özet TREND

KP44
Özlem DEVRİM
“Toplumsal eğilimlerin büyük bir hızda geliştiği, teknoloji ve bilimde gelişmelerin gün geçtikçe arttığı çağımızda önemli olan, trendlerin yönünün bilinmesinin önemini kavramak ve yorumlama ortamını yaratmak.

Toplumun, insanlığın nereye yöneleceğinin önceden sezilebilmesi ancak trendlerin yorumlanabilmesiyle olabilir. Bu anlamda sezgilerden ciddi dayanaklı (bilimsel/teknolojik) verilere kadar her hareketin-değişimin kavranabilmesi göz ardı edilmeden araştırılması ve sistematik trend araştırma araçları ve yöntemleriyle incelenmesi, buradan da fütüristik yaklaşımlara ulaşılması geleceğin faydasını yaratabilmek adına gerekiyor. Trend Nedir? Günümüzde hemen her alanda, her uzmanlık dalında bir “tamlayan” olarak karşımıza çıkan trend kelimesi, gelip geçici heveslerin ifadesinden uzgörü tahminlerine kadar, bir çok kullanım alanlarına ait durumları betimlemek için kullanılan, geniş frekanslı algı alanına sahip bir kavram. Kişisel yorumlara geçmeden önce, kavramın etimolojik, kültürel, felsefi, politik, bilimsel, ekonomik... Kullanıldığı her alanda ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor."

Trend Nedir?

Günümüzde hemen her alanda, her uzmanlık dalında bir “tamlayan” olarak karşımıza çıkan trend kelimesi, gelip geçici heveslerin ifadesinden uzgörü tahminlerine kadar, bir çok kullanım alanlarına ait durumları betimlemek için kullanılan, geniş frekanslı algı alanına sahip bir kavram. Kişisel yorumlara geçmeden önce, kavramın etimolojik, kültürel, felsefi, politik, bilimsel, ekonomik... Kullanıldığı her alanda ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor.

Trend kelimesinin etimolojik kökenine inerek başlıyorum: trend çok eski İngilizce dilindeki ‘trendan’ ile orta dönem İngilizce dilindeki ‘trenden’ köklerinden geliyor. O dönemlerdeki kullanımı, çağdaş İngilizce dilindeki “yuvarlamak; döndürmek; (etrafında) çevirmek” anlamlarını karşılıyor. Benzer iki kökten daha bahsetmek mümkün: çok eski İngilizce dilindeki trinde kelimesi “ball = küre: yuvarlak: top” ve tryndel kelimesi “circle, ring = çember” anlamlarına geliyor.

Trend, çağdaş matematik ve istatistik bilimlerinin de etkisiyle zaman içinde dönüşerek, yükselen ve alçalan her türlü (ekonomik, politik, sosyolojik) eğrisel hareketin grafiklerdeki ifadesi/göstereni olarak kullanılmaya başlamış. Hemen her dilde, günümüzdeki sözlüklerde karşılığı “eğilim; akım; yönelmek; eğilim göstermek” anlamlarında; hem “isim” ve hem de “fiil” olarak kullanılıyor.

Günlük hayatımızda en yaygın hali ile bu kavram, moda/teknoloji veya iş alanlarında, son iki–beş ve on yıl içinde toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından yapılan bir davranışı, uygulanan bir hareketi, bir durumu tanımlamakta kullanılıyor: cep telefonu trendi gibi.

Politika alanında, örneğin 1970’lerdeki Marxist-Leninist hareketler de birer trend olarak tarihteki yerlerini alıyorlar.

Bilim alanında günümüz trendlerine örnek olarak, genetik araştırmalar, nano teknoloji ürünleri, kuantum bilgisayarlardan bahsetmek mümkün.

