Kesişimler Müzik ve Tasarım

KP48
KP

Kesişimler… Müzik ve Tasarım…
Tamer NAKIŞÇI & Demir DEMİRKAN

Disiplinlerarası benzeşen ve ayrışan yönlerle yeni bir analiz…

Filmprocenter® yaratıcı çalışmalar açısından birbirine benzeyen iki farklı alanı yepyeni bir kurguyla bir araya getiriyor. Her biri, bugüne kadar yapmış olduğu çalışmalarla kendi alanında ivme yakalamış olan isimler, farklı disiplinlerde kesişim noktalarını kendi açılarından değerlendiriyor, ortaklıklar ve farklılıklara dayalı bir sohbet gerçekleştiriyorlar. Alanlarında istedikleri gibi çalışmanın yanında sektörün - kullanıcının isteklerini karşılarken varsa yaşadıkları çelişkilerden, olumlu - olumsuz duruşlardan bahsediyor, dinleyicileri disiplinlerarası bir yaklaşımla farklılıkları ve benzerlikleri keşfetmeye davet ediyorlar.

Kimlikler…

Demir DEMİRKAN
Yirmi yaşında olsam kendimi tanımlamam çok kolaydı ama kırk üç yaşında bunu söylemek zor; çünkü çok fazla şey yaptım şimdiye kadar. Kendi tanımımı ben de kaybettim açıkçası. An be an kendimi tekrar tanımlamak durumunda kalıyorum bulunduğum ortam ya da yaptığım işe göre. Aslında epeyce değişiyorum; değişmeyi de seviyorum. Bir yere çakılı kalmak kadar sıkıcı bir şey yok bence. Sıkıcı olmak niyetinde hiç değilim, o yüzden kendimi sevmek için öyle olmamak istiyorum. Kendimi tarif ettim galiba.

Tamer NAKIŞÇI
Ben, kendini bulmaya çalışan Türk bir tasarımcıyım. Tasarımcı kimliğimin yanına sanatçılık da eklendi. İstanbul’da başladı maceram; ama hep farklılıklar arayışı içinde olmamdan kaynaklı uluslararası alana yayıldı. Şu anda Türkiye, İngiltere ve başka ülkelerde kendi firmamla birlikte projeler yapıyorum. Tasarladığım ürünlerin, objelerin anlamını sorguladıktan sonra sanatla tasarım arasında bulunduğum noktayı biraz daha hissediyorum. Evimizde piyano vardı ben küçükken, hiç ders almadım aslında ama müzik kulağım var sanırım. Sanatçı kısmı biraz da o taraflardan geliyor.

Demir DEMİRKAN
Bu durum iyi bir şey. Müzik fiziksel bir şey olmadığı için daha elle tutulur bir sanata hakim olabilmeyi çok isterdim. Müzik her an paylaşılabilir ve her an birisi senden alıp şarkıyı söyleyebilir. Tuhaf bir durum.


Sipariş ile Tasarlamak…

Demir DEMİRKAN
Bir sanatçı kendi özgür üretimini yaptığı zaman başka kimsenin müdahalesi olmadan ortaya bir şey çıkartıyor; ama piyasada da var olmak için bir şekilde sipariş işler de alıyor. Sipariş olarak alınan işlerde, siparişi verenin sanatçıya ne kadar karıştığı konusu hakikaten zorlu bir konu. Özellikle siparişi veren kişinin sanattan uzak olabileceğini varsayarsak durum iyice zorlaşıyor. Aslına bakarsanız müzik ve tasarım birbirine çok benziyor. Aklıma bir tasarım ya da müzik kompozisyonu geldiğinde ilk baktığım nokta işlevi. Bize sipariş edilen işle, o işlevi ne kadar karşıladığımız önemli bir konu. Burada “Müdahaleye ne kadar açıksın?” diye bir soru var.

Tamer NAKIŞÇI
Sipariş iş bile olsa kendinizi geliştirebilirsiniz. Bu bir tecrübedir. Ama kafamda bir vizyon ve varmak istediğim bir yer hep vardır. Bu ikisini yan yana, belli bir süre ve belli bir şevkle götürebilirseniz, doğru fırsatlar ve noktalar bir araya geldiğinde o vizyona doğru gidebilmek de mümkün oluyor. Yani sipariş iş tarafındaki kısımlar da bir şekilde öğretici veya sizi yolculuğunuzda ilerletebilen şeyler.

