Mahremiyet ve Kamusallık - Bölüm 1

KP40
Kenan ÖZCAN
Adolf Loos

Bu eser her yönü ile çok farklı. Kitle iletişim araçları ve internet gibi birçok günümüzün gerçeklerine noktasal tespitlerle giriyor ve gelecek için de ipuçları veriyor.

Sanat, şehir, moda, savaş, reklamcılık, sinema, entelektüel bir doyum.

İçerisi ile dışarısını, kapalı olan ile açık olanı, içe dönük ile tamamen dışarıda olanı, mahrem ile kamusallığı inceliyor. Uzun bir yol çizerek yapıyor ve çok öncelere gidip oradan günümüze gelerek araştırmasını tamamlıyor.

Sadece mimari veya mesleki olarak değil herkes tarafından okunması gereken, her açıdan önemli tespitler taşıyan akademik düzeyde bir eser. Tezler, tezler, tezler. Hepsi birbiriyle yarışır kalitede bir mimarlık ziyafeti. Bu kıymetli eseri değerli çevirisi ile bizlere kazandıran Aziz Ufuk Kılıç ve Metis Yayınları kültür hayatımıza önemli bir katkıda bulunmuşlar.

“Modernlikle birlikte mimari üretim sokaklardan fotoğraflara, filmlere, basılı yayınlara ve sergilere kaydı. Bu kaymaya paralel olarak duvarlardan ziyade imgelerle tanımlanan yeni bir mekân kavrayışı ortaya çıktı. Modernlik böylece mahrem olanın kamusallığı haline geldi. Modern mimarlık, mahrem ile kamusal arasındaki geleneksel ilişkiyi tamamen farklı değerlendiriyordu: Sonuçta mekân deneyimini de kökten değiştirmiş oldu.”*

Mimarlık, sanat tarihi, felsefe, psikoloji, sinema, edebiyat, moda, fotoğraf gibi ilgi duyabileceğiniz birçok alanda güzel ve özlü sözler ile zenginleştirilmiş, sağlam alıntılar, inceleme ve tespitler ile örülü muhteşem bir çalışma Beatriz Colomina’nın eseri.

İçerisi ile dışarısını farklı bir açıdan incelendiğini görüyoruz. Bize iki büyük karakter yol gösteriyor. Bu iki önemli oyuncunun biri Adolf Loos. “Tezyinat cürümdür” sözü onun mimarisinin de temelini teşkil eder. Diğeri belki de Johnson ve Hitchcock’un kitaplarında da yazdıkları gibi modern mimarinin dört öncüsünden biridir, Le Corbusier’dir.

Biri tamamen içe dönük diğeri ise olabildiğince dışa açıktır. İçeride olan ile dışarıdakinin, ikâmetçi ile misafirin, mahrem ile kamusal olanın hikayesi.

Le Corbusier

ARŞİV

Modern mimarinin modernliği nereden gelmektedir? Veya onu ne modern yapar? İletişim araçlarının günümüzde geldiği nokta ile modern mimarinin gelişimi paralel mi gitmektedir? Aslında bu kitap modern mimarlığı modern yapan etmenin iletişim araçları ile teması olduğunu savunmaktadır. Ana tema budur. Ve bu tez çok güçlü, yadsınamayacak ölçüde kanıtlarla desteklenmektedir. Kitap 20. yüzyılın iki büyük mimari oyuncusu ile ilerlemektedir. Biri kuşkusuz hakkında en çok konuşulan, en çok yazılan ve iletişim araçlarının kullanımı olarak da bakıldığında onu fazlasıyla kullanandır. Diğeri ise muhtemelen arkasında en az belge ve bilgi kalmasını istemiş olandır. 1922 senesinde Paris’e yerleşmek için hazırlandığı sırada ofisindeki tüm evrakları yok etmesi başka hangi sebeple açıklanabilir? Bu iki önemli mimar şahsiyeti araştırarak, mimari ile medya arasındaki stratejik ilişkilerinin izini sürer yazar, tezlerini onlar üzerinden giderek açıklar.

