Play

KP51
KP

Gürhan BAKIRKÜRE
yeni bir OYUN alanı olarak OFİS


Roche Türkiye Genel Müdürlüğü, İstanbul

Brief aşamasında gerçekten büyük bir veri toplama adımı var. Bu verileri analiz edip, diğer uzmanlara dağıtıp doğru tasarımı kurgulama aşamasına geçiyoruz. Patronun istekleriyle çalışanların istekleri arasında çok büyük farklar olmuyor diyemeyiz. Tabii ki oluyor. Ancak bunları dengelemek ve doğruyu göstermek de bizim görevimiz. Aslında taraflar neyi, neden istediğini biliyor mu bunu da sorgulamak gerekli. İşin temelinde bu yatıyor.

Brief Alma Süreci…

Mimarlık eskiye göre çok daha kompleks bir hale geldi. Çok daha fazla girdiyi analiz edip, onların sentezine ulaşmak gerekiyor. Biz ofis ağırlıklı çalışıyoruz ama mimarinin her dalında bu böyle. Hem işveren tarafından istekler o yönde geliyor hem de zaten ister istemez disiplinlerarası iletişim ihtiyacı bizi buna itiyor. Mümkün olduğunca her dalın uzmanıyla çalışmak işimizi kolaylaştırıyor. Mimarlık artık multidisipliner bir meslek. Burada da mimar bir maestro gibi bütün bu organları, enstrümanları yöneten kişi konumuna bürünüyor.

Bütün bu uzmanlarla çalışmanın ötesinde işveren tarafı da değişiyor. Bundan 25 sene önce ilk ofisimizi yaparken bu döngü patron odaklıydı. Bir kişiyle görüşürdük. Patron ne derse, onun zevki doğrultusunda bir tasarım yapılır, çalışanlara belki sorulur, çoğunlukla hiç sorulmaz, belki dikkate alınır belki alınmazdı. Sonuçta biz bir tasarım yapar ve bunu patrona sunardık; o da kabul eder, süreç böyle yürürdü.

Bugün işe workshop’tan başlıyoruz. Artık sadece patrondan brief almıyoruz. O ofisi yaşayıp mutlu olması gereken, mutlu olunca da verimi artacak olan çalışanlardan brief alıyoruz. Patronun mutluluğu o mekânı nasıl yarattığı ile ilgili değil; işte aldığı verimle ve yaptığı karla ilgili. Bunu da sağlayacak olan çalışanları. Çalışanların mutluluğunu sağlayabilirse eğer kar elde edebilir. Böyle bir döngü yaşanıyor. Dolayısıyla artık patronlar bunun farkında ve çalışanlarına bu anlamda değer veriyorlar. Verdikleri bu değer verim, sadakat, karlılık olarak kendilerine dönüyor.

Inteltek Genel Müdürlüğü, İstanbul

Burada tabii kuşak değişimi de çok önemli. O zaman X kuşağı ile çalışıyorduk; şimdi Y kuşağı ile çalışıyoruz. Beş sene sonra Z kuşağı iş hayatına katılacak. Kuşaklar arasında da çok fark var ve bu da önemli bir veri. Şu anda birçok projemize çalışanlar arasında workshop’lar düzenleyerek başlıyoruz. Workshoplar’da onlara, mevcut ofislerinde nelerden memnun olmadıkları, yeni ofislerinde neler istedikleri gibi sorular soruyoruz.

Hatta bu workshop’larda mevcut ofislerinde, benim “foto safari” dediğim yöntemle, herkes beğendikleri, beğenmedikleri noktaların fotoğrafını çekiyor. Sonra bunu her departman paftalar haline getirip bir sunum hazırlıyor. Böylece tasarıma dahil oluyor, fikirlerini beyan ediyorlar. Biz, pek çok veriyi böyle topluyoruz. Tek kişiyle değil, çalışma gruplarıyla beraber ofislerinin nasıl tasarlanacağını, nasıl fonksiyonel hale getirileceğini, orada çalıştıkları zaman nasıl mutlu olacaklarını ve daha çok zaman geçirebileceklerini tartışıyor, öğreniyor ve bu verileri tasarımımıza yansıtıyoruz.

