Mimarlığı Görebilmek 2. Bölüm

KP51
KP
                                                                                                                                                                       
Mimarlığı Görebilmek
Saper vedere l’architettura*
Bruno Zevi
2. Bölüm
*Çeviri: Alp Tümertekin, Daimon Yayıncılık, 2015
San Zeno Bazilikası, Verona, 1063-13. yy. [3]

ROMAN ÖLÇÜ SİSTEMİ

11. yy.’ın ikinci yarısı ve 12. yy.’a gelindiğinde mimari, o zamana kadar yapılan tek bir planın varyasyonları ile üretilmiş düzenlemeleri içermekteydi. Özetle;

“Paleo – Hıristiyan ritmin sakinliği, Bizans mimarlığının hızı, ritimlerin barbarlar tarafından kesintiye uğratılması, benzer şemalar çerçevesinde kendilerini gösteren çeşitli isteklerin dışavurumudur. Roman çağına geldiğimizde, artık sadece mimari boşluğa ilişkin özgün bir duyarlılık ve insanın boşluğun içinde dolaşmasıyla belirlenen yeni bir mekânsal çağ söz konusu değildir.”

Bunu takip eden Roman çağı, gelenekten koparak, yenilenme ve gerçek değişimi içermekteydi. Binanın tüm ögelerinin birbirine bağlanması, süreklilik ve belirli bir ritim içinde more, mekân ölçüsü; başlıca özellikleri teşkil etmekteydi.

GOTİK MİMARLIĞIN BOYUT KARŞITLIKLARI VE MEKÂN SÜREKLİLİĞİ

Kitabın bence en ilgi çekici ve yoğun tahlillerle yüklü bölümlerinden bir tanesi, bu bölümde yer almaktadır. Gotik mimari ve Roma mimarlığı ilişkisi ile karşıtlıkları, çok detaylı şekilde incelenmiş ve açıklanmıştır.

Fransız Gotik mimarisinin bir örneği olarak bilinen Notre Dame, ilk gotik katedrallerden biridir ve gotik dönem boyunca inşası sürmüştür. Notre Dame de Paris, dünyada, ana yapıdan ayrı payandaların kullanıldığı ilk binalardan biridir. Katedralin ana kubbesi 34 metre yüksekliktedir. Batı cephesindeki kuleler 69’ar metre yüksekliktedir.

Notre Dame Katedrali, Paris 1163-1345

The Psychological Effect of Horizontality and Verticality (118)

İnsan ölçeğinin Yunan ve Gotik mimarideki karşılığının ifadesi, Irving K. Pond’un “The Meaning of Architecture” adlı kitabında bulunan levhada açıkça görülmektedir.


Bu bölümde Gotik mimarinin geniş özeti sonrası; İtalyan, Fransız ve İngiliz Gotik yapılarının örnekleri incelenmektedir. Kitabında yazar, mimaride mekân kavramına ve ölçek kavramına çok yer vermiştir. Yazara göre Gotik mimari sanatçıları; mimarlık tarihinde ilk kez izleyicide seyir dinginliği değil de birbirinin tersi çağrılar yaratan, insan ölçeğiyle tartışma karşıtlığında bulunan mekânlar tasarlamışlardı. Ölçek; Yunan mimarisi ölçeğini baz alan yapılanmasından, Gotik mimarinin bina orantılarının insana göre değil, binanın elemanlarının kendi içeriğindeki yapısal orantılarına göre şekillenmesine gelmiştir.

İngiliz Gotik’ini diğerlerinden ayrıştıran bir özellik, burada ayrışmayı sağlaması açısından önemlidir. Bu nitelik; binaların eklemlenme, büyüme olanağı, yayılma arzusudur. Tam bu noktada bir yorum yapmak gerekirse, yazar bunu “organik ve modern” bir tarz olarak nitelemiş ve diğerlerinden ayırmıştır. ‘‘Modern ve organik’’ yorumu, “strüktür netliğinin” dışarıdan okunması, yani taşıyan ve taşınanın tüm çıplaklığı ile açıkta olması niteliği; onu fazlası ile modern yapmaktadır. Bir de bu yapıya modüler büyüme eklendiği takdirde, modernist yakıştırması sanırız fazla kaçmaz. Günümüz örneklerinden büyüyebilen, modüler, tüm strüktür ve konstrüksiyonu dışarıdan gözlenebilen havaalanı vb. yapı örnekleri; aslında bu ilkelere göre yapılmış çağdaş mimarlık uygulamaları örnekleri değil midir?