Dünya son yüzyılda belki de tüm tarihinde görmediği değişimi bir yüzyıla sığdırmıştır. Kitle iletişim araçları çağımızı bambaşka bir noktaya getirmiştir. Artık internet sayesinde savaşlar canlı izlenebilmekte, toplumsal hareketler bir şehri veya ülkeyi tek bir stadyum içerisindeki taraftar grubunun toplu hareketi gibi toparlayan örgütlenmelere imkan tanımaktadır. Sınırlar ortadan kalkmış, her şey kalbur gibi delinip şeffaflaşmaya, yer yer ortadan kalkmaya başlamıştır. Mekânla insanın algısı değişmiştir. Neresi iç neresi dıştır? İçerisi ile dışarısı arasındaki ilişki sorgulanmaktadır.

“Modernitede nesne, içerisi ile dışarısı arasında birçok sınır tanımlar. Bu sınırlar birbirinin altını oyduğu sürece, nesne kendi nesneliğini ve dolayısıyla onun dışında olduğu varsayılan klasik öznenin birliğini, bütünlüğünü sorgular.” *

Beatriz Colomina’nın çalışması modern mimariyle ilgili ideolojilerin bu açıdan irdelenmesidir. Konu iki başlık altında toplanır; birisi konvansiyonel görüştür. Bu görüşte modern mimarlık, kitle kültürü ve gündelik yaşamdan soyutlanır. Yapılmak istenen yeni bir sanat nesnesinin iç yaşamına odaklanmaktır. Bu modern mimarinin kitle kültürü ile olan ilişkisini ve bu ilişkiyi anlatan göstergeleri de göz ardı eder.

“Aslında yeni yeni ortaya çıkan, yirminci yüzyıl kültürünü – kitle iletişim araçlarını - tanımlamaya başlayan iletişim sistemleri, modern mimarinin içinde üretildiği ve doğrudan temasta olduğu asıl mahaldir.”*

“Modern mimarlığı modern yapan şey, iletişim araçlarıyla temasa geçmesi olmuştur.”*


Bu cümle aslında kitabın en önemli tezi, teması, kalbidir. Mimari üretim artık inşaat alanları ile sınırlı değildir. Bienaller, dergiler vb gibi yayınlar, internet sitelerindeki mesleki faaliyetler, konferanslar ve örneklerini arttırabileceğimiz maddesel olmayan birçok sahaya kaymıştır. Kitabevlerinde mimarlık kitapları, moda, sinema, seks, edebiyat gibi konularla alakalı kitaplar da fazla satar olmuşlardır.

Kitabevi vitrini, Brüksel, Kenan Özcan

Dünyadaki önemli mimarların çalışmalarını içeren kitaplar, kitabevlerinde film yıldızlarını, ikonları geride bırakarak vitrinlerde en ön sırada yer almaktadır. Beatriz Colomina, kitabında Adolf Loos ve Le Corbusier’in çalışmalarının izini sürerek modern mimari ve medya arasındaki ilişkiyi aralamaya çalışmıştır. Tezlerine kanıtlarını da bu iki önemli şahsiyetin çalışmalarını analiz ederek buralardan çıkarmaktadır. Loos yaşamında arkasında çok az iz bırakmış hatta birçoğunu yok etmiştir. Le Corbusier ise çok fazla iz bırakmıştır ve iz kalması için her şey saklanmıştır. Birisi içeride diğeri ise dışarıdadır.

“Biri bu tarihsel mekânın eşiğini belirler ama öte yana geçmez; diğeri ise mekânı işgal eder ve hakimiyeti altına alır.”*

İzlediği çeşitli yollar boyunca salt mimari ile kitle iletişim araçları arasındaki ilişkinin dışında mimarinin de kendisi bir iletişim aracı değil midir?