Trend Araştırmaları

a) gelecek tahminleri b) geleceğe ait uzgörüler c) bu tahmin ve/veya uzgörülerin ilgili disiplinler arası çalışmalarla sınanması d) geçmişten geleceğe doğru bakıldığında olabilirliği kabul edilebilen fikirlerin geliştirilmesi e) geliştirilen fikirlerin, bilimsel ve teknolojik veriler ışığında zamanlama ve modellemesinin yapılması f) son şekli verilmiş, olgunlaştırılmış fikirlerin hayata geçirilebilmesi için ilgili birimlere sunulması, akışı ile özetlenebilecek bir döngüdür. Bu döngü, küçük çaplı çemberlerden büyük çaplı çemberlere doğru evrilen, kesintisiz ve yukarıya doğru giderek büyüyen bir spirale benzer. Her döngüsünde giderek büyüyen, kendisini besleyerek genişleyen bu sonsuz spiralin enerjisi, paradoksal biçimde bilim-teknoloji-fütürizm kısır döngüsünden gelir; bazen, bu kısır döngüye, umulmadık tesadüfler de eşlik ederler.

Günümüz ve Gelecek Trendlerine Bakış

Stil, dekorasyon, renk, malzeme, doku, desen, mimari vs hayatımızın her anında bizimle birlikte olan, içinde yaşadığımız, yaşattığımız; kullandığımız, kullanıma sunduğumuz; kısacası içselleştirdiğimiz her alanda trendler bizimle birlikte var oluyor. Son birkaç yılın ve gelecek birkaç yılın etkileyeceği, etkilendiği trendleri ana başlıklarla sıralayalım:

Kişiselleşme Trendi gitgide artarak kendini gösteriyor. Bunlardan en öne çıkanlardan biri duygulara hitap eden uygulamalar; beyin dalgalarından ruhsal durumu algılayıp uygun müziği çalan player (müzik çalan aygıt) en dikkat çeken ürünlerden. Coca Cola, Nutella gibi firmaların kişi isimlerini bastığı ambalaj kutuları 2013 yılının son aylarında inanılmaz dikkat çekti.

Sınırlı Üretim kişilere değer artışı hissi yaratmak amaçlı sınırlı hatta kişiye özel el yapımı ürünler artacak.

Yeni Satın Alma Trendleri geçtiğimiz yıl artan sanal ortamda alışveriş, alışılmışın dışında alışveriş yöntemleri (Seul metrosunda Tesco sanal marketi), yüz ve retina taraması ile kredi kartı taşımaya gerek duyulmayacak alışveriş günleri de yaklaşıyor.

Arttırılmış Gerçeklik (Augmented Reality) ise hayatımızda yeni bir döneme imzasını atacak görünüyor. İnternet üzerinden alışverişi de geçmiş kategorisine sokabilecek uygulamada Google gözlükleri ile alışverişe çıktığınızı düşünün: ihtiyaçlarınıza göre sınıflandırılmış yönlendirmelerle, reklamlarla sizi doğru mağazaya götürüp asistanlık hizmetiyle doğru reyona yönlendirecek ve beden, renk, çeşit, stil, günün modası gibi opsiyonları size sunarak alışverişin ötesinde abartılmış bir tecrübe sunacak.

Tabii Google gözlüğünü sadece alışveriş özellikleri ile sınırlamak haksızlık olur. Konusuna özel bir yazının detayı olarak başka bir yazıda ele almak gerekiyor.

Giyilebilir Teknolojiler yavaş yavaş hayatımızın bir parçası haline gelmeye başlayacak. Google gözlüğü ile birlikte kullanıcısına sağlıktan hava durumuna kadar her türlü bilgi ve desteği sağlayacak özel bir kıyafetin nasıl bir ürün olduğunu bilim kurgu filmlerinden tahmin edebiliyoruz.

Geleneksellik son birkaç yılın en renkli, şaşalı ve keyifli trendlerinden biri içimizdeki yerel duygulara dokunan içsel bir yolculuğa çıkartan ‘geleneksellik trendi’ oldu. Bu trend 2014 yılında da parlamaya devam edecek. Bu trendin çıkış sebebini, arttırılmış sanal gerçekliğin insani duyguların önüne geçmesi ve teknolojik yalnızlık çekmeye doğru giden topluluklar olma telaşı olarak görebiliriz. Bu trende dahil olarak ‘doğu etnik kökeni’ temalı ve milletlerin kendi öz geçmişlerini yad edecekleri akımları bu yıl da izleyeceğiz.

