Eden Locke

KP56
KP
© Nicholas Worley

Eden Locke, İskoçya’nın başkenti Edinburgh‘da tasarladığımız, zemin katında bir kafe ve bar bulunan 72 odalı bir otel. Proje, mevcut melez yapının içinin tamamen yenilenmesi ve donatılması işiydi. Bir 18. yüzyıl Georgian konutu ve 20. yüzyılda yapılmış eklentisini iskeletlerine kadar söktük ve bu noktadan oteli yarattık.

Edinburgh’un merkezi bölgesi New Town (şu anda 250 yıldan daha eski durumda ve UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunuyor), güçlü ve tekdüze Georgian stili cepheleri olan sıra evlerle sert görünümlü olsa bile güzel. Yerel gri kumtaşı ile örülmüş sıra evler ve teraslar İskoç Reformasyonu döneminin fiziki düzenlemesiydi. Bizim binamız, Craigsleith taş ocağından gelen kesme taşlarla kaplanmış cephesi ve kayağan taşla kaplı çatı altındaki bir dizi tavan penceresi ile tipolojinin klasik bir örneği. Georgian yapılar çeşitlilik veya süsleme anlamında fazla bir şey sunmasalar da mekânlardaki ışığın güzelliği ve oransal denge bizim için her şeyin üstünde.
 


Saygı duygusuyla, binayı kendi tarzımızla içeriden dışarıya doğru güzelleştirmenin yollarını aradık. Mevcut mirasın ayrıntılarını özellikle de pencere işleri ve çevrelerini önemsedik. Uzun İskoçya aydınlığının görsel sıcaklığını, sofistike bir şekilde tropikale doğru yönelen bir yaklaşımla büyüttük. Niyetimiz, binanın ciddi ve katı taş dokusu ile taptaze iç mekânı arasındaki gerilimin, birbirlerini yüceltecekleri, hesaplı bir uyumsuzluğu beslemesiydi. Mobilyaların çoğunu, doğrama işlerinin ise tamamını biz tasarladık ve bükülmüş ağaç, kamış, hasır ve pişmiş toprağı, pirinç, taş, çimento kaplama ve çelikle eşit miktarda kullandık ki bunların tamamı bol miktardaki yeşil bitkiler arasında yer alıyor. Binaya giriş eşiklerinde mekânlar ve çağlar arasındaki mimari geçişin nasıl olacağına dair özel bir dikkat sarf ettik. Camlı kapı üstü pencereleri ve döküm demirler cam, ahşap ve taşla çerçevelendi. İç mekân dekorasyonu sokaktan görülebilirken, dıştaki taş kaplama ve içerdeki görünüm, dış cephede üzerinde çalışılmış, tablo benzeri bir kompozisyon oluşturuyor.


Binayı bölümler halinde değiştirdik; öyle ki odalar hem geniş Georgian hacimlere hem de 20. yüzyıl eklentisinin daha dar alanlarına yayılarak dinamik mekânlar yarattı. Odaların ortak alanlarında büyük dönem pencereleri ve yüksek tavanlardan faydalanılırken, yataklar ve koridorlar melez boşlukların daha mahrem alanlarına yerleştirildi. Merkezi bir banyo ve mutfağı çevreleyen dahili merdivenler yarattık; aynı zamanda özel yapım bir gardırop kot farkı olan odalar arasında bir tırabzan görevi de görüyor. Binanın tamamında sıcak malzeme ve kumaş yelpazesi, pudra tonları ve İskoçya’nın benzersiz, nefes kesici doğal ışığından en iyi şekilde yararlanan yumuşak aydınlatma kullandık. Geçmişten gelen mirasa ve hem tarihi George Street’e hem de binamızın güzelliğine saygı duyarken müdahalemiz kesinlikle kendine ait cesur bir bakış açısına sahip oldu. Umarız bu bağlam bizim için ne kadar paha biçilemez ise çevresi için de aynı ölçüde bir değer haline gelir. ■

Grzywinski + Pons