Brief aşamasında gerçekten büyük bir veri toplama adımı var. Bu verileri analiz edip, diğer uzmanlara dağıtıp doğru tasarımı kurgulama aşamasına geçiyoruz. Patronun istekleriyle çalışanların istekleri arasında çok büyük farklar olmuyor diyemeyiz. Tabii ki oluyor. Ancak bunları dengelemek ve doğruyu göstermek de bizim görevimiz. Aslında taraflar neyi, neden istediğini biliyor mu bunu da sorgulamak gerekli. İşin temelinde bu yatıyor.

İş yerlerinde son 10 yıl içerisinde ciddi bir mantalite değişimi var. Bunu hem patron hem de çalışan tarafına iyi anlatmaya çalışıyoruz. Neden öyle yapılması gerektiğini, o kurum için neyin doğru olduğunu anlattığımız, iyi analiz ettiğimiz zaman uzlaşma sağlanıyor. Doğruları gösteriyoruz. Yaptığımız işlerde de bunun yansımalarını görüyoruz zaten. Sonuçta maharet işvereninize doğru yolu gösterip, her söylenene evet demeden, hakikaten bildiğiniz, sonucunu görebildiğiniz yola doğru onları yönlendirebilmek. Ortaya iyi bir iş çıkması da ancak böyle mümkün olabiliyor. Onların yararına olan da zaten bu. Kurumun organizasyon yapısındaki bölümlerin çalışma biçimi bizim için çok önemli. Sürekli ofiste kalan bir departmanla, satış departmanını aynı şekilde tasarlayamazsınız. Dolayısıyla aslında şirketlerin bünyelerinden çok o şirketlerdeki departmanların özelliği önemli ve tasarımlarımız buna göre şekilleniyor. Çoğu şirket faaliyet gösterdiği alandan bağımsız olarak aynı departman için aynı şeyi istiyor. Tabii ki ondan sonra şirket kültürü devreye giriyor; ancak öncelikli olan departmanların çalışma biçimleri.

Tasarım Kriterleri…

Tasarım kriterleri zaman içerisinde, özellikle de son 10 yılda hızla değişti. Sosyal alanlar çok gündeme geldi. Ortak alanlar, neredeyse her ofisin artık olmazsa olmazı konumunda. Çeşitli departmanların kolayca bir araya gelebileceği, fikir paylaşabileceği alanlar, insanların ofislerde daha fazla vakit geçirmesine sebep olacak mekânlar, tasarımlarımızın öncelikli noktaları haline geldi. 15 yıl önce bunu yapmak o kadar da kolay değildi; çünkü aslında teknoloji buna izin vermiyordu. Laptoplar bu kadar yaygın değildi, wireless sistemler yoktu ya da çok yeniydi. Çalışmak için masanızın üzerindeki desktop’a bağımlıydınız. Bütün bilgileriniz o desktop’ın içindeydi ve kıpırdayamıyordunuz. Şimdi artık çalışma biçimleri değişti. Teknoloji bunu, wireless sistemler, laptoplar vs. ile ciddi oranda destekledi. Bu ortak ve sosyal alanlarda kahvenizi içerken laptop’la çalışabiliyorsunuz. Arkadaşınızla fikir paylaşabiliyorsunuz, proje üzerinde konuşabiliyorsunuz, laptop’ı alıp ofisin alt katındaki kafeye gidip çalışabiliyorsunuz. Örneğin ING Bank Genel Müdürlüğü’ndeki en önemli yeniliklerden biri, günde sadece 1,5-2 saat kullanılan bir yemekhane alanını, günde 12 saat kullanılan bir alana çevirmek oldu. Burayı yemekhane olmaktan çıkarıp multifonksiyonel bir alan haline getirdik.

Yemekhane, kafe, toplantı alanları, çalışma alanları, hepsi bir arada ve çok amaçlı olarak kullanılabiliyor. wireless sistemlerle donattık, küçük çalışma alanları ekledik. Bir perdeyle ayrılabilecek küçük toplantı ve seminer alanları gibi alanlarla birlikte tüm çalışanların 12 saat boyunca kullanabileceği, bir araya gelebileceği bir alana dönüştürdük ve verimlilik bir anda çok ciddi oranda arttı. Gensler’in 2012 yılında yaptığı bir araştırma göre; eğer departmanlar arasındaki iletişim artarsa, verimlilik ve üretkenlik %40’a kadar artabiliyor. Sosyal alanlar, ortak alanlar işte bu kadar önemli. Bizim ofis mekânlarının tasarımındaki ilk önceliğimiz bu. 20 yıl önce böyle bir şey yoktu; ofisler çok farklı bir tasarım anlayışına ve farklı bir biçimlenmeye sahipti.

