Mete ARAT

KP34
KP
“Mimarın kalitesi ve cesareti çok önemli. Sydney Opera Binası’nın yapısında konstrüktif elemanlar var mesela, uydurulmuş formlar değil. Böyle olduğu takdirde bu bina yeni kalmayı başarabiliyor. Berlin’de National Gallery binası da aynı şekilde. Bu bina bugün de yeni gibi. Neden? Çünkü bütün elementler doğru seçilmiş. Dikkat ederseniz bu tarz binalar hep süsten kaçınılmış binalardır, bu da mimari anlamda çok önemli.

Süs, etrafımızda çok sayıda yapıda görülebiliyor, bunlardan ülkemizde de bazı yüksek binalarda örneklerini görebilirsiniz. Böyle yapıların hepsi başarısız demiyorum ama bazılarını gerçekten beğenmiyorum. Bu yüzden namuslu mimari olarak adlandırdığım doğru mimarinin kullanımının, yeni kalabilen bina için çok önemli olduğunu düşünüyorum.”


1- Yurt dışında okumak ve çalışmak, mimari hayatınızı, kariyerinizi nasıl yönlendirdi, etkiledi sizce?

Yurt dışında mimari herkese açık, mimari yarışmaların sayısı Türkiye’de olduğundan çok daha fazla. Eskiden daha da fazlaydı, şu anda biraz azalmakta. Benim öğrenim gördüğüm zamanlarda bu yarışmaların fazla olmasından dolayı işe yeni başlayan mimarlarla birlikte bir senede 43 tane yarışmaya katıldım. İşte o yarışma hızı ve mimarinin bu şekilde herkese açık olması benim için büyük bir şans oldu. Okulumu bitirdikten sonra Türkiye’ye askerliğimi yapmaya geldiğimde de yarışmalara katıldım. Türkiye’de o zamanlar (1970’ler) mimarların hayatları genellikle müteahhitlerle geçiyordu, buna karşılık yurt dışında ise anonim konkurlar yapılmakta idi.Ben de o zaman burada başarılı olamayacağımı gördüğümden tekrar Almanya’ya döndüm ve 1971 de Alman arkadaşlarım ile mimarlık ofisimizi kurdum. Bu, benim bütün meslek hayatımı yönlendiren en önemli şey oldu. Kazandığımız yarışmalardaki projelerimizle bu işe başladık ve onları inşa ettik. Burada iyi bir jüri tarafından seçilmişseniz o projeye herkese büyük saygı duyardı. Bu şekilde en önemli şartları yerine getirmiş olduk. Yönlendirme meselesine geldiğimiz zaman da Almancayı iyi derecede biliyor olmam da benim orada yayınlanan her türlü kaynaktan faydalanmamı sağladı. Özellikle iki dilde konuşup düşünüyor olabilmek benim için avantaj oldu. Avrupa’nın ortasında olmak ve her türlü kültür kaynağına yakın olmak da kendimi geliştirmemi sağladı. Ben mimari dışında abstrakt resim de çiziyorum. Bu yüzden müzelere, sergilere ve bunun gibi organizasyonlara da her zaman katıldım.

2- Bu kariyer süresince yenilikleri nasıl takip ettiniz? Kendinizi, vizyonunuzu nasıl yenilediniz? Bu yenilenme süreci projelerinize nasıl yansıdı?

İnsana gelen bazı bilgilerin insan üstündeki tesirleri vardır. 1970’lerin başında okul projeleri yaparken dünyanın başka yerlerinde bu konuda yapılan çalışmaları takip ettik. Mesela İngilizlerin başlattığı, kuzey ülkelerinde yaygın olan, okul sistemdeki açıklık konusu önemliydi; yani bir okul binasının her türlü amaca açık olması. Bu konuda farklı kaynaklardan bilgiler alarak nasıl çok fonksiyonlu ve modern bir okul binası yapabiliriz diye çalışmalar yapmaya başladık. Bunu ‘’learning by doing’’, yani yaparken öğren felsefesi ile kendimizi geliştirerek yaptık. Bu gelişmeler hep küçük küçük oldu ama sonunda ortaya çıkan yapıya baktığımız zaman, aslında çok sayıda yeni öğrenmiş olduğumuz şey olduğunu ve bunu yapılarımıza nasıl entegre edebileceğimizi görmüş olduk.


3- Mimari, yenilenmeye ihtiyaç duymak veya yeni kalmak arasında nasıl bir yerde olmalı?