Demir DEMİRKAN
Zaman geçtikçe sizin neler yaptığınızı bilen insanlar size gelmeye başlıyorlar, bana öyle oldu. İşe ilk başladığınız zaman herhangi bir aranjör, herhangi bir müzisyen, herhangi bir besteci ya da herhangi bir gitarist oluyorsunuz. 10-15 yıl sonra ise üretimin büyük bir bölümüne baktığın zaman hangi işleri yaptığın ortaya çıkıyor. Evet ya da hayır dediğin işler senin külliyatını yaratıyorsa eğer, ondan sonra sana gelecek insanların da aslında sana teslim olmak üzere gelmeleri gerekiyor bence.

Tamer NAKIŞÇI
Kesinlikle, bunu kendinize ve etrafınıza ispatlamanız gerekiyor ve o da belli bir zaman alıyor. O kırılma noktasına geldiğimi hissediyorum. Çok idealist bir şekilde kendi yapmak istediğim şey üzerine ilerledim. Orada ilerleyince de belli bir istikrar, belli bir çizgi oluşmuş oluyor kendi kendine.

Demir DEMİRKAN
Sipariş almak istemiyorum ben mesela. Ancak herhangi bir kısıtlama olmadan da bir üretimin olacağına inanmıyorum. Her şey serbestken hiçbir üretim olmuyor.

Tamer NAKIŞÇI
Aynen katılıyorum, hatta bu bir kabus. Kısıtlar ne kadar artarsa aslında istenen iş-sonuç o kadar iyi oluyor.

Demir DEMİRKAN
Diyelim kimse size sipariş vermiyor. Bir kariyeriniz var, rock starsınız, rock şarkıları yazıp söylüyorsunuz. Herkes sizi çok seviyor, siz seyircinizi çok seviyorsunuz ve 15 yıldır bu böyle. Yeni bir albüm yapacakken aslında size bir sipariş veriliyor, çünkü sizden bir tarz beklentisi, konu beklentisi, içerik beklentisi var. O beklenti de aslında bir sipariş ve bu iyi bir şey. En azından bir sonraki adımda ne yapacağınızı çok iyi biliyorsunuz. Bir yandan yaşamaya da devam ediyor ve insan olarak da değişiyorsunuz. Ben çok tarz değiştirdim. Değişimi bile sınırlandırmak gerekiyor bence; çünkü insanları çok fazla şaşırttığınız zaman güven kaybı oluyor.

Kreatif Olmakla Ticari Olmak Arasındaki Denge...

Tamer NAKIŞÇI
Ticaret bu kreatif dünyada ana konu değil aslında ama bağımsız da değil. Kreatif çalışmaların çok büyük potansiyelleri de var. Ancak, özellikle Türkiye’de belli bir noktaya gelene kadar ticari zekanızı da kullanarak sistem kurmanız gerekiyor. Bunu başardıktan sonra da bence fırsatçı yani çok ticari olmamalısınız. Benim yaptığım şey bu. Fırsatçı olduğunuzda işin enerjisi bozuluyor. Neyi yaptığınızı kendinize ve dışarıya net bir şekilde anlatıyorsanız zaten her şey kendiliğinden gelişiyor. Yanınızda birileri belirmeye başlıyor size destek olan, sizin vizyonunuza inanan, belki ticari bakışı daha fazla olan... Bu arada kendi projelerimi farklı kanallardan lanse etmeye de karar verdim. Bir yatırımcı aramak yerine fikrinizi, projenizi insanlara açabildiğiniz siteler var. Bu fikriniz için ihtiyacınız olan bütçeyi ve ne sunabileceğinizi paylaşıyorsunuz.

