Konsept TEMPO: Bu Yaşam Temposuyla Nereye?

KP42
Yılmaz ZENGER
İtalyancada zaman anlamına gelen Latin kökenli tempo kelimesi geçmişte müzik parçalarının başlarına eklenen İtalyanca kelimelerle tanımlanmış. Beethoven döneneminde kullanımı başlayan metronom, yoruma açık İtalyanca kelimeler yerine dakikadaki vuruş sayılarını netleştirmiş. Günümüzün dijital dünyasında, mekanik metronom’un yerini, bpm (beats per minute) ile ölçümlendiren dijital metronomlar aldı.

Temponun, duyumun bileşenlerinden biri olmasına karşın, bana, iddia edildiği gibi yorumlanma hızı değil icra hızı anlamından ibaret görünüyor. Nedeni de yorumun benim için, eş sıralamalı bir yapıya sıkışamayacak bir yaratı eylemi oluşu.

Müzik benim bilgi alanım değil. Ağırlıklı olarak klasik müzik ve caz dinleyicisiyim ve bir müzik parçasını, sesler ve ‘es’lerle (sessizlik) inşa edilmiş bir kurgu, bir yapı olarak algılama doğrultusunda değerlendirir ve o ölçüde etkilenirim. Goethe’nin “Mimari donmuş müziktir.” sözü benim penceremden bakıldığında tartışmasız doğrulanır ve bir dizi öngörümü de anlamlandırır.
Birincisi ‘tempo’nun statik bir yapı olduğuna, dinamik yapılanmanın ise, özellikle müzik dışı alanlarda bilinçsiz olarak çoğu kez eş anlam yüklenen ‘ritim’ kelimesiyle karşılanabileceği inanırım. Örneğin yaşamın temposu, yaşamın ritmi deyimleri, ardı çok farklı yapılarıla doldurulması gerekirken pek çok metinde, söylemde eş anlamlı kılınmıştır.

Türkçesine “Yaşamın Ritmi” adı verilmiş bir film var. İsveç Fransız ortak yapımı. Orijinal adını bilmiyorum ama İngilizcesi “The Sound of Noise”. Punk dönemi müzisyenlerinin yaşadığı asimilasyonu anlatıyor. Devletin ve toplumun, anarşist bakışı savununların güçlenmesine hiçbir zaman izin vermeyişini; onları kendi içinde eritme, başaramazsa yok etme çabasını konu ediyor. Gürültü anlamı yüklenen bu karşı çıkışın sesidir. Yaşam ritmini olumsuzluyor diye damgalanmaya çabalansa da gerçekte topluma, en üsı düzeyde değer katan bir bileşendir. Filmde devlet ve onun yönettiği toplumun kısıtları içinde özgürleşmek mümkün değilse, yeni bir sistem kurmak da anlamsızdır. Sistemsizliğe giden yol açılmalı mesajının sertliğine karşın, grubun peşindeki dedektifin değişim/dönüşümüne baktığımızda, yadsınamaz bir etkinin de var olduğu ortaya çıkıyor. Her etkinin bir karşılığı olacağı gerçeğini de sabitliyor bu durum. Ses kaydında arka plandaki ortam sesine ya da radar dalgalarının hedef nesneye gidiş ve dönüşünde yoluna çıkan parçacıklara gürültü deriz. Signal noise ratio deyimi pekçok alanda kullanıla gelir.


Kısaca gürültünün gücü tepkileri davranışları benzeştirme hayallerinin kabusu olarak süre giderken, bir noktadan sonra bu hayalperestler kendi kendilerinin de sonunu getirebilirler. Askerlikten anımsadığım bir komut var: Uygun adım marş marş. Bireylerin hareketlerini eşleştirme amaçlı, öte yandan köprülerin uygun adımla yürütülen kitlelerle salınıma sokulduğunda kendi üzerinde yürüdükleri köprünün yıkılabileceği de bilimsel bir veri.

Tempo tutmak deyimini anımsayın. Maçlarda, yürüyüşlerde. Mesajın gücünü arttırırken çeşitliliğini sonuç olarak da yaratıcılıkları ve de tepkinin gerçekliğini silikleştirir.

Gerçekliğin fazlasıyla sorgulandığı ve farklılaşabildiği bir dünyada tempo yorumlarının da aynı kaderi paylaşabileceğini kabul edebilirim. Çağımızın biçimlenişi kendimizi biçimlendirmelerimizi farklılıklarımızı da keskinleştirdi. Güç sahipleri bizleri aynı kalıplara sokmaya çalışsa da, farklılaşmalarımızın gücünü, kısaca gürültülerimizi bastırmak bir yana, gürültülerin sinyalleri, ‘es’lerin sesleri yöneteceği bir dünyaya evrilmemizin de yolunu açacak

Yönetenler insanlari robotlaştırmayı hayal ede dursunlar, Honda’nın Asimo adlı robotunun, yakın bir zamanda kendi özgün tepkilerini gösterebileceği öngörülüyor. Tekdüze bir tempoda yürütülme zorunluluğu nedeniyle merdivenden düşmesi, uzun süre haber ve alay konusu oldu ama, tekrar ayağa kalkıp başı daha dik daha başına buyruk yürüyebileceği olasılığı da göz ardı edilmemeli. ■
www.onlinecasinoplanet.net/

yarema.ua/tkani-dlya-shtor/tyul

читайте здесь yarema.ua