ŞEHİR

“İnsanın nerede olduğu sorusuna aşırı ağırlık vermesi, otlakların sınırlarına dikkat etmek zorunda olduğu göçebe kabileler zamanından kalmadır.”*

Viyana bir şehirdi ama artık tek başına bir şey ifade etmiyordu. Her şey, yıllardır sürüp gelen her sınır, her tanımlama değişti. Sabit yerlerin çağı bitmişti. Artık ilişkiler çağı başlamaktaydı. Nerede olduğumuz anlamını kaybetmişti. Ulaşım araçlarının, demiryolları ve lokomotif ile başlayan yolculuğu ve arkasından gelen havacılığın gelişim çizgisi ile her yer bir yer olmuştu. Nerede, hangi şehirde olduğumuzun anlamı kalmamıştı. Yaşanan şehir bir yer olmaktan çıkmışsa, her yer bir yer ise ve sonucu yersiz ise.

“İnsan kendini neyden ayırarak bir kimlik kazanabilirdi?”*

Her şey zıttı ile vardır. Ve bu bir çözüm müdür? Kendini yün yumağı gibi sarmalayan kablolar ağı ve demiryollarından çevrili doğadan ayrılma bir işe yarayabilir miydi?

“Malte Laurids Brigge’nin Notları’nda R.M. Rilke şunları yazar:

İnsanlardan çok var, ama yüzler daha da çok, çünkü herkeste birden fazla yüz var. Her yüz bir maskedir.”*


Maske yüzyıl sonu Viyana’sının yaygın konularından biri olmuştu.

“Ulrich’e göre, şehirde yaşayan bir insanın en az dokuz karakteri vardır: mesleki, ulusal,kentsel, sınıfsal, coğrafi, cinsel, bilinçli, bilinçsiz ve hatta bir de özel karakter.”*

Colomina’ya göre mimarlık hakkında düşünmek, mekân sorunu ile temsil sorunu arasında mekik dokumak demekti. Bu da eserdeki çok önemli bir tespittir ve Colomina aslında bu cümleler ile çok kısa bir özetini yapar.

Maske içten gelen defoları artık saklamaktan ziyade defoların sorumlusu haline gelmişti. Maskeler gizlediği, örttüğü, sakladığı şeyi üretiyordu. Maskeleşme içe doğru yol alır, bu mahremiyet kavramını açığa çıkartır.

“Hiç kimsenin olduğu gibi görünmeye cesareti yok, herkes kendini iyi yetiştirmiş bir insan, araştırmacı, şair, siyasetçi maskesi takıyor… bireysellik kabuğuna çekilmiş durumda: dışarıdan görülemiyor.”
Friedrich Nietzsche


“On the Uses and Disadvantages of History for Life”, 1874

Adolf Loos; “Ev dışarıya hiçbir şey söylemek zorunda değildir, ama içeride tüm zenginliği aşikar olmalıdır.” derken Nietzsche ile benzer fikirde olduklarını görürüz. Nietzsche de modern insan tanımında bu iç ve dış arasındaki derin ayrışmadan bahsetmektedir: “Dış yalnızca kitabın ‘kapağı’dır, giysisi, maskesidir. ‘Değer’ ise ‘iç’e dahildir.” demektedir.

“Loos; hem metropol mimarisinin sınırlarından birini, yani içeride ikâmet etmek ile dışarıyla temas kurmak arasındaki farkı kabul etmiş, hem de maske ihtiyacını gösteren bu sınır ihtiyacını formülleştirmiş olur.”*

İçerisi dışarısına hiçbir şey söylemek zorunda değildir. Çünkü mahremiyet algısı değişmiştir. İçerisi ile dışarısı kesin bir çizgi ile ayrılmalıdır. Mahrem olan içerisi ile, kamusal olan dışarıdaki ile birbirinden kopmuştur. İçerisi kültürünü yansıtmalı, dışarısı ise uygarlığı yansıtmalıdır. Kamu binaları, adalet sarayları suçlulara korku vermeli, bankalar dış formları ile insanlara güven mesajı algılatmalıdır. Bu şekilde enforme edilmiş bir çizgi kurgulanır. Loos içerideki mahrem yaşantının kültürlü insan öznesi ile içe dönük olarak yaşanmasını savunur. Dış ise sadece enformasyon ve uygarlık bağlamında ele alınmalı, yapı o çizgide tasarlanmalıdır.