Demir DEMİRKAN
Ben tekilleşmeye inanıyorum. Hakikaten bir şeyin üzerine gidip, o köşeyi kapıp, oraya kök salıp, onun bayrağını elinde taşımakla ilgili bir şey. İlk başta; o iştahla ve ihtirasla, işinize karşı duyduğunuz tutkuyla yüreğinizi koyup devam eder ve diretirseniz işte o ticari de oluyor... İlk başta gülüyorlar, ondan sonra zaman içinde normalleşmeye başlıyor ve kabul ediyorlar. Bir tarz oluşuyor sonra, oradan kopyalarınız çıkmaya başlıyor. Yeter ki o zamana kadar orada direnin, bütün mesele bu. Ancak orada direnemeyip başka yollara giderseniz, maalesef o temeli kaybediyor ve ana akım denen şeyde bir unsur haline geliyorsunuz. Bir ekolün sahibi olup, orada kök salıp oradan asıl ticareti doğurmak bence mantıklı olan. Dünyanın en saçma fikri bile olsa, yüzde yüz inanırsanız olur.

Tamer NAKIŞÇI
Ben bu arada dünyanın en saçma fikrini buldum ve şu anda oluyor. Bundan tam bir sene önce kırmızı bir küp yaptım, hikayesini anlatayım size: “Future is Blank” diye bir marka kurdum Londra’da. İki sene boyunca tabaklar, aydınlatmalar vs. çeşitli tasarımlar yaptım. Bir yandan da bazı projeler olmadı, geriye maketleri kaldı. Bir projeden kalan on tane beyaz küp vardı, iki sene boyunca masamda durdu. Her gelen farklı şekiller yapıyor ve “Bu küplere bayılıyoruz.” diyorlardı. Teşekkür edip, “Onlar sadece küp.” deyip geçtim iki sene boyunca. İnsanların çok temel formlarla veya çok temel şeylerle arasında çok değişik bir ilişki var. Müzikle de belki aslında öyle. Müziğin işlevi daha duygusal. Şu masanın üzerindeki bardaklarla bile aramızda bir bağ var, hepsinin bir formu var, hepsi bize bir şey anlatmaya çalışıyor.

Demir DEMİRKAN
Müziğin işlevi şu: Müzik atmosferi koşulluyor yani pozisyonu değiştiriyor. Şu anda burada müzik çalıyor olsaydı, hissiyatımız ve algımız değişecekti. Müzik insanı belirli bir algı bağlamının içine oturtuyor.

Tamer NAKIŞÇI
Ürün tasarımında da aynı şey var. Ben de şunu yapmaya çalıştım: Çok basit sembolleri alıp bunlardan on, on beş taneyi bir araya koyduğunuz zaman sürekli form değiştiren objelere dönüşüyor. Örneğin beğenerek bir vazo aldınız. Her gün ona bakıyorsunuz ve iki hafta sonra muhtemelen onu görmemeye başlıyorsunuz. Genelde objelerle aramızdaki ilişki de bu şekilde; çünkü onu bir yerden bulup kendimiz yapmadık, onunla aramızda bir bağ yok. Ancak bu küpü değişik şekillerde yerleştirdiğinizde, birini diğerinin üstüne koyduğunuzda veya bunlardan bir kalp yapıp biri size not bıraktığında o sizin dikkatinizi çekmeye başladığı zaman, bu sefer sürekli değişen bir obje haline dönüşüyor. İki sene boyunca masanın üzerinde duran nesneler bu şekilde en popüler obje noktasına geldi. Kendimize daha farklı bir geleceği nasıl kurabiliriz noktasında bunların bir sembol olduğunu düşünüyorum. Hem pikseli sembolize ediyor hem de çocukken elimizde tuttuğumuz bir şeyi. Yani bu küpleri her gören bir anda çocukluğundan bahsetmeye başlıyor. Ve bu aslında geleceğe bence şu andaki bu gerçeklikten değil, bu gezegene ilk geldiğimiz günlerden bakmaya çalışmamız anlamına geliyor. Çocukluktan başlamak gibi aslında, çünkü o zaman koşullandırılmamış şekilde her şeyin mümkün olduğunu düşünüyorsunuz.


Yeni Ürün…

Tamer NAKIŞÇI
Bu kadar karmaşanın ve üretilmişliğin içerisinde yeni bir şey oluşturmak hiç zor değil.

