Mimarlığı Görebilmek 3. Bölüm

KP52
KP
                                                                                                                                                                       
Mimarlığı Görebilmek
Saper vedere l’architettura*
Bruno Zevi
3. Bölüm
*Çeviri: Alp Tümertekin, Daimon Yayıncılık, 2015

 
St. Paul Katedrali, Londra, Christopher Wren, 1675–1720 [2]

MİMARLIĞIN YORUMLANIŞLARI

Teknik, siyasal, psikolojik, bilimsel bir mimarlık tarihi yazmak; bu yorumlamalardan ancak tamamının bir bütün olarak değerlendirilmesi ile mümkün olabilir. Tek bir ögeyi alıp değerlendirmeyi onun bakışıyla, örneğin salt teknik inceleme ile yorum yapmak, eksik ve yanlış olur. Bu bölümde, temelde mimarlık tarihçilerinin hatalı yaklaşımları veya eksik taraflarına dikkat çekilmektedir.

Sosyal muhtevanın, psikolojik etkilerin, teknik verilerin, biçimsel elemanların hepsinin mekânı oluşturduğu ve tüm bunların bir bütün içinde değerlendirilmesi ile sonuca noksansız ulaşılabileceği tezi; bu bölümün ana fikrini oluşturur.

SİYASAL YORUMLAMA

Pek çok mimarlık tarihi kitabında mimarlık ile siyaset arasındaki sıkı bağımlılıktan söz edilmez. Ancak bu yadsınamaz bir gerçektir. Yunan mimarlığının altın çağının İ.Ö. 5. yy. olması, Atina’nın o tarihe kadar kazandığı savaşların neticesinde (480 Salamis, 481 Plataion, 490 Maraton Savaşı) geldiği güçlü durumun mimari dışa vurumu değil midir? Buna benzer bir yorumlamayı, Sultan Süleyman çağı ile siyasal gücünün doruk noktasındaki Osmanlı İmparatorluğu, Sinan’ın mimarlığı ile yapmıştır. 1453 yılında Osmanlı’nın İstanbul’u fethi de büyük bir siyasi olayın mimariye etkisini doğurur. Bu fetih ile çok sayıda Bizanslı sanatçı İstanbul’dan, Avrupa ve İngiltere’ye göç eder. Bu göç ile yanlarında doğu mimarisinin kubbe tekniğini ve birikimini de sanatlarıyla birlikte taşırlar. Britanya’da St. Paul Katedrali kubbe ile taçlanacak ve Gotik dışında yeni bir mimari ile tanışacaktır. Bu tamamen siyasi bir etkinin sonucu değil midir?

Aynı etki Nazi Almanya’sından kaçan birçok mimarın dünyaya dağılması ile gözlemlenir. 2. Dünya Savaşı yıllarında “Almanya’nın en iyi üniversitesi neresi?” sorusuna cevap, biraz ironik ve mizahi olsa da, “İstanbul Teknik Üniversitesi” olmuştu. Onlarca profesör kaçarak İstanbul’a gelmişlerdi ve burada bir dönem çalışmalarını sürdürdüler, eserler verdiler ve birçok öğrenci yetiştirdiler.

Almanya’daki 2. Dünya Savaşı yıllarının mimarisi ile İtalyanlardaki 1940’lı yılların mimarisinde aynı çizgide, dilde yapılar üretilmesi; o yıllarda iki ülkeyi yöneten diktatörlerin ortak dünya görüşünün eseri değil midir? Bu tamamen Nazi obskürantist etkinin dışa vurumudur. Faşist mimarlık örnekleri üretilmiştir.