“Urbanisme’de Le Corbusier’nin Loos’un penceresine atıfta bulunduğu yere dönersek “Loos bir gün bana şöyle dedi: Kültürlü bir adam pencereden dışarı bakmaz; penceresi buzlu camdır; sırf içeri ışık girsin diye vardır, dışarı bakılsın diye değil.” *

Le Corbusier’in 1925 senesinde Urbanism’in deki pasajı çok iyi şekilde Loos’un konut içi yaşam düşüncesini açıklamaktadır. Loos konutun içindeki yaşantının mahremiyetini özne konumundaki kültürlü insan tarifiyle verir. Konutun içe dönük olmasını savunur. İç mekâna sadece dışarıdan hava ve ışık girmelidir. Bakışlar ise dışa çıkmamalıdır. Bunun için iç mekânların kurgularında da çeşitli mimari tedbirler alır. Pencerelerle dışarının görsel ilişkilerinin hafifletilmesi hatta yok sayılması için düzenlemeler yapar. Pencereler opak camlarla veya perdelerle kapatılır, mobilyalar pencerelerin önüne konarak ulaşım engellenir, pencere kotları yükseltilir. Loos’un evlerinde yükseltiler veya kot farklılıkları dikkat çeker. Hepsi bir anlam ifade eder Loos mimarisinde. Hiçbir detay anlamsız ve sebepsiz değildir. Her detay bir amaç, bir kaygı, bir düşünce, bir fikir için vardır. Tüm bunlar bireylerin mahremiyetini sağlamak içindir. Dışarıdan içerideki yaşantı algılanmamalıdır. Bu içeridekilere ayrıca güvende olma duyusu da sağlayacaktır. Güven duyan özne konumundadır. Ve özne Loos için içeride olandır. Loos’a göre kültürlü insan “kent soylusu” süsten arınmış olmalıdır. Modern insan nasıl giyinir sorusunun cevabı moderndir. Modern nasıl olunur? Göze batmıyorsa moderndir. Loos evlerin dışını da işte böyle ele alır. Tamamen süsten arındırılmış, göze batmayan ve olabilecek en sade haliyle. İç ve dış Adolf Loos için derin şekilde ayrılmış. İç mahremiyetine çekilmiş, dış ise olabilecek en sade hali ile belki de sadece çevresinde, sadece sadeliği ile dikkat çekerek var olur.

Adolf Loos, Villa Moller , Viyana, 1926

Bu çizimde Adolf Loos’un teatral locası oldukça net şekilde algılanmaktadır. Locada oturan evin sahibi, merdivenlerden ortadaki genel alana inen ise sahne alan misafirlerdir. Özne ile nesne yer değiştirmiştir.

Yaklaşık olarak aynı yıllarda yapılan bu iki yapıdaki farklı eğilimler çok açık şekilde görülmektedir. Birindeki yalınlık ve sadelik, diğerinde tamamen görsel bir zenginlik vardır. Loos’un yapısında tamamen rasyonalizm her çizgisinde ve her hattında çok kesin bir şekilde ve olabilecek en yalın haliyle karşımızdadır. Antoni Gaudi ise art nouveau’nun sınırlarını en yoğun ferdiyetçi form ifadesiyle zorlamaktadır. Tez ve antitez mimaride birbiri ardına more kesinlikle müthiş bir diyaleklik sürecini izleyerek devam etmektedir. Gaudi ve çağdaşları gibi tezyinatçı ve aşırı yüklü, süslü çalışmaların karşısında Adolf Loos “tezyinat cürümdür” diye çıkar.

“Kadife bir takımla etrafta dolaşan kişi sanatçı değil, soytarı ya da olsa olsa dekoratördür.”
Adolf Loos


Loos’a göre “Tezyinat cürümdür”. İlkel insan çeşitli renk formatları ile kendini farklı kılmak ister. Daha rafine olmak varken neden süse yol alıyoruz. Süsten arınmış olmak entelektüel gücün simgesidir, göstergesidir. Kendine güvenen, özgüven sahibi olan bu yollara başvurmaz. Kadife ceket bir maskedir, Beatriz Colomina’ya göre.