Demir DEMİRKAN
Bence de zor değil. Hatta şöyle söyleyeyim; hakikaten inanılmaz güzel, cennet gibi bir yerde yaşayıp, her gün güneşe çıkıp müthiş meyveler yeseydim, çok güzel dostlarım ve hayvanlarım olsaydı, sonsuz param olup da inanılmaz sağlıklı bir şekilde iki bin yıl yaşayacağımı düşünseydim hayatta bir şey öğrenmezdim, öğretmezdim. Tüm bu üretimlere baktığınızda bir gün varlığınızın sonlanacağının farkındasınız. İçimizde ölüm korkusu var, ölümden sonra ne olacak korkusu var. Hayatımıza ne kadar üretim sıkıştırırsanız o kadar iyi, ne kadar yaşarsanız ölümden o kadar intikam alırsınız gibi hisler var. Aslında bu hislerle üretmeye, hayata bağlanmaya dolayısıyla bir şey yaratmaya başlıyorsunuz. Ben öyle yaşıyorum ve bütün gücümü de oradan alıyorum. Yaşam denen şeyin çok değerli olduğunu bilerek ama ölümle dost olarak ve onu her an hatırlayarak çalışmaya devam ediyorum. Bir şeyler öğreteyim, öğretirken eğleneyim, insanlar da eğlensin, harika vakit geçirelim, dünya yaşamaya değer hale gelsin niyetiyle yaşıyorum her zaman. Aksi takdirde gerçekten hiçbir şey yapmazdım. Hatta bazen onun özlemini de çekiyorum.“Yeter bir şey üretmek istemiyorum.” dediğim zamanlar oluyor ama o zaman ne kadar sıkıcı bir dünya olacağını da görüyorum.

Ürün Ömrü…

Demir DEMİRKAN
Ortaya çıkan şeyin ömrü deyince içerikten bahsetmemiz gerekiyor. İçerik ve tarz konusu ile uygulama konusu bence çok farklı. Her zaman bir bardağımız olacak ama şekilleri farklı olabilir. Sandalye hep olacak, masa hep olacak ama şekilleri farklı olacak. Coğrafi ya da sosyal ayrımlar dahi formu değiştiriyor ama içerik ve işlev aynı kalıyor. Mesela müzikte de öyle. “Sweet Dreams” diye bir şarkı yazılmış 80’lerde. Bunun Marilyn Manson yorumu da var, grupların yorumu da var, akustik söylemi de var. İçerik değişmiyor, mesaj değişmiyor sadece tarz değişiyor ve yorumu değişiyor. Farklı uygulamalar anlam hissiyatını değiştiriyor haliyle; çünkü müzik işitsel ve estetik bir durum. “Seni seviyorum” demenin tavrı değiştiği zaman çok farklı anlamlara gelebilir örneğin. Kelimeler değişmez, melodi değişmez ama tavır değiştiği zaman anlam değişebilir. Biz aslında anlamdan sıkıldığımız için yeni anlamlar arıyoruz ve oralara gidiş yollarının yeni olmasını istiyoruz; çünkü insanın yaratıcılığını sağlayan tek şey bence sıkıntı. İnsanın canı sıkılıyor bu dünyada. Bütün olay bu, canımız sıkılıyor, hem de binlerce yıldır.

Tamer NAKIŞÇI
Ben bunun bir tür formülünü buldum gibi son projelerimde. Neredeyse 10 senedir bu işin içerisindeyim. İlk başta insanların algısını kırmak en önemli şey burada da. Algımız biraz kapalı olduğu için, belki günlük hayattan belki de başka şeylerden dolayı her şeyin farkına varamıyoruz. Ancak şöyle bilimsel bir şey var; bulunduğumuz yerin, kokuların, şu sesin ne kadar farkına varırsak, ne kadar algımız açılırsa mutluluğumuz ve enerjimiz o kadar artıyor. İnsanlar farklı bir sandalye, masa veya bir tişört gördüğü zaman bir anda koşuyor; çünkü o ürünün kendisine hissettireceği bambaşka hisler var. Ben de burada o tekrarın üzerine çok güzel bir parça buldum ama bir süre sonra aynı kalacak. Aynı kalmayan, zamanla değişen hatta kırılsa bile kırıldığı anda başka bir işlev kazandırabileceğiniz, biraz da kendi yaratıcılığınızı kullanabileceğiniz ürünler yapmaya çalışıyorum. Şu anda benim gidişatım da bu şekilde. Ortaya bir yapıtaşı koyuyorum ve insanlara oynayabilecekleri - şekillendirebilecekleri bir şey sunuyorum. Bununla yapılabilecekler sınırsız. Çocuk gibi oynayabiliyorsunuz.