Ekolojik Yaşam/Sürdürülebilirlik artan dünya nüfusuyla beslenme kaynaklarının yetmemesi sorunu ile GDO takviyeli besinler, doğal dengenin bozulması ile kaynakların tehlikeye girdiği bilinen gerçekler. Dün göz ardı ettiğimiz gerçekleri bugün masaya yatırmak ve tehlike çanlarını engellemeye çalışmak öncelikle bilim insanlarını meşgul ediyor. Tüm bu gerçekler doğrultusunda tasarımın etkilendiği en ciddi alanlardan biri de ekolojik yaşam dengesi oluyor. Bu anlamda direk olarak ürünlerin tasarımında ya da endirekt olarak verilen mesajlarda tema hep ‘sürdürülebilirlik’. Gelecek trendlerinde sürdürülebilirlik temalı ürünler, binalar, yaşam alanları, kişisel ürün kullanım alışkanlıkları değişiyor. Sürdürülebilirlik makro trendi içerisinde yenilikçi trend oluşumlarını da her yıl umarım olumlu gelişmelere sebep olacak atılımlarını yaşayacağız.

Tarihsel süreci içinde C2C’nin izini sürmek
Ekolojik Yaşam/Sürdürülebilirlik

Cradle to Cradle (C2C) felsefesinin temel amacı, 90’lı yıllarda Chlorofluorocarbon gazının buzdolabı ve klimalarda kullanımının yasaklanmasının çok çok ötelerinde. Bu felsefe, geleneksel üretim yöntemlerinin ve hammaddelerinin tamamen terkedilmesi üzerine kurulu; buzdolabında kullanılan gazın değiştirilmesinin ötesinde, ekonomik ömrünü bitirmiş bir buzdolabının kendisinin, doğaya asla zarar vermeyen bir yöntemle ve üstelik hiçbir fire vermeden, sıfır atıkla bir başka yeni ürünün hammaddesi olmasını bekler. Bu yanı ile C2C (bilimsel anlamda çözüm üretilebilmiş alanlarda bile) tekil anlamda bir sanayici için maliyetli ve serbest piyasa ekonomisinde rekabet üzerinde ciddi bir baskı/tehdit oluşturuyor; böyle bir dönüşüm, toplumun (tüketici rolü ile toplumun) tamamen hazır olmadığı bir pazarda, tek bir sanayicinin tek başına göğüslemekten çekineceği kadar riskli. Bu nedenle C2C, ne üreticiye ve ne de tüketiciye, yasalarla dayatılamaz. C2C bir felsefe ve temel niteliği, her felsefi düşüncenin kabulünde önkoşul olan gönüllülük ilkesi üzerine kurulmuş olması; başarı şansı ise, önkoşul olarak toplumsal bir kabulü gerektiriyor. Otoriter bir dayatma bu felsefenin ve pazarın sonu olur. Temel koşul, yasa koyucunun iki yönlü tedbir ve teşviklerle bu felsefeyi desteklemesi:

a) Bu felsefeye uygun üretim yapacaklara getireceği vergi muafiyetleri, hibe yardımlar gibi teşvik vaadleri ile sanayiciye cesaret verirken, eski metodlarla üretime devam edenleri caydıracak hukuki/mali tedbirleri almak,

b) Gerek kendi ve gerek özel sektör ile üniversiteler bünyesindeki araştırma ve geliştirme kuruluşlarına (Ar-Ge) karşılıksız nakit fonlar, araç ve yetişmiş insan (bilimsel kadrolar) tahsis etmek/edilmesini sağlamak. C2C, insanın tekerleği bulması gibi, tarihinde çığır açacak bir buluş değildir; Amerika’nın keşfi de değildir. Endüstride yepyeni bir çığır açan nano teknoloji bilimi hiç değildir. Grafen denilen malzemenin üretilmesi ve endüstride kullanılmaya başlanması bir devrimdir; yarınlarda quantum bilgisayarların üretilmeye başlanması ile (endüstriyel) devrimlerin en büyüğünü görecek insanlık. Hangi bağlamda ele alınırsa alınsın, C2C bir devrim değildir, bir “uyanış” tır.