Mimarlık ofisimizde artık benim yerime mimar olan oğlum bulunuyor, ben arada sırada gidiyorum sadece. Onların yaptıkları işe çok da karışmıyorum. Bu sayede bilhassa yeni ve genç mimarların yenileme atılımlarını, hem pozitif yönlerini hem de ve bazı hatalarını fark edebiliyorum.
Konferansımda da anlattığım gibi yenilenmenin bir zorunluluk olduğunu görüyor, yenilenme sürecinin bundan yirmi sene öncesine göre daha farklı yapılması gerektiğini düşünüyorum. Fakat, yenilenme çalışması yaparken, mimarinin temel prensiplerinin bozulmaması gerekiyor. Buna çok iyi bir örnek yine Almanya’da düzenlenen bir mimari yarışması olabilir mesela. Genç mimarların katıldığı bu yarışmada çok ilginç bir tasarım vardı. Bu tasarımda var olan bir binaya ek bir bina yapılacak, bu genç mimarların projesi de bunu bir rampa şeklinde tasarlamak olmuş. İşte bu rampa mimari açıdan çok güzel gözüküyor, var olan binaya da uyum sağlıyor ama kullanılabilirlik anlamında görevini tam olarak yerine getiremiyor. Bu yüzden yenilenme çalışması yapılırken mimarinin her türlü olgusuna dikkat edilmesi gerekiyor. Bir taraftan bir şeyi yaparken diğer özelliklerini kaybetmemeye dikkat etmek çok önemli.

4- Yenilenmeye ihtiyaç duyan bina yapmakla yeni kalabilen bina yapmak arasında nasıl bir ilişki var?

Mimarın kalitesi ve cesareti çok önemli. Sydney Opera Binası’nın yapısında konstrüktif elemanlar var mesela, uydurulmuş formlar değil. Böyle olduğu takdirde bu bina yeni kalmayı başarabiliyor. Berlin’de National Gallery binası var mesela. Bu bina bugün de yeni gibi. Neden? Çünkü bütün elementler doğru seçilmiş. Dikkat ederseniz bu tarz binalar hep süsten kaçınılmış binalardır, bu da mimari anlamda çok önemli. Süs, etrafımızda çok sayıda yapıda görülebiliyor, bunlardan ülkemizde de bazı yüksek binalarda örneklerini görebilirsiniz. Böyle yapıların hepsi başarısız demiyorum ama bazılarını gerçekten beğenmiyorum. Bu yüzden namuslu mimari olarak adlandırdığım doğru mimarinin kullanımının, yeni kalabilen bina için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türk Telekom Arena’yı tasarlarken de modaya çok uymadık mesela. Orada görebileceğiniz bütün formlar konstrüktif formlardır. Bu her insanın görebileceği bir şey değil ama iyi bir mimari eser ortaya çıkarmak istiyorsanız mimarların beğeneceği bir yapı yapmak zorundasınızdır. Bu konuda yargıya varacak olan halk ya da son kullanıcı değil, bu konuda bilgi sahibi olan, meslek çevresinde bilgi sahibi olan insanlardır.
Bir insan statikten biraz anlıyorsa TT Arena’nın bütün çatısının dört tane kolon üstünde durduğunu dışarıdan da görür aslında, ama bazen bunları bizim tekrar dile getirmemiz gerekiyor. İşte bu namuslu mimariye bir örnek teşkil etmektedir. Form konusunda çok iddialı olmasa da kullanılabilirlik ve sağlamlık anlamında görevini yerine getiriyor.

5- Sizi en fazla yansıttığını düşündüğünüz projeniz hangisi?

Bu soruya beni en çok mesut eden projemi anlatarak cevap vermek isterim. Bundan 30 sene önce bir lise binası yaptık Stuttgart yakınında küçük bir şehirde. Okulun kuruluşunun yirmi beşinci yıldönümünde beni oraya davet ettiler. Okul müdürü ve öğretmenler yaptığımız binadan o kadar memnunmuş ki, eskiden okullarda sık sık rastlanan vandalizmin kesilmiş olduğunun ve öğrencilerin derslerinin bile düzeldiği bilgisini verdiler bana. Öğrenciler artık okulun duvarlarını boyamıyor ya da zarar vermiyorlar ve o okulda okumaktan son derece memnunlarmış. Sonuç olarak orada bulunan herkesin yaptığım şeyle mutlu olması beni de son derece mutlu etti.