İlham Almak…

Demir DEMİRKAN
Müzik yapmayı öğrenmek için yapılmış müzikleri çalışıp, dinleyip, ne yapmışlar diye bakarsınız. Ülkemizde bunu çok iyi görebiliriz. Klasik müzik, Türk müziği konservatuarları var. İkisi birbirinden farklı şeyler öğretiyorlar ve sonuçta hangi külliyatı analiz edip öğrendiyseniz oradan üretmeye devam ediyorsunuz. Dolayısıyla esinlenme, ilham almanın dışında, o tekniğe ait oluyor ve o külliyat içinizde hep var oluyor. Yeni bir şey üretmeye kalktığınızda da ona yakın şeyler üretmeniz çok normal. Örneğin, biz Uzak Doğu kültürü ile büyümüş olsaydık, Japon olsaydık o müzikleri üretirdik; diğer müzikler bize tuhaf gelirdi. Örneğin; bir kampanya şarkısı yazılacak, “Buna benzer bir şey yazar mısın?” diyorlar. Bu tabii ilham al demek değil, direkt ona benzer bir şey istiyorlar. O işlevde bir şey olması gerekiyor ama bir yandan da yeni bir şey olması isteniyor. Bence hem farklı bir şey yapıp hem de sipariş sahibinin tam istediğini verebilmek de bir sanat.

Tamer NAKIŞÇI
İçsel olarak baktığınızda yapraktan da, müzikten de, kısaca her şeyden esinlenebilirsiniz. Esinlenmek, algınızın açık olup kafanızdaki düşüncelerin sürekli bir noktada fotoğraf çekmesi gibi bir şey. Benim için öyle oluyor en azından. Kafamda bir dünya var ve çok ilgisiz zamanlarda oradan bir şeyin kopyasını alıp bir kenara ayırıyorum.

Demir DEMİRKAN
Ben sinemadan ilham alıyorum. Film çok etkili bence.

Tamer NAKIŞÇI
Bende de aynı şekilde. Her şey bir hikaye sonuçta. Yaptığınız şeyin bir hikayesi var, onu da anlatmak lazım. Birkaç kez başıma geldi; bir ürünü yapıyorsunuz en güzel detayına kadar. Ambalajını öyle bir basıyorlar ki ya da öyle bir sunum kullanıyorlar ki sizin tasarladığınız o ilk baştaki dünya gitmiş oluyor. Karşı tarafa mesaj nasıl ulaşır o fotoğrafı görünce bilemiyorum. O yüzden hikayesini anlatmak lazım. Ben bugüne kadar tasarımlarımın yanında onların filmlerini de yaptım.

Onay Görmek…

Demir DEMİRKAN
Kendi değerimi onay görmekle anladığım çok oldu. Çünkü uzun süre çok ciddi bir şekilde bütün plak şirketlerinden benim yapmak istediğim müziğin dinlenmeyeceğine dair geri dönüş aldım. Sürekli demolar böyle değil şöyle olsun diye yönlendiriliyordum ama daha sonra yurt dışında özellikle Amerika’da istediğim müziği yapmaya başladım. Burada hep bir seçenek oluyor: Örneğin; Çin’de yaşamaya başlıyorsunuz ama ısrarla Çince öğrenmek istemiyorsunuz, Japonca konuşuyorsunuz ama Japoncayı da sevmiyorlar ve dolayısıyla sizi de sevmiyorlar. Çin’de oturacaksanız o zaman Çince’yi öğrenmeye mecbursunuz.