“Saf Aklın Eleştirisi”ni şapkasında devekuşu tüyleri olan bir adam yaratamazdı, Dokuzuncu Senfoni boynuna kocaman bir kolye takan birinden çıkmazdı.”*

Loos’a göre maskenin modern işlevi ilkel işlevinin tam tersidir. İlkel uygulamada maske bir kimlik kurgulamak için takılır. Modernde ise bir korunma fonksiyonu taşımalıdır. Herkesin bir maskeye ihtiyacı varsa bu farklılıkları ortadan kaldırmak için kullanılmalıdır.

“Maske, taşıyıcısına toplumsal kimliğini verir, modern insan (ve sanatçı) ise maskeyi herhangi bir farkı gizlemek, kimliğini korumak için kullanır.”*

Adolf Loos, Steiner Evi iç mekân, Viyana, 1910

Bu iç mekân, arka plandaki pencere ve altına yerleştirilen ayna ile Adolf Loos mekânlarını ve mimarisini çok açıklayıcı şekilde ifade etmektedir.

Loos ve sezession sanatçıları arasında derin bir yarık vardır. Onlar süslü cepheler tasarlarken Loos’un cepheleri tamamen dikkatlerden uzak ve kaybolmuş bir yapıdadır.

İç mekân anlayışlarında Loos’a göre tam ters yöndedir. Loos’ta içeriden dışarıya doğru mimari yönlenir. Sezession sanatçıları ve Hofman’da ise içeriden dışarıya bir akış vardır. Josef Hoffmann (1870-1956)’ın Brüksel’de yapmış olduğu Palais Stoclet (Stoclet Malikanesi) Art Nouveau ile Art Deco arasındaki geçişlerin izlenmesi açısından da çok ilginç ve çok başarılı sayılan bir yapıdır. Josef Hoffman 19.yy eklektisizmiyle savaşmış, modern mimarinin ismini tanımlayan Otto Wagner gibi çağdaşları ile modern mimarinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

Adolf Loos bugün bile yapılarından ziyade sözleri ile tanınan bir mimardır. Yaşadığı zamanda yaptıkları ve söyledikleri eski zamanlarda geçmiş çağlarda olduğu gibi ağızdan ağza sözle yayılmakta idi. Tıpkı eski ustalarda olduğu gibi. Sezession sanatçılarının yapıtları ve eserlerini süslü bulmakta, bunlara karşılık “süsün her türü cürümdür” ifadesiyle sadeliği savunmuştur.

Fotoğraf ve demiryolu ile buharın kullanımı yaklaşık aynı tarihi paylaşırlar. Demiryolu ve lokomotif, şehirleri bir tüketim nesnesi haline getirmiştir. Bugün günümüzde hava taşımacılığı artık demiryoluna göre daha yıkıcı bir güçle bunu yapmaktadır. Tıpkı konvansiyonel bomba ile nükleer arasındaki güç farkı gibi. Demiryolu ile başlayan ve hava ulaşımı ile devam eden süreçte yerler yer olmaktan çıkmışlardır. Yer artık her yer, her yer tek bir yerdir.

Joseph Maria Olbrich, Sezession House, Viyana, 1897, Kenan Özcan Eskizi

Her yer erişilebilir olmakta, tüketim metası haline gelmektedir. Uzakta bir erişilemez “yer” kalmamıştır. Sınırlar delinmiştir, her şey şeffaftır. Artık eski kentlerin surlarla çevrildiği kent kapıları yoktur. Yeni kent kapıları garlar, tren istasyonları ve şimdilerde havaalanları olmuştur.

Session Binası tarihte ünlü manifestoları ile anılan grubun kendileriyle aynı adı taşıyan yapısıdır. Joseph Olbrich imzalı bu eserde Gustav Klimt’in ünlü çalışması iç mekânı süslemektedir. Tarihselciliğe karşı çıkar ve her dönemin kendi sanatı, sanatın kendi özgürlüğü ilkesini düstur olarak benimserler. Mimari anlamda süslü dış ceğhelere gidilir. Ferdiyetçi, expresyonist tutum içindedirler. Bitkisel formlar simetri içinde asimetri olarak kendini belli eder.