Ofis Ürünleri ve Üreticilerden Beklentiler…

Değişen çalışma şekilleri, farklı ürün ihtiyaçlarını da beraberinde getirdi. Bu anlamda üreticilerden çeşitlilik dışındaki beklentimiz, ürünlere teknolojinin daha fazla entegrasyonu. Ofis mekânlarına ekranların, data sistemlerinin, wireless sistemlerin entegrasyonu çok önemli bir konu. Aldığımız ürünlerin tasarımında bunu arıyoruz. Bu, sadece workstation’lar için değil, sosyal alanlar veya toplantı odası gibi bölümler için de önceliğimiz. Ortak alanlar ve toplantı odalarına uygun özel tasarımlar da çok aranılır hale geldi. Laptop’unuzla çalışabileceğiniz ve aynı zamanda izole olabilmenizi sağlayan mobilyalar artık her ofis için büyük bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Aynı şekilde 3-4 kişinin bir araya gelebileceği çok amaçlı mobilyalar, ergonomi açısından yüksekliği ayarlanabilir masalar da aranılan ürünler arasında.

ING Bank Genel Müdürlüğü, İstanbul

Akustik Açısından…

Açık ofislerde oluşabilecek çınlama, yankılanma gibi sorunlar için keçe, tavanlarda ve duvarlarda akustik elemanlar kullanmak gibi klasik bir takım önlemler var. Bunları zaten kullanıyoruz. Yerden yükseltilmiş döşeme olduğu için halıdan vazgeçemiyoruz. Halı gerçekten iyi bir akustik eleman. Halı yerine başka bir şey kullandığımız zaman çok ciddi akustik problemlere yol açıyor. Bunun yanı sıra en önemli şey; açık ofislerdeki telefon görüşmeleri ve buna bağlı olarak mahremiyet, konsantrasyon gibi problemlerin çözülmesi. Bunun için de neredeyse tüm ofis tasarımlarımızda kurguladığımız bir takım özel mekânlar var. Açık ofislerin bir kısmına iki, üç tane ‘phone booth’ dediğimiz telefon kulübesi koyuyoruz. Artık bir açık ofis sisteminde telefon görüşmenizi herkesin ortasında yapmanıza gerek kalmıyor. 2 ya da 3 m2 bir odada telefon görüşmenizi yapabiliyorsunuz. Diğer çalışanlar açısından gürültü ortamı yaratılmadığı gibi mahrem bir konuyu bu mekânda rahatlıkla konuşabiliyorsunuz. Bunun dışında konsantrasyon isteyebilirsiniz. Öyle bir iş yapıyorsunuzdur ki kimsenin sesini, sedasını duymamanız gerekir. Böyle çalışmalar için ofisin belirli bölümlerinde ‘quiet zone’lar yaptık. Buralara telefonla girmek yasak, toplantı veya ikili diyaloglar yasak. Bu alanlar tamamen işinize konsantre olacağınız bölümler ve açık ya da oda halinde olabiliyor. Bu şekilde açık ofislerin dezavantajlarını dengelemeye çalışıyoruz.

Çalışma Zamanı…

Önemli olan çalışanların ofis ortamında daha uzun süre ve daha mutlu olarak çalışmasını sağlayacak mekânlar yaratmak. Deloitte Türkiye Genel Müdürlüğü’nde ‘shared desk’ mantığını destekleyecek bir tasarım yaptık. Binanın çok katlı olması bize katlarda oyun alanları yaratma imkanı sundu. Bunu renkle ve tasarımla sağladık. İkisi birbirini destekledi ve çalışanlar yer seçme olanağına kavuştular. Oradaki aidiyeti, mutluluğu ve verimi çok destekleyecek bir sonuç elde ettik.

Değişim...