QUATTROCENTO’NUN YASALARI VE ÖLÇÜLERİ

“Gotik mimari sonrası gelişim çizgisi, mimarlık tarihi kitaplarında Rönesans ile devam eder.” saptamasına, yazar, bu bölümde itiraz etmektedir. “Rönesans’ın ilk habercileri 15. yy.’ dan önce 13. ve 14. yy.’daki hümanist uygulamalarla gelmişti.” yorumu ile cevap verir.

Bruno Zevi’ye göre; Rönesans için birbirine zıt, iki önyargı oluşmuştu.

“Rönesans birbirine ters iki önyargının uzunca bir süre kurbanı oldu: Önyargılardan ilki Rönesans’ı önceki dünyaya göre mutlak hakikat olarak sunmaktaydı; ikincisiyse, Rönesans’ı bir ‘neo’ ya, yani Roma mimarlığına geri dönüşe indirgiyor; böylece her tür yaratıcılık değerini elinden almış oluyordu.”

Buradaki tespitler ile o dönemin yapılarını ve Brunelleschi gibi mimarları biraz daha anlıyor ve kendilerini daha iyi tanıyabiliyorduk.

San Lorenzo’da veya Santa Sprito’da evimizdeymiş gibi hissediyorsak, o bilinç ile dolaşabiliyorsak, F. L. Wright gibi, Ruskin gibi, Yunanistan’ı anlamayanların rastlantısal olmadığını görebiliyorsak, ilk defa bir binanın değil de insanın bir binanın gizine sahip olabilirliğini anlayabiliyorsak, tüm bunların sırrı; kitabın Quattrocento yasaları ve ölçüleri bölümünde gizlidir. Bu dönemde, insan ilk defa kendi yasalarını binaya kabul ettirmesinin temellerini atmıştı. Quattrocento mimarlığı sırf bu yüzden çok önemli ve farklıdır. İşte o yüzden, devrim yaratmıştır; bir çağı başlatmıştır.

Yapı iç kısmıyla Rönesans mimarisinin üstün, seçkin örneklerinden biridir.
Santo Sprito Bazilikası, Brunelleschi, Floransa, 1444’te başlanmış.

CINQUECENTO’NUN PLASTİĞİ VE HACİMLERİ

Sürekli ve sonsuz bir mekân arayan Gotik mimari, sonrasında gelinen 16. yy. İtalyan Rönesansı’nın deşifre edildiği ve tüm sırlarının aralandığı bu bölümde, örneklerle dönem açıklanmaktadır. Kimi zaman akademik, kimi zaman da şiirsel bir tarzda son derece akıcı bir kıvamda, konu anlatılmaktadır.

Cinquecento’nun ne olduğu ve ne olmadığı, mimarisinin nereye ulaştığı, volümetresinin boyutları incelenir. Bramante’nin San Pietro (1503) tapınağından, Palladio’nun (1550) Villa Capra’sına kadar örneklerle keyifli bir öğrenme yolculuğuna çıkılmaktadır. Bizi İtalya’nın 16. yy.’daki geniş ovalarına geri götürmektedir.

BAROK MEKÂNIN HAREKETİ VE YORUMLANMASI

Mekânın özgürleşmesi temeline dayalı Barok anlayış, bir anlamda “kurtuluş”u temsil eder. Barok mekân; plastik değerleri kurgularken, iç mekânda da birçok yenilik ile karşımıza çıkmıştır. Duvarlar dalgalanmakta ve katlanmaktadır. Dinamizm ön plandadır. İlk önce 17. yy. ortalarında İtalya’da beliren akım, sonra buradan dünyaya yayılacaktır.

Dış mekânda uygulanan dalgalı ve yumuşak geçişlere, iç mekânda, planda da rastlıyoruz. Borromini; mekânı plastik açıdan bir süreklilik sağlayacak biçimde şekillendirmiştir ve bir bütün olarak tasarlamıştır.
San Carlo alle Quattro Fontane, Roma, Francesco Borromini 1638-1641

Barok; dinamizmini, Cinquecento’nun plastik ve volümetrik deneyimi üzerine kurar.

“Rönesans gibi, mekân kültürünün katı olduğu dönemlerde, şiirsel dilin mekanizmaları aştığı noktayı kavramak demektir; Barok gibi kurtuluş dönemlerinde, sonsuzca çoğalan imgeler arasından, kendi klasisizm anını bulan deha eseri ile düzensizliği ayırt etmek demektir.”