Yaptığım iş beğenilmeyince önceden bütün motivasyonumu kaybedip hayal kırıklığına uğruyordum ama sonra alıştım. Çünkü insanlara kızamazsınız beğenmediler diye. Hatta beğenmedikleri zaman mutlu olmaya başladım. Rahmetli Fikret Kızılok ile konuşmuştuk.

2002 yılında bir şarkı almıştım kendisinden. Bana demişti ki “Ben bir albüm yaptım. O kadar çok sattı ki eve gizlendim ve ‘Aman Allah’ım nerede hata yaptım acaba?’ diye düşünmeye başladım. Yaptığım şeyin bu kadar popüler olması aslında sanatsal değerinin hiç olmadığını gösterir.” dedi. O zamanlar bu benim düşünceme tamamen tersti. “Ne güzel işte herkes dinliyormuş.” diye düşünüyordum. Ama sonradan anladım ki gerçekten “excluders - dışlayıcılar” diye bir kavram var.

Dışlayıcılar çok önemli. “Şu müziği dinleyen, şu kıyafeti giyen, bu tip yaşlarda ve şöyle insanlar benim müziğimi dinlemesin.” dediğiniz anda süper bir dünya oluyor çünkü kime hitap ettiğinizi, kaç kişi olduklarını, geri dönüşün ne olacağını biliyorsunuz. Dolayısıyla gönül rahatlığıyla dilediğinizi üretebiliyorsunuz. Ürettiğinizden beklentinizin ne olacağını bilmeden “Ben bunu yaptım, hit olacak.” deyip ondan sonra başarısız olursanız gerçekten ciddi sorun yaşarsınız. Çünkü oradaki bütün mesele bence beklenti. Sanatınızla, tasarımınızla ilgisi yok.

Tamer NAKIŞÇI
Benim çok projem oldu öyle. İlk başta çok heyecanlı başladık, sonra hayaller örtüşmedi veya ilerleyemedi. Ancak belli bir süre sonra dönüp onları kullandım. Ben çok geri adım atmıyorum. Bir şey varsa o fikir orada kalıyor. Bugüne kadar bir fikrim varsa ve gerçekten inanıyorsam, onu yaptırdım. Şimdi bakıyorum da çok küçük yaştayken çok büyük firmalarla çalışmışım. Geçmişte yaptığım bazı işler zamanına göre çok uçuk ve farklı fikirlerdi ama eğer gerçekten kendinize inanırsanız etrafınızda öyle bir şey yaratıyorsunuz ki en sonunda başarıyorsunuz.

Geleceğe Dair Hedefler…

Tamer NAKIŞÇI
Ben hep dünyayı değiştirmek istedim. İnsanları şaşırtmayı, hayata farklı baktırmayı çok seviyorum çocukluğumdan beri. Bunu tasarımla başarmaya başladığımı hissediyorum. Her şey bir küple başladı bundan bir sene önce ve çok saçma bir fikirdi ama şu anda gerçeğe dönüşmeye başladı. Böyle bir şeyin insanların kendi hayatları için ilham vereceğini düşünüyorum; daha doğrusu öyle bir şeye inanıyorum.

Demir DEMİRKAN
Ben tamamen kariyerimi değiştirmeye doğru gidiyorum. Aslında belki de var olan bir şeyin altını çizeceğim. Daha fazla ve derin kompozisyon, daha fazla gitar ve yeni bir müzik tarzı peşindeyim şu anda. Özellikle popüler müziğin şu an tamamen berbat bir şey olduğunu düşünüyorum. Ve mümkün mertebe ondan uzaklaşmaya çalışıyorum, bütün derdim bu. Umarım bir gün, bir daha karşılaştığımızda, bunu başarmış olacağım. Farklı alanlarda projeler gerçekleştiriyorum. Şu anda üzerinde çalıştığım proje, cam sanatı belgeseli olan “The Glass”. Dünyaca ünlü Türk ve yabancı cam sanatçılarıyla yapılacak röportajlar ve sanatçıların performansları ile yaratılan eserlerin mutfak sürecini ortaya koyacak. Daha farklı ve özgün, değişik projelerle yola devam etmek derdindeyim. ■