Berlin Neue Reichskanzlei 1939 [3]

Olimpiyat Stadı, Roma, 1960 [4]

EKONOMİK VE TOPLUMSAL YORUMLAMA

“Mimarlık, toplumsal kurumların ve ekonomik sistemin öz yaşam öyküsüdür.” [5]

Ortaçağ mimarlığı ardında, tarımsal köy ekonomisi vardır. Rönesans mimarlığının ardında; Ortaçağ köyünün çözülmesi ve topluluk bilincinin çökmesi ile ekonomik sınıfların oluşumu, bireyciliğin başlaması yatar. Brunelleschi = Avrupa tarım ekonomisinin sonu. Mimari biçimler, bunların peşinden gelir. Klasisizm üslubu, emperyalizm dönemlerinin ülkelerinin mimarisi değil midir? Bir telafi mimarlığıdır. Çünkü elinden değerleri alınan halklara; şatafatlı, taşlarla örülü, durağan ve ağırbaşlı bir mimari sunar. Klasisizm’i, Hitler ve Mussolini bu sebeple seçmiştir.

Eklektizm, sanayi alanında büyüme mimarlığıdır. Avrupa, sanayi devrimi ile köyden kente göçü yaşamıştır. Şehre gelen kırsal kesim çıkışlı kitlede de zenginleşmiş olanlar, kendi evlerini yaparken, üslup olarak tarihte var olmuş üç büyük medeniyetin eserlerini örneklerler (Yunan, Roma, Mısır). Bu yolla, kendileri için bir soyluluk yaratabileceklerini düşünürler. Eklektik ve saray benzeri evleri, tüm görgüsüzlüğü ile tarihte yerlerini alır. Ancak onların toplumda kabul görmelerini sağlar mı? Bilinmez.

Günümüzün yüksek yapıları, gökdelenleri, neden çok uluslu şirketlerin ve tröstlerin yönetim yapılarıdır? Gölgelerini kendilerinden küçüklerin üzerlerine düşürerek, ezici bir edayla göğe yükselmektedirler.

Alberobello, Bari [6]

DİNSEL VE FELSEFİ YORUMLAMA

Reform hareketi, İngiltere’de Gotik mimariden Rönesans’a bir davet göndermiştir. Dinsel etkiler, her yerde ve birçok dönemde, mimari üzerindeki şekillendirmesiyle kendini belli etmiştir. Salt o yıllarda değil, günümüzde de mimari üzerine etkisini sürdürmektedir.

BİLİMSEL YORUMLAMA

İlk dönemlerden beri mimari, bilimle birlikte yolculuk eder. Bilimin tökezlemesi, durağanlaşması ile o da durur ve bekler. Torino’daki San Lorenzo’nun kubbesinin inşası ile Leibnitz’in integral hesabını bulması arasında mutlaka bir bağlantı vardır. Bu yolla tasarı geometri yöntemleri gelişmiş, Quarini bu bilimsel araçları kullanarak şaheserini yaratabilmiştir. Modern fiziğin keşfi ve uzayı hareketli bir referans noktasına göre tasarlayan fizikteki devrim; kübizm, neo-plastisizm, konstrüktivizm ve diğerlerinin önünü açmıştır. Kübizm’in dördüncü boyutu olmasa Villa Savoye’a Le Corbusier nasıl ulaşacaktı?

MADDECİ YORUMLAMA

Mimari eserin, yapıldığı yerlerin jeolojik ve coğrafi koşulları ile de ilişkili olduğu doğru mudur? Yunanistan’da iklim, kuzey ülkeleri gibi olsa idi; Yunan tapınaklarında iç mekân düşünülür müydü? Yoksa dinsel törenler gene de dışarıda, tapınak dışında, açık mekânda, kar altında mı yapılırdı? Bu ve benzeri özellikler, sadece iklim değil, inşaatın yapıldığı yöredeki malzeme imkanları da eserlerin oluşumunu etkilemişlerdir. Bu bölümde incelenen, jeolojik ve coğrafik özelliklerin mimariyi şekillendirmesi üzerine etkileridir.

TEKNİK YORUMLAMA

Bir mimari yapıtın analizinin eksiksiz yapılabilmesi, teknik analizinin eksiksiz yapılması ile olabilir. Demek oluyor ki teknik analiz olmadan, yorumlamalar soyut kalır.