Geçtiğimiz günlerde Harvard Business’ta Nurus’un sponsorluğunda düzenlenen “Geleceğin Ofisleri” başlıklı bir konuşma vardı. Orada, aşağı yukarı “Bu bir döngü.” demiştim. Şu anda açık ofisler var, belli ‘private zone’lar var, hiyerarşi daha yataya dönüştü; aynı masada şef veya müdürle birlikte diğer çalışanlar da oturabiliyor. 5-10 sene sonra, modada olduğu gibi kıyafetlerin bir önceki döneme dönüş yapması gibi bir döngüye girilerek tekrar dikey hiyerarşiye dönülebilir. Çünkü 5-10 sene sonra belki de şefinizle bu kadar iç içe olmaktan ya da müdürünüzün yanı başınızda olup sizin her yaptığınızı izlemesinden sıkılabilirsiniz. Ama şurası bir gerçek, bir zamanlar “10 sene sonra ofis kalmayacak” deniyordu. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu gördük. İnsanlar beşeri ilişkilerini birbirine dokunarak, görerek, göz teması kurarak sağlıyorlar. Ofisler 10 sene, 15 sene sonra da önemini arttırarak var olmaya devam edecek. Burada ekip olarak çalışmak ile bireysel başarı arasındaki fark da önemli bir etken. Hatta işler bu tempoda giderse insanlar ofiste daha fazla zaman geçirecek. Şu anda bile ofislerimizde evimizden daha fazla zaman geçiriyoruz, bu süre daha da artacak.

Destek…

Her projede konunun uzmanlarından destek alıyoruz. Sırf bu projede değil, her projede birlikte çalıştığımız pek çok uzman var. Mekanik ve elektrikten başlayıp grafiğe, grafikten İK’ya, İK’dan PR ve kurumsal iletişime kadar pek çok konuda danışman desteği alıyoruz. Bunu tasarımlarımıza yansıtmaya çalışıyoruz. Bu tür destekleri almaya veri toplama aşamasından başlıyoruz.

BIGG…

Bigg, çalışma kültürü çözümlerini içeren ve özellikle ofis alanında mekânlarla ilgili bütüncül çözüm paketi üreten bir marka. Bu markayı yaratmaktaki amaç, işin en başından en sonuna kadar bir bütün olarak hizmet vermek ve bu hizmetleri bir uzmanlık çerçevesi içerisinde sunmak. Bunu sağlamak için, süreç içerisinde ihtiyaç duyulabilecek tüm danışmanları bir araya getirerek ve analizler yaparak bir yol haritası çiziyoruz. Bigg tüm bu danışmanlıkların bir bütünü. ■


ŞİŞECAM projesi üzerine...


Şişecam Projesi…

Bu gerçekten büyük bir operasyon. 30.000 m2 alana bir anda 1.500 kişi taşıyacağız. İşin zorluğu tabii ofisin Levent gibi çok merkezi bir yerden Tuzla’ya taşınması. 1.500 kişinin hayat biçimi değişiyor bir anda. Bu hayat biçimi değişikliğini olumlu yöne sevk etmek lazım.
Tasarımda, isteklerde, brief’te hep öne çıkan şey oradaki ortak alanların, yaşam alanlarının, kafelerin, spor alanının, iş dışında vakit geçirecekleri alanların artması idi. Oraya taşınma sebebiyle ortaya çıkan yaşam biçimi değişikliğine cevap verebilmek, tasarımdaki en büyük zorluklardan biriydi.
Gürhan BAKIRKÜRE

Şişecam Türkiye açısından çok önemli bir örnek. Bize hep enteresan işleri yapmak nasip oldu. Şişecam dünyanın en büyük cam üreticilerinden biri. Bardaktan gökdelen penceresine kadar... Türkiye’de Ar-Ge ve tasarım alanındaki en büyük şirketlerden bir tanesi. Türkiye’nin dünya çapındaki sayılı şirketlerinden biri. Kısaca gurur duyacağınız bir şirket Şişecam. O nedenle bu şirketin verimliliğini arttırabilecek bir iş ortaya koyuyor olmak benim açımdan önemli.

Dünya çapındaki bir Türk şirketinin, 1.500 çalışanının verimliliğini arttırmak, %20 arttırmak bambaşka bir şey. Geçtiğimiz sene 3.500 kişilik Turkcell’in taşınmasını yaptık Tepebaşı’ndan Küçükyalı’ya. Benzer bir operasyon. Eylül ayına gelindiği zaman insanlar yeni bir yere yerleşti, evlerini taşıdı, çocukları farklı okullara gitti. Ofis ortamının bunu çok iyi bir şekilde desteklemesi gerekiyor. Ofis ortamı da değil aslında artık orası bir yaşam kampüsü.
Güran GÖKYAY

Tasarımda, isteklerde, brief’te hep öne çıkan şey oradaki ortak alanların, yaşam alanlarının, kafelerin, spor alanının, iş dışında vakit geçirecekleri alanların artması idi. Oraya taşınma sebebiyle ortaya çıkan yaşam biçimi değişikliğine cevap verebilmek, tasarımdaki en büyük zorluklardan biriydi.
Gürhan BAKIRKÜRE