En önemli özelliği iç içe geçmiş mekânlardan oluşmasıdır. Çeşitli büyüklükte üç oval, nefte peş peşe yerleştirilir ve bunlara iki daire eklenir. Böylece bir tür transept oluşturulur.
Santa Mario Della Salute Bazilikası, Venedik, 1631-1687

Basilika Vierzehnheiligen, Bavaria, Balthasar Neumann, 1743-1772

Bruno Zevi; Borromini’den Neumann’a, Cortona’dan Quarini’ye, Longhena’dan Juvara’ya ve daha pek çok mimar ve örnekle Barok devre ışık tutmakta; İtalyan sanatının bu muhteşem dönemini, pürüzsüz bir seyir zarafetinde, ustalığın doruğunda bir yorumcunun gözüyle önümüze sermektedir.

19. YÜZYILIN KENT MEKÂNI

Merkezi plan sistemine sahip olan yapının kubbesinde 8 oval pencereli bir galeri bulunur. Bu kilise; mimarisi, formu, sembolleri ve özellikle detayları açısından bugün hala inancın ve doğa üstünlüğünün ifadesi olarak görülür.
San Lorenzo Kilisesi Kubbesi, Torino, Guarino Guarini , 1668-1687


Barok çağ sonrası, 19. yy. eklektizmi ve Neo-Klasik dönem gelir. Bu dönem, mimarlık ve sanatta sağlıksız bir romantizm; arkeolojinin mimari ile paylaştığı kötü bir nostalji kaybı döneminin ifadesidir.

Bruno Zevi, bu dönemi çok kısa ancak inanılmaz bir ustalıkta özetlemektedir. Hem toplumun ihtiyaç ve tercihlerini, hem de endüstri devrimi ile gelen talepler ve sanatın taleplere cevabını analiz etmiştir. Ona göre 19. yy.’ın gerçek kurtuluşu, dış mekânlarda, şehircilikle gerçekleşir.

“SERBEST PLAN” VE MODERNİN ORGANİK MEKÂNI

Bu son bölümün belki de en önemli saptaması, modern mekânın “serbest plan” kavramına dayandığı gerçeğini savunmasıdır. Le Corbusier’nin Villa Savoye’u ile Wright’ın Şelale Evi, bu teze iki fevkalade örnek olarak verilmiştir ve eserde genişçe irdelenmiştir.

Kenan Özcan Eskiz Çalışması, F. L. Wright, Şelale Evi, Bear Run, Pennsylvania, 1936

MİMARLIK TARİHİNE YOLCULUK

Mekânın Çağları bölümü, Eski Yunan’dan bu yana, Batı yapı sanatının belli başlı devirlerini gözden geçirmektedir. Muhteşem bir mimarlık tarihi özetini içeren bu bölüm, bizi insan oranı ile Yunan tapınaklarından çıkartarak, muhteşem iç mekân zenginliğine sahip anıtsal Roma yapılarına sokar. Oradan alıp Paleo - Hıristiyan mimarisinin sakin ritminde dolaştırır. Bu sakin ritim içinde dolaşırken; bu bütünün bir parçası olduğunuz mimari iç mekânı bir eksen üzerinde yürüyerek yaşarsınız. Bizans’ta sakin ritim, yerini hıza bırakmıştır. Yolculuk devam etmektedir. Bizans’ın hızı ve mimariyi ileriye taşıma gayreti, Barbar bir etki ile kesintiye uğramıştır. Roman çağı öncesi üç yüz yıl süren bu dönem, bir anlamda Roman’ın gebelik dönemi olarak sayılabilir. Roman mimarlığı dönemi, gerçek bir organik yenilenme dönemidir. Barbarların kesintiye uğrattığı gelişim, tam bir organik yenilenme ile gelişim çizgisine geri dönmüştür. Artık kendine güvenli ve uykusundan uyanmış bir organizma vardır karşımızda.

Roman mimarisindeki bu hızlı gelişim ve değişim ile gotik mimariye ulaşılır. Düş gerçekleşmiştir. Gotik mimaride, mekâna ritim verilmiş, mekân yüceltilmiş, süreklilik kesilmeden mekâna bir biçim kazandırılmıştır. Tüm bunların yanında, daha ileri gidilerek, insan ölçeğiyle tartışma karşıtlığında bulunan mekânlar tasarlanmıştır.

Bundan sonra Rönesans ile gelişim çizgisi devam etmiştir. Tez – anti tez süreci, diyalektik süreç işlemekte midir?