© Kenan Özcan

PSİKO - FİZYOLOJİK YORUMLAMALAR

Bruno Zevi, dönemleri tarihsel gelişim sürecine göre sıralayarak onların karşılarına yorumunu da yerleştirmiş.

"Mısır = Korku Çağı, Yunanistan = Letafet Çağı, Roma = Güç ve Şatafat Çağı, Paleo - Hıristiyan Çağı = Sevgi Çağı, Gotik = Mistik Özlemler Çağı, Rönesans = Zarefet Çağı, Revivals = Anılar Çağı." [7]

Mimari yorumlamada ayrıca; düz çizgi, yatay çizgi, sarmal çizgiler, eğri çizgiler, küp, çember, küre, elips ve bunun gibi birçok geometrik formun da bir anlamı ve karşılığı vardır. Örneğin doğru çizgiler kararlılık, katılık ve gücü ifade ederken; eğri çizgiler duraksama, bezeme ve esneklik ifade eder.

Typical Lines of Force (94) [8]
The Race Sprit (123) Racial Characteristics (120) [9}

BİÇİMCİ YORUMLAMA

Satır başları halinde özetlersek; binalar birlik, simetri, denge, vurgu, karşıtlık, orantı, ölçek gibi değerlere sahiptirler. Kimi simetri üzerine planlanırken, bir diğeri tamamen asimetrik olabilir. Ancak bir bina ne olursa olsun, göründüğü gibi olmalıdır. Bizler, insan olarak da, göründüğünden farklı insanları sevmeyiz. Aldatılmak hiçbirimizin hoşuna gitmez. Bir bina, ne olduğunu mutlaka dışa vurmak durumundadır. Maskeli baloda değilsek maskeye ihtiyacımız olmamalı.

Katlar arasındaki bölünmeleri gizlemek gibi oyunlarla tek katı iki kat gibi gösteren veya sahte kolon vs. elemanlarla ‘mış’ gibi duran binalar; aynı sahte dünyaya ait olanlardır. Karakter sahibi insan gibi, karakter sahibi bina da vardır.

Hakikat: Binaların hakiki olması gerekmez mi? Yani samimi.
Kentlilik: Ben merkezli ve herkesin fark edilmek istediği bir çağda yaşıyoruz. Herkes en yetenekli kendisinin olduğunu düşünüyor. Çağımızda tüm yapılanlar; diğerinden kopmak, ayrışmak için yapılıyor.

Yeni binalar boyanırken, sırf ayrışmak için, uyumsuz renkler seçiliyor. Değişik olmak uğruna çirkin, ne olduğu belli olmayan binalarla doldu çevremiz. Hiçbir şeye ve hiçbir yere ait olmayan, sadece “değişik”, özgür olmak adına yapılan böyle modern bir şehirde yaşamaktansa; tüm binaların birbirine benzediği ve birinin ötekinden ayrışmadığı 18. yy.’ın sakin kentlerinin birinde yaşamak daha romantik olacaktır. Hausmann’ın Paris’i, buna güzel bir örnektir kuşkusuz.

MEKÂNSAL YORUMLAMA

"1. Mimarlığın kendine özgü, özgün değeri, iç mekânın değeridir.
2. Bütün öteki ögeler, volümetrik, plastik ve dekoratif ögeler, binanın yargılanmasına ancak mekânsal değere göre sahip oldukları değer ölçüsünde (eşlik etme, vurgulama ya da engelleme) katılırlar.
3. Mekânsal değer, yarar değerini ilgilendiren ögelere, yani boşluklara bağlıdır.” [10]