6- Yurt içinde ve dışında projeler yaptınız ve yapmaya da devam ediyorsunuz. Mimari ve mimariye yaklaşım açısından ne gibi benzerlik veya farklılıklar gözlemliyorsunuz? Sizin okuduğunuz dönem Türkiye’nin şu anda yaşadığı dönem olabilir mi? Biz o dönemi biraz daha gecikmeli yaşıyor olabilir miyiz?

Sanmıyorum. Mesela; Türkiye’ de şu ana kadar hala bir okul projesi yapılırken herkese açık mimari yarışmalar yapılmıyor. Şu anda Türkiye’de hep merkezi sistemde devletin öngördüğü okullar yapılıyor. Türkiye bence o durumda değil, oraya yaklaşmamış bile. Bu kamu tarafında böyle, özel sektör kısmına bakarsak Türkiye’de bazı sermayelerin belli ellerde toplanmış olduğunu görüyoruz. Türkiye’de çalışan insanların yüzde yetmişinin iki bin liradan az para aldığını geçenlerde birisi benimle paylaştı. Bu durumda yapılan yeni lüks konutlar, gökdelenler, belli bir ekonomik sınıfın kullanabildiği mimari, yani sosyal bir mimari değil. Avrupa’da da var tabi ki böyle sınıflar ama fark buradaki kadar belirgin değil. Orada aynı yaşam kalitesi daha fazla sınıfa verilmiş durumda.

7- Binaları projelendirirken eskiye oranla daha fazla parametre mi devrede? Mimari proje yapmak kolaydan zora doğru mu gidiyor?

Söylediğiniz son derece doğru, artık daha fazla parametreyi göz önüne almamız gerekiyor. Eskiden en önemli parametre şehircilik ve konumdu. Şu anda çevrenin sıkışması ve eskiyle yeniyi birleştirmenin getirdiği parametreler var. Bununla beraber fonksiyonların ve teknolojinin ilerlemesi, bazı yenilikleri de beraberinde getiriyor. Mesela eskiden bir bina yaparken kalorifer dairesi ve sıcak su tesisatı gibi unsurlar vardı. Şimdi artık bina otomasyonu ve buna benzer konular giriyor işin içine. Almanya’da yaptığımız bir projede yer altından geçen bir havalandırma sistemi yaptık. Bu havalandırmayı toprağın altından geçirdik, buradan geçen hava toprağın içinden 100 metrelik bir kanaldan geçerek soğuyor ya da ısınabiliyor. Buna benzeyen unsurlar projeleri biraz daha zorlaştırıyor. En fazla zorluk da son zamanlarda firmalarla beraber konkurlara katılmamızdan kaynaklanıyor. Bu firmalar ellerinde hesap makinesiyle dolaşıp, şu malzemeyi kullanmayalım, bunun fiyatı çok yüksek gibi yorumlarla işinize karışıyorlar. Bu da mimarların işlerini zorlaştırıp onların hürriyetlerini ellerinden alıyor gibi.

8- Projelerinizi şekillendirirken sizin temel aldığınız unsurlar hangileri?

Çevreye uyum çok önemli. Bir bina çevresine, tabiatına, şehre ve etrafında bulunan elementlere göre yapılmalı. Yapılacak binanın etrafında başka bir bina mı var, kilise mi var, gürültülü caddeler mi var? Bunların hepsini hiçbir form arayışı olmadan matematiksel olarak analiz etmek lazım. Bundan sonra ancak projenin şekillenmesine başlanması gerekir. Bu en önemli noktalardan birisi. Mesela düz arazi mi, eğimli arazi mi, karşısında hangi binalar var? Günes yönü , trafik bağlantıları, manzara ,gürültü, iç oganizasyonu (oryantasyon, rahat ve sarih işleyiş şeması), konstrüksiyon, kullanıcıları mutlu edebilecek mekân arayışı, heyecan verecek form ve malzeme vb. konular bir projeye başlarken göz önünde bulundurulması gereken en önemli unsurlar.


