yapsaydım, burayı böyle halletseydim.” dememek için. Ben yataktan kalktığımdan itibaren, yolda yürürken, adım atarken bile müzik yaparım. Mimari gönül, mimari beyin, müzikal ruh, müzikal beyin sizi ayakta tutuyor. Beslenme çantası diyordum ya, gençlere hep şu tavsiyem oldu: Sevgiye sahip çıkın, sevgi ısmarlamaktan korkmayın... Herkes ne iş yaparsa yapsın, önce; kendi kültürünü, şiirini, edebiyatını, müziğini, mimarisini, heykelini, sinemasını, tiyatrosunu özümsemeli. Bu ülkede üretilmiş çok eser var, bunları tanıyın. Sonra İngiliz, Hintli, Amerikan, Çin eserlerini üzerine koyun. Ben size bu durumda şapka çıkartırım. Çünkü siz, özgün bir şey üretmeye böyle hazırlarsınız kendinizi.

Hakan DEMİREL
Bu söylediklerinizden yoksun olduğunuz zaman duyduğunuz şeylerden etkilenmeye başlıyorsunuz. Oysa saydıklarınızın tümüyle kendini eğitirse insan işte o zaman özgün olur. Benim bu işte ilerlemek isteyenlere önerim: İşinizi sevmeli, sevmek için bir sebep bulmalısınız. Nasıl bir insansak öyle bir mimar, nasıl bir müzisyensek öyle bir insan olmalıyız. Mimarlıkta en önemli bulduğum şey, belli imkanlarda beklenenin dışında şeyler üretmek. Biz zaten bekleneni vermekle yükümlüyüz, ama “Acaba daha fazla ne verebiliriz?” sorusunu sormak çok önemli. ■