C2C (halkın dışında) salt devletler (ve holdingler) arasında ekonomik bir trend olarak görülüyor ya, hal böyle olunca, ekonomik alandaki oyun kurucular (devlet/sermaye sahipleri / Ar-Ge kurumları...) değişim dinamikleri olarak algılanıyor ve entelektüel kesim, kendi içinde konunun sohbeti ile yetinirken halk (ın bilinçli kesimi) beklemeye geçiyor, talep baskısı yarat(a)mıyor. Oysa ki devlet otoritesi böyle bir ekonomik modeli tepeden kanunlarla bastıramaz; teşvik edebilir ve gerekli tedbirleri alabilir ancak. Ekonominin içinde, üretim zincirinde yer alan oyuncular, bir bütün halinde ve anlaşarak dönüşümü başlatmak isteseler bile, sermayeden talebe, bilimsel/teknolojik yetersizliğe kadar birçok engelle karşılaşırlar. Ürünlerinin imalatı için (bilimsel/teknolojik) alt yapısı hazır ve yeterli olanlar arasında, teker teker uygulamaya geçmeye karar verenler ise ilk dönüşüm maliyetlerini ürünlerinin fiyatlarına yansıtamazlar çünkü pazardaki rekabette, talep yetersizliği nedeniyle çok zorlanırlar (ya da biterler). Kurumları da insanlar gibi yaşayan organizmalar olarak kabul ediyorsak (circular economy modelinde ispatlandığı üzere uzun dönemde karlılığa geçecekleri kesin olsa da) neden bir trend(!) uğruna riske girsinler?

Amerika ve Avrupa ülkelerini biraz gözlemlemek bile (bana) gösteriyor ki Circular Economy ya da Cradle to Cradle, adını ne koyarsak koyalım, genel analizde bu felsefe toplumun en alt katmanlarında kabul görmedikçe, bir arpa boyu bile yol alamayacak, hep teoride kalacak. Kendi ülkemizde ise bu felsefeyi, topluma C2C ismi ile anlatabilmenin/kabul ettirebilmenin çok zor ve hatta imkansız olacağını düşünüyorum.

Burada ve her yerde, beşikten başlayarak insanları erdemli yaşam döngüsü içinde doğayla barışık, bütünleşik bir hayat sürmeye ikna edemedikçe; bu yolda talep baskısı oluşturmaları gerektiğine inandıramadıkça, kavramın içeriğinin “entelektüel tabaka” ve pratiğinin ise “çok güçlü markalar”ın altına asla in(e)meyeceğini düşünüyorum.


Çevreyi adeta “kendimize hediye edilmiş bir mal” gibi görme zihniyeti ve lüksünden kurtulabilirsek; doğanın bir parçası olduğumuzu bir an bile unutmaz ve doğal yaşama zarar veren uygulamalardan vazgeçmezsek; çevreden faydalanırken atıklarımızla çevreyi kirletmemeyi ilke edinebilirsek; atıklarımızı tekrar üretim zincirine sokabilirsek...

Bindiğimiz dalı kesmezsek, fasit çembere girmezsek... C2C felsefesi ile yaşamayı bir bütün olarak becerebilirsek ne ala, yoksa (suya, havaya, toprağa karışacak) kendi nano atıklarımızla kendi DNA’larımızı bile mutasyona uğratacağız.