9- Son dönemde gerçekleştirdiğiniz ve varsa gerçekleştirmek istediğiniz projeler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Son dönemde İstanbul için yapılan dört önemli projemiz oldu: Projelerden biri Bünyamin DERMAN’la birlikte uyguladığımız 212 AVM projesi. Diğeri Cafer BOZKURT ile beraber yaptığımız ve finale kaldığımız Zorlu Center projesi. Üçüncüsü; başka bir yarışmada birincilik aldığımız Tuzla’daki Logistic City’nin merkez şehri projesi. Bunu gerçekleştirmeyi isterim. Burada sigorta, lojistik şirketleri, bankalar, toplantı salonları, kültür merkezleri, konferans salonları, oteller ve konutlar yer alacak. Bunu gerçekleştirirken de yeni şehircilik anlayışına göre mixed-use yapma fikri yani her türlü fonksiyonu bir arada yapma fikri vardı. Bunların hepsini kullanırken sokaklar, meydanlar yani geleneksel şehir anlayışına uygun unsurlarla birlikte yapmak istedik. Bu şehirde bildiğimiz geleneksel şehir anlayışını bozmadan çok fonksiyonel, kendi kendine yaşayabilen bir yer yapmak oldu amacımız. Genelde bu tarz yapılarda alışveriş merkezleri, spor salonları, sinemalar gibi yerler olur ama bir şehrin yaşamasını sağlayan sokaklar ve meydanları gibi unsurlar eksiktir. İstanbul’da ve dünyanın pek çok yerinde gelişen bazı projeler var: Üstte konut altta shopping mall, kendi içinde bir ada ama etrafında şehir yok, şehirle ilgisi yok. Kendi kendine yaşayan bir ada. Biz bunun tamamen karşısında olduğumuz için sokakları, meydanları olan bir şehir yapmaya çalıştık
Son proje ise İstanbul’un akut hale gelmiş çöp sorununu çözmek için geliştirildi. Şimdiye kadar çöpler hep depolama alanlarına götürülürdü. Bu proje ile belki de Avrupa’nın en büyük çöp yakma fırını yapılacak.
İstanbul’un çöpü senede 14 milyon ton, bunu çözmek için ayda 300 bin ton yakabilecek dev bir bina inşa edilecek. Böyle bir yapının teknolojisi mimarisinden daha önemli tabi ki ancak bu binanın belli bir mimari formunun da olması istendi. Mimari form açık arazi içine yerleştirilmiş simgesel bir gross form hedeflendi. Bu proje aslında bir ekoloji projesi. Hem yaktığı çöpten 80 MW enerji kazanıyor, hem de binanın bütün cephesi ve bütün çatısı bizim teklifimize göre güneş enerjisini kullanan fotovoltaik elemanlarla kaplı. Kendi kendine tüm tesisin elektriğini üretebilecek.

10- Son olarak kariyerini şekillendirme aşamasında olan mimarlara neler söylemek istersiniz?

Sizin de yaptığınız gibi hepsi tek tek çok değerli mecmualar, uluslararası binlerce literatür var, bunların hepsi çok değerli kaynaklar. Uluslararası kaynakları takip edebilmeleri için yabancı dili bilmeleri gerekiyor. En azından bir tane yabancı dili bilmek ve üzerinde çalışmak şartlardan bir tanesi. Bir yere takılıp kalmamak da önemli, üniversite bir insana çok şey katabilir ama iyi ofislerde iyi mimarlarla çalışıp tecrübe ve bilgisini daha çok geliştirir insan. Üniversitede, bildiklerimin yarısını öğrendiysem diğer yarısını da ofislerde çalışarak öğrendim. Yurt dışında çalışmak da çok değerli şeyler katabiliyor insana. Bu şekilde gerekli bilgi birikimine yavaş yavaş ulaşabilir bir mimar.
Ayrıca bir mimarın tam manasıyla mimarlığı anladım diyebilmesi için; detayıyla, projesiyle, projenin yürütülmesiyle, malzemeleriyle bunu söyleyebilmesi için 40-45 yaşına falan gelmiş olması lazım. 25 yaşında okulu bitiren bir mimar daha yolun belki yüzde yirmisinde. Daha ilerleyebilmesi için mesleğin içinde yoğrulması lazım. En başta çalışmak, çalışmak, çalışmak... Dünyaya açık olmak. Diğer önemli bir konu da seyahat etmek ve neyin ne olduğunu görmek. Eski Roma’da Panteon nasıl yapılmış? Chicago’da gökdelenlerin başlangıcı nasıl yapılmış? Modern mimarinin tarihini gayet iyi takip edip örneklerini yerinde görmek lazım. Frank Lloyd Wright’ın 1910’da yaptığı binaları, ondan sonra 1956’da yaptığı binayı görmek lazım. Etrafına bakmak, çok yeri gezmek, çok şeyi incelemek, diğer sanat dallarını takip etmek tavsiyelerimin en başında geliyor. ■
Нашел в интернете полезный блог , он описывает в статьях про Университетская клиника Германия.
Наш нужный веб сайт на тематику Полное обследование организма в Германии.
Был найден мной классный web-сайт про направление Лечение аденомы.