Modern Mimari Nasıl Kübikleşti?

KP


Çevre Bakanlığı tarafından, enerji etkinliğine yönelik yapılan bir değerlendirmede, New York’un saygın binalarından olan Chrysler Binası 100 üzerinden 84, Empire State binası 80; fakat yenilikçi 7 Dünya Ticaret Merkezi 74 aldı. Yani yüksek etkinlik barajı olan 75’in altında kaldı; Pan Am Binası 39; Lever Binası 20; Seagram Binası 3 puan aldı.

New York Times Gazetesi bu makaleyi 24 Aralık’ta “Şehrin Enerji Kullanımının Kanuni Takipçileri Bazı Sürprizlerle Karşılaştı” başlığı altında yayınladı.

Yenilikçi mimarlığın uzun vadeli olarak estetik, sosyal olma ve faydalı olma üzerine verdiği sözleri yerine getiremeyeceğini bile bile nasıl bu kadar büyüyebildiğini araştıran Nikos Salingaros ve Michael Mehaffy’ye göre bu bir sürpriz değildi.

Salingaros, San Antonio’da Texas Üniversitesinde matematikçi ve mimarlık kuramcısı; Mehaffy ise Portland’da bir şehircilik ve karmaşa uzmanı. Metropolis’in mayıs sayısı için  yazdıkları “Modern Mimari nasıl kübikleşti” makalesi “Dayanıklı Mimariye Doğru” adlı serinin üçüncü çalışmasıdır.

Bulgularına göre, eski yapılar dayanıklı bir binanın olması gereken bütün özelliklerini mükemmel bir şekilde taşıyordu. Yine de , son yüzyıl boyunca, endüstriyel tasarımların gelişmeye başladığı çağda, o her zaman istenen, dayanıklı binaların sunduğu özellikler kaybolmuştu. Peki ne oldu:Mimari süsü devirdi.

“Doğanın kırılgan matematiği, çok çarpıcı bir şekilde, insani süslemelerle çok yakın benzer özellikler taşır.” diye yazmıştı Salingaros ve Mehaffy. “Bu bir tesadüf değil. Süs, insanların kullanım alanlarını birbirine dokuması için kullandığı bir çeşit yapıştırıcı olabilir. Şimdi görünen o ki; süslemelerin ve modellerin ortadan kaldırılmasının çevresel yapıların anlamlı, dayanıklı bütünler olabilmesi üzerine geniş kapsamlı sonuçları bulunmakta.

Bu oldukça teknik, fakat prensibi kavramak oldukça kolay. Aklınızın yaşadığınız şehir üzerinde gezinmesine izin verin. Misafirlerinizi etkilemek için onları nerelere götürürsünüz? Tabii ki şehirdeki eski binaların olduğu yerlere, yeni yapılanmaların olduğu yerlere götürmezsiniz.

Gidecekleri yerleri seçerek seyahat eden turistlerin Sao Paolo’ya yada Brasilia’ya veya Paris’in ve Roma’nın dış mahallelerine gitmemeleri bir tesadüf değildir. Londra’da turistler eski bölgeleri istila eden yeni yapılaşmaları istemiyorlar ve yenilikçi akıma karşı halen ayakta kalmayı başarmış eski binaları seviyorlar. Tıpkı Manhattan’da olduğu gibi.

Bu modern yapıyı sevebilirsiniz ya da hiç sevmeyebilirsiniz, zaten yenilikçi mimari eleştirmenleri bile yenilikçi akımın sevilecek şehirler yaratıp yaratmadığı konusu üzerinde çok durmazlar. Ama mimarinin öncelikli amacı vahşi yaratığı sakinleştirecek, şehre ait olabilecek diyarlar tasarlamaktır. Yenilikçi akım her defasında başarısız oluyor. Örneğin Providence’taki Waterplace Park’ı katlanılır yapan tek şey geleneksel altyapısının kendisinden sonra inşa edilen yenilikçi akım binalarının sertliğini yumuşatmasıdır.

Mehaffy ve Salingaros şöyle yazmıştı”Merhametsiz tarihi güçlerin kaçınılmaz bir ürünü olmaktan öte, yenilikçi mimari birkaç kişinin alışılmamış şeçimleriyle gelişme göstermiştir. İşlevsel bir gündem pazarlayabilmek için Viyanalı mimar Adolf Loos’un “Süsleme ve Suç” adlı eserinden alıntı yaptılar. Fakat bir konuda ısrarcıydılar “Makine estetiği yenilikçiliğin artistik bir mecazıydı…işlevsel bir gereklilik değildi.”

En azından derin sonuçları olan kozmik bir hata denilebilir. Yenilikçi akım en büyük hatası sayesinde hayatta kalabiliyor; çünkü modern pazarlamanın baskın temaları için bütün hazırlıklar çoktan yapılmıştı. Öyle bir pazarlama anlayışı ki; geleceğin romantik tasvirlerine başarıyla bağlanmış her şey satılabilir. Standardizasyona, replikasyona ve ayrışmaya dayalı konseptlerin ölçeklerinde; dünyanın bir karbon kopyasını yaratmaktı bu.

Bazı şeylerin kıymeti sonradan anlaşıldığında, oluşan kurumsallık ve devletin titanlığı göze daha az duygusal gözükmekte. Yenilikçiliğin vurduğu damga Big Brother ile yeni ortaya çıkan daha az insancıl olan ruhların yansımalarını ve 20.yüzyılda yendiğimizi düşündüğümüz totalitarianizmi hiç olmadığı kadar çok hissettiriyor.

İnsanlık geri çekilmenin bir yolunu bulmalı. Salingaros ve Mehaffy yolu şu şekilde gösteriyor: “ Yeni biçimler bulabilmek için yenilikçi kutunun dışına çıkarak düşünmemiz ya da eski biçimler için yeni kullanım alanları bulmamız gerekiyor; tıpkı doğal evrimin yaptığı gibi.”