Cradle to Cradle felsefesi, benim deyişimle “erdemli döngü” işte tam burada insanın aklına düşmeli: Hayvanlarla tabiat arasındaki ilişki (zoopharmacognosy), 400 milyon yıllık doğal bir süreç. İnsanoğlu bu sürecin neresinde, hangi tarihte sahneye çıktı, bilimsel anlamda kesin bir cevabı yok. Dinsel inançlar doğrultusunda farklı tarihler olabilir ama tartışmak gerekmez, çünkü insan mutlak doğruyu asla bilemez. Fakat bilinen ya da düşünen herkesçe kabul edilecek basit bir gerçeklik var: insanoğlu sahneye çıktığından beri dünyayı kirletiyor. Giderek uzmanlaştığı bilim ve teknoloji ile ürettiği eşyalar, alet-araç-barınak vb. bütün elemanlar ile, gerek üretirken ve gerekse kullanım sonrasındaki atıklarıyla, dünyayı bir çöplüğe çeviriyor. Hayvanlar ile tabiat arasındaki 400 milyon yıllık sürece ve dengeye hiç katılmadığı gibi, bu dengenin her iki tarafındaki elemanlara da zarar veriyor. İşte burada, katkıda bulunmak bir yana (ki imkansız!) hiç değilse bilim ve teknolojisi ile bu dengeye daha fazla zarar vermesin diye, Cradle to Cradle (Erdemli Dönüşüm) felsefesi devreye giriyor. “Hiç değilse daha fazla atık üretmeyelim, artık yeter!” çığlığı bu.

Atıkların, kabul edilebilir düzeylere kadar azaltılması yolunda ilk adım, 1965 senesinde Amerikan Kongresi’nde kabul edilen “The Solid Waste Disposal Act (SWDA)” kanunudur. Avrupa kıtasında ise atıklar konusu, İsviçreli mimar Walter Stahel ile Genevieve Reday tarafından yazılan ve Brüksel’deki Avrupa Komisyonu’na 1976 yılında sunulan bir araştırma raporunda, ilk kez dile getirildi. “The Potential for Substituting Manpower for Energy” isimli bu raporda yazarlar, circular economy (döngüsel ekonomi) adını verdikleri bir taslak ekonomi modeli üzerinden iş yaratma, ekonomik rekabet, kaynakların korunması, atıkların önlenmesi konusundaki öngörülerini dile getirdiler. Bu rapor, 1982 senesinde “Jobs for Tomorrow, the Potential for Substituting Manpower for Energy” adıyla bir kitap olarak yayımlandı. Günümüzde bu faktörler, sürdürülebilir kalkınmanın 3 temel direğine gönderme yapıyorlar: ekolojik, ekonomik ve sosyal uyumluluk.

Crowdsourcing
Kalabalıkla Gelen Yaratıcılık

Crowdsourcing kavramı, crowd (kalabalık, topluluk) ve outsource (belli işlerin konu ile uzmanlaşmış başka kişi ve kurumlara yaptırılması) kelimelerinin bir araya getirilmesinden oluşur. Kavramın anlamı “şirketin bir noktada bir işi kendi çalışanlarına değil, geniş kitlelere belli bir ödül karşılığında sunma ve onların önerilerini veya çözümlerini alma uygulaması”dır.
(TREND 5N1K2G, KP38)

Karşılıklı alışverişin mümkün olduğu bir ortam yaratılması crowdsourcing’in önemli bir parçasıdır. Kalabalıktan çıkan gürültü değil, kalabalığın gücünü yansıtan gür bir ses, anlamlı bir yorum duymak amaçlanır. Karşılıklı değer alış-verişi olarak katılımın yüksek oranda tercih edildiği söylenebilir. Ana fikrin fikirleri çoğaltması olan “Crowdsourcing” sisteminde bir araya gelmenin en kuvvetli sebebinin, maliyetleri düşürmek çabası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
(TREND 5N1K2G, KP38)

Bazen/bazı firmalar, ihtiyaç duydukları beyin gücünü kendi kapasiteleri dışında araştırmak için açık inovasyona başvururlar. Açık inovasyonun temel amacı, içsel körlük de diyebileceğimiz, işletme içinde yaratıcı fikirleri sınırlandıran, bir kısır döngü ortaya çıkaran teknolojik veriler ile sosyal ve bilimsel sınırları ortadan kaldırmaktır. Salt tüketici konumundaki kitlelerden edinilen ham fikirler, istekler, hayaller, yorumlar... Bütün girdiler neticede gene kapalı inovasyon sürecine dahil edilir ve teker teker incelenirler. Yukarıdaki tezi tekrar edecek olursak, inovasyonun açık ve kapalı olmak üzere iki temel kaynağı vardır, diyebiliriz. Fakat, bir başka açıdan bakacak olursak, “açık inovasyon, kapalı inovasyonun bir girdisidir” tezi de yanlış değildir.