Otto Ritter - Helmuth Cuno, Haydarpaşa Garı, İstanbul, 1906-1908

Demiryolları ile şehirler, turizm dünyası ve fotoğrafın dünyası haline gelmiş. Demiryolları ile şehirlerin geldiği yere fotoğraf ile mimari gelmiştir. Kitlelere süreli yayınlar yolu ile mimariyi tüketilecek bir nesne formuna sokarlar. Artık mimari fotoğraflar yolu ile bir tüketim kalemidir, metadır. Kent ikonu diye tanımlanan binalar şehirlerin tanıtımı için kullanılır haldedir.

Adolf Loos kendi evlerinin fotoğraflarda tanınmayacağını savunmaktadır ve bununla da övünmektedir. Bu tüm savunduğu fikirleri destekleyen bir davranıştır, savdır. Onun için önemli bir detaydır, öyle de olmalıdır. Ancak Le Corbusier ise tersini savunmakta ve de arzulamaktadır.

“Bazı tasarımcılar iç mekânları insanlar içinde iyi yaşasın diye değil, fotoğraflarda iyi görünsün diye yapıyor.”

Loos tüm bu sahteciliğin karşısında olmuştur. Söylediklerimizle, yaptıklarımız ve düşündüklerimizle birbirini tutmayan insanlarız derken bunu kastetmiş olmalıdır

REKLAM

“Le Corbusier savaş sonrası bir figürdür, Loos ise savaş öncesi. LeCorbusier’nin mimarı tam da bir “asker-mimar”dır, Loos’un mimarı ise “Latince bilen bir duvarcı” (kültürlü bir zanaatkar). Eserleri arasında ilişkiler kurmak mümkünse de, şu hayati soruya hâlâ bir cevap verilmemiştir: Savaşın çizdiği sınır, tarihin bu iki tanığının birbirinden böylesine farklı olmasında ne kadar etkilidir.”

Evet asker mimardır. Çünkü onun bir hayali vardır. Tıpkı otomotiv sektöründe Henry Ford’un yaptığı gibi seri üretilen mimariyi yaratmak. Evleri üretim bandından seri olarak çıkartmak. Tıpkı havacılıkta yapılanla aynı şekilde. Neden mimaride evleri birer savaş uçakları gibi seri üretmiyoruz diye sormaktadır. Bunu askeri teknolojiyi ehlileştirip kullanmak olarak görüyoruz. Avangart*ın da kelime anlamı tam da bu değil mi?

Le Corbusier medya ve reklam endüstrini belki de yaşıtları içinde en fazla akılcı ve ilk olarak kullanan mimardır. Yaklaşık 50 kitap yayımlaması bunun bir kanıtı olarak alınabilir.
“Dışarısı daima içerisidir.”

Bunun bir anlamı dışarısının da bir resim olduğudur. Le Corbusier gözü mimari algılamanın giriş kapısı olarak tarifler. “Göz” mimari bir “kapı”dır ve kapı elbette mimari bir unsurdur. “Pencere”nin formudur. Kapının yerini iletişim araçları alır. Göz kaydetmeye yarayan bir araçtır demektir.

Evet dünya hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Yeni iletişim araçları bir öncekilerinin yerine geçiyor. İnternet her şeyi yeniden dizayn ediyor, değiştiriyor. Edebi eserler onun üzerinden okunuyor, sinema onda izleniyor. Gazete ve enformasyon yeni kitle iletişim araçları ile yeni bir çağa gidiyor. Basılı yayın görsel yayın olarak internet üzerinden yapılıyor. Her şey değişirken mimarlık bu çizginin neresinde yerini alıyor. ■

Mayıs, İstanbul
В интеренете нашел авторитетный веб сайт , он рассказывает про Кетотифен www.buysteroids.in.ua/
eurobud.com.ua/bitumnaya-cherepitsa-ruflex-tab/

Узнайте про полезный веб сайт на тематику Битумная черепица IKO DiamantShield eurobud.com.ua