Gotik mekânın sonsuza uzanma arzusuna, Romanesk mekânda bir düzen ve disiplin ile verilen cevap; tez - anti tez sürecinin işlediğine dair bir cevap olabilir. Gotik’teki insanı ezen boyut ve mistik havaya anti tez olarak; insan ebadını baz alan ölçek ve denge ile gelen, huzurlu mekân kavramı yerleşir. Bu yapılanma bizi Quattrocento’ya ulaştırır. Kültürel ve sanatsal tutarlılık, erken Rönesans ve Quattrocento’da vardır. Olmayan ise; tarihsel süreklilikten uzak oluşudur. Asla ‘neo’ diriltmeci yapıda olmayışıdır. Rönesans sonrası, bizi barok döneme taşır. Barok anlayış, mimari ve sanatta “güneş”, parıldayan dönemi anlatmaktadır. Sonsuza uzayan Romantizm neşesinin ve ihtişamın ifadesi olan Baroktan sonra ise; Neo - Klasik dönem ve “Revival” dönemleri ile ucuz bir eklektizm ile karşılaşırız. Yenilik ve gelişimden oldukça uzaklaşılmış; nostaljik anlayış, diriltmecilik ve devşirme canlanmıştır. Diyalektik işleyen Bruno Zevi’nin tarihsel süreç özeti, modern dönem yaklaşımları bölümü ile günümüze kadar gelmiştir. Yazar kapsamlı bir gözden geçirme ile tarihsel süreçleri, bizleri derin bir bilgi hazinesi ve bakış açısının sonsuzluğu derecesinde aydınlatmıştır. Bu kısa, ancak konsantre özete sahip kitaba, zaten çok kısıtlı olan mimarlık tarihi ile alakalı yayımları, kitapları düşünecek olursak, nadir bulunan bir hazine gibi sarılıp sahip çıkılması gerekir. Kitaptaki bu üçüncü bölüm, mimarlık tarihinin çok büyük bir bölümünün şiirsel ve üst perdeden yapılan kısa özetidir. Sırasıyla Antik Yunan, Antik Roma, Paleo - Hıristiyan dönem, Bizans Romanesk dönem, Gotik dönem, Rönesans dönemleri, Barok ve Neo - Klasik dönemi takiben Modern dönemlerini kapsamaktadır.

MİMARLIĞIN YORUMLANIŞLARI

Teknik, siyasal, psikolojik, bilimsel bir mimarlık tarihi yazmak; bu yorumlamalardan ancak tamamının bir bütün olarak değerlendirilmesi ile mümkün olabilir. Tek bir ögeyi alıp değerlendirmeyi onun bakışıyla, örneğin salt teknik inceleme ile yorum yapmak, eksik ve yanlış olur. Bu bölümde, temelde mimarlık tarihçilerinin hatalı yaklaşımları veya eksik taraflarına dikkat çekilmektedir. Sosyal muhtevanın, psikolojik etkilerin, teknik verilerin, biçimsel elemanların hepsinin mekânı oluşturduğu ve tüm bunların bir bütün içinde değerlendirilmesi ile sonuca noksansız ulaşılabileceği tezi; bu bölümün ana fikrini oluşturur.

Mimar olmak istiyorsanız veya mimarlığın, yoğun duygular içinde, bir takipçisiyseniz eğer; belli şehirler vardır, mutlaka görülmesi, kalınması, gün doğumunun ve batımının izlenmesi, sıcağının ve soğuğunun hissedilmesi gereken… O şehrin çocuğu olmanız icap eden…

Belli mimarlar vardır; geçmişte eserler vermiş, tanınması gerekli, yapıtlarının incelenmesi; hatta o yapıların birbiriyle yakınlık-uzaklık ilişkisine göre değil, yapım yıllarına göre gezilerek tanınması, incelenmesi gereklidir. Ta ki o mimarın bir izlenimcisi oluncaya kadar…

Belli yapılar vardır; mutlaka görülmesi gereklidir, enine boyuna incelenmesi, onunla yatılıp onunla kalkılması gereklidir. Ta ki o yapının sahibi oluncaya kadar…

Ve belli kitaplar vardır; mimari için mutlaka ama mutlaka okunması gereklidir, benim ilk on diyebileceğim kitaplar… İşte bu kitap, o kitaplardan bir tanesi; mutlaka okunması, sürekli başucunda bulunması, her sayfasının hakkının verilerek tekrar tekrar üzerinden geçilmesi gereklidir. Ta ki siz yazmış gibi oluncaya kadar…

Bruno Zevi: Bir mimarlık tarihi ozanı… ■
best-cooler.reviews/everything-about-kysek-coolers-or-bold-challenge-to-yeti/

Нашел в интернете интересный интернет-сайт , он описывает в статьях про регистрация товарного знака в россии http://t-marka.ua
здесь t-marka.ua