Şişecam, çalışan motivasyonunu, verimliliğini önemseyen ve bunu kritik bir başarı faktörü olarak değerlendiren bir firma. Bu bakış açısından yola çıkarak, farklı jenerasyonların etkin bir şekilde aynı ortamda iletişim kurup, başarılı sonuçlar elde etmesini sağlayacak bu çalışma ortamının getirdiği etkileşimin ve katkının bir parçası olduk.
Güran GÖKYAY

Bu tip büyük ofisler hakikaten kampüs oluyor artık. Çok ciddi zamanınızın geçtiği, yalnızca çalışmakla kalmayıp hayatınızdaki pek çok aktiviteyi gerçekleştirdiğiniz bir alan haline geliyor. Kuaföründen, lostrasından, kuru temizlemesinden, yediğiniz yemekten yaptığınız spora kadar çalışma dışında pek çok şeyi de bu kampüste gerçekleştirebiliyorsunuz. Dolayısıyla bunları çalışana sağlamanız lazım. Hayat biçimi değişikliğini destekleyerek böyle bir yerde mutluluğu sağlamaya çalışıyorsunuz.
Gürhan BAKIRKÜRE

Orada bir blokta İş Bankası var bir blokta da Şişecam var. İş Bankası, bankacılık ve finans; Şişecam sanayii, tasarım, Ar-Ge. Farklı insan yapıları bu kampüsün içinde harmanlanacak. 4.000 - 5.000 kişinin bir arada yaşadığı bir alandan bahsediyoruz. Bunun ekonomiye getirdiği etkileşim ve katkı çok farklı. Şişecam, çalışan motivasyonunu, verimliliğini önemseyen ve bunu kritik bir başarı faktörü olarak değerlendiren bir firma. Bu bakış açısından yola çıkarak, farklı jenerasyonların etkin bir şekilde aynı ortamda iletişim kurup, başarılı sonuçlar elde etmesini sağlayacak bu çalışma ortamının getirdiği etkileşimin ve katkının bir parçası olduk. Bu projede kalite standartlarına uyum, çevreye önem ön plana çıktı. Her projemizde olduğu gibi bu projede de kullanıcıların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak çözüm sunduk. Aslında neredeyse her üründe projeye özel küçük dokunuşlar bulunuyor. İhtiyaç doğrultusunda neredeyse her toplantı masasına ek elektrik çözümleri sunuldu. Örneğin, bazı toplantı odalarında katlanma özelliğe sahip Nest masalar kullanıldı. Bu masaların üst tablasında bulunan elektrifikasyon donanımı, kullanıcıların karşılıklı çalışabilmelerini sağlamak için masa altında çözümleniyor. Nest masaları katlanma ve kolay istiflenebilme özelliği ile Şişecam’ın tercihi oldu.
Güran GÖKYAY

Proje sırasında en zorlayıcı noktalar…

Bir ‘interior design’ işi yaptığınız zaman kabuğa getirmek istediğiniz fonksiyonlara bina kabuğu her zaman izin vermiyor. Bunu mimari açıdan aşmak zor oluyor. Diğer taraftan büyük bir sayıya iş yapıyorsunuz. Herkesin isteklerini ve verilerini alıp doğru değerlendirmek tasarımın başında ciddi bir işti. Şişecam diyoruz ama en bilinen markası olarak Paşabahçe’den Düzcam’a, özel el yapımı cam üreten Denizli Cam’a kadar bildiğimiz bilmediğimiz içinde pek çok şirketin barındığı bir organizasyon aslında. Dolayısıyla her birimin, her departmanın istekleri, amaçları farklı. Bunları bir araya getirip ortak bir paydada buluşmak aynı zamanda onların ihtiyaçlarına cevap vermek tasarım aşamasında gerçekten zorlayıcı bir konuydu bizim için. Mekân, İş GYO’nun yaptığı henüz bitmiş bir bina. Daha önce içinde kimse oturmamış. Shell&Core olarak bize teslim edilen bir bina. Binada ciddi değişiklikler yaptık. İçinde AVM’ler vardı. İhtiyaçları neler tespit ettik, “Üç ayrı blok var ve siz şirket olarak üç ayrı blokta çalışamazsınız. Ortak bir giriş gerekli.” dedik. İlk başta bunun raporlarını