Robotlar ve Sağlıklı Yaşam

Sağlık, sadece hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Kavram bu şekilde algılandığında, doğrudan (ve sadece) bedeni iyileştirmekte kullanılan her türlü yol, yöntem, ekipman, ilaç, insan ve benzeri fiziksel girdilerin dışına taştığı; etkileşim içinde olduğu diğer bütün sosyal ve ruhsal alanlarla birlikte ele alınması gerektiği, anlaşılır. Bu açıdan sağlık kavramı, ruhsal boyutu din ile psikoloji ve sosyal boyutu bilim ile teknoloji olan en önemli girdilerinden, belli veya belirsiz, fakat tam anlamı ile etkilenir. Bu etkileşim, bilimsel alanda “koruyucu hekimlik” ve benzeri terimlerle de ifade edilir.

Trend, iki, beş ve on yıl içinde toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kabullenilerek uygulanan her tür davranışları, hareketleri, durumları tanımlamakta kullanılan sosyal bir kavramdır ve bu bağlamda sağlık kavramı ile de ilişki içindedir. Dürbünümüzü bu ilişkiye yönlendirdiğimizde, sağlıklı yaşam makro trendi altında konuşlanan spor, yeme-içme, giyim-kuşam, kozmetik, medikal vb. mini ve mikro trendlerden bahsedilebilir. Bunlar, benzer ve farklı alanlarda ama etkileşimli, kişinin sağlıklı yaşam bakışını etkileyen ürün, felsefe ve aksiyonları barındırmaktadır.

Bu yazıda, ne ruhsal ve ne de sosyal amaç ve anlamı ile sağlık kavramı ile hiçbir ilişkisi olmadan, tamamen farklı bir kulvarda, farklı amaçlarla geliştirilmiş fakat geldiği noktada sağlıklı yaşam makro trendi altındaki bütün davranış ve sistemleri büyük ölçüde etkileyip değiştirebilecek bir ürün ve hatta kendi başına bir sistemden bahsetmek istiyorum. Bu ürün-sistem daha şimdiden, günümüzün yaşam trendleri içerisinde birçok alanda görmeye başladığımız ve gelecekte yaşamın her alanında görmeye alışacağımızın sinyallerini veren bir yenilik: ingilizce kökeni ile drone (robot, or unmanned aerial vehicle, or UAV) yani robot ve/veya insansız hava araçları (İHA).

İnsansız hava araçları (drone) sağlık sektöründe kendine yer bulabilecek mi? Sadece ortaya çıkış (askeri) amacına mı hizmet edecek? Yoksa burada, bu yazıda sadece sağlık ve acil durum özelinde değil de bir çok alanda devrim yaratacak bir makro trendden mi bahsediyoruz?

Drone’lar, savunma sanayi için tasarlanmış insansız araçlardır. Genellikle (en bilinir şekilleri ile) insansız hava araçları olarak tanınırlar fakat suyun/okyanusların altında görev yapabilen drone’lar (robotlar) da vardır. Savunma sanayi bilindiği üzere geçmişte de birçok örneğini gördüğümüz birçok trendi ve tasarımı tetikleyen, yön veren en önemli sektörlerden biridir. Drone’lar uzaktan kumanda ile yönetilen ya da belli bir güzergahta hareket edecek, belli bir görevi yerine getirecek şekilde programlanan araçlardır. Günümüzde sivil hayatta yavaş yavaş kargo posta, belgesel çekimi, yangın söndürme, arama-kurtarma, karasal ulaşımın zor veya imkansız olduğu noktalara malzeme nakliyesi, tarımsal alanlarda ilaçlama gibi faydalı işler için kullanılmakta olsa da genellikle askeri alanda casusluk ve saldırı amaçlı kullanılmaktadır. Hatta Drone saldırılarını raporlayan bir akıllı telefon uygulaması bile bulunmaktadır.
читать дальше yarema.ua

www.yarema.ua

читать далее yarema.ua