Bu kitaptan çıkarılabilecek sonuçlardan en can alıcısı, iç mekândan yoksun bir binanın hiçbir zaman mimari olamayacağı ise; işte bu üç maddelik özet, onun özetidir. Diğer sayılan ve maddeler halinde de açıklanan elemanlar, mimariyi oluşum sürecinde, yaratma sürecinde faktör olarak etkilerler. Ayrıca önemlidirler de. Ancak hiçbirinin ne tekil olarak, ne de topluca “mimarinin amili” olamayacağı, bir gerçektir. Her şey büyülü boşlukta saklıdır; o da mekândır.
Diagram of the Principal High Buildings of the Old World, George F. Cram, 1884 [13]
 
MİMARLIĞIN MODERN TARİHİ İÇİN

Modern mimarlık tarihinin geliştirilme zorunluluğu, bu bölümün kısa özetidir. Mimarlık tarihinin yazılmasındaki eksiklik ve eleştirmenlerin sığlığı göz önünde tutulursa; bu, telafisi zorunlu bir konu olarak karşımızdadır.

Sanat tarihçileri mimarlık eserleri ile neden ilgilenmiyorlar? Bunun ardındaki sebep; resim veya heykel benzeri sanat eserlerinin belli bir piyasası olması, eleştirmenler tarafından da bu piyasanın belirlenmesi olabilir mi?

Her gün önünden geçilen binaların, mimarlık eserlerinin, kimin eseri olduğunu kaç kişi merak ediyor?

“Gerçekte, mimarlık eleştirisinin resim ya da edebiyat eleştirisinin düzeyine ulaşabilmesi için yüzyıl geçmesi gerekiyor.” [11]

Modern mimari, doğru yazılmış bir “modern mimarlık tarihi” olmadan ilerleyebilir mi? Daha yüksek düzeyde bir sanatsal uygarlığa ulaşmak yolunda, modern mimarlık tarihinin katkısının yetersiz kalması durumunda, mutlaka bir şeyler eksik kalacaktır. Eksik taraf tamamlandığı takdirde:

“Mimarlığı konu alan modern, organik bir tarih sadece bizim sanatsal ve entelektüel yönümüze, sadece kültürel bilgilerimize, sadece duygusal yanımıza seslenmeyecektir.” [12]

İşte o zaman, bizler iç mekânın ne kadar önemli olduğunu öğreneceğiz. Mekân sevgisine ve mekân içinde özgür kalabilme hissine sahip olabileceğiz. İşte o zaman, sahici olan ile replikayı, anılar ile günümüzü, bir zamanlar ile yaşadığımız anımızı birbirine karıştırmayacağız.

Mimar olmak istiyorsanız veya mimarlığın, yoğun duygular içinde, bir takipçisiyseniz eğer; belli şehirler vardır, mutlaka görülmesi, kalınması, gün doğumunun ve batımının izlenmesi, sıcağının ve soğuğunun hissedilmesi gereken… O şehrin çocuğu olmanız icap eden…

Belli mimarlar vardır; geçmişte eserler vermiş, tanınması gerekli, yapıtlarının incelenmesi; hatta o yapıların birbiriyle yakınlık-uzaklık ilişkisine göre değil, yapım yıllarına göre gezilerek tanınması, incelenmesi gereklidir. Ta ki o mimarın bir izlenimcisi oluncaya kadar…

Belli yapılar vardır; mutlaka görülmesi gereklidir, enine boyuna incelenmesi, onunla yatılıp onunla kalkılması gereklidir. Ta ki o yapının sahibi oluncaya kadar…

Ve belli kitaplar vardır; mimari için mutlaka ama mutlaka okunması gereklidir, benim ilk on diyebileceğim kitaplar… İşte bu kitap, o kitaplardan bir tanesi; mutlaka okunması, sürekli başucunda bulunması, her sayfasının hakkının verilerek tekrar tekrar üzerinden geçilmesi gereklidir. Ta ki siz yazmış gibi oluncaya kadar…

Bruno Zevi: Bir mimarlık tarihi ozanı… ■
www.webterra.com.ua/raskrutka-sajta-kharkov/

www.yarema.ua

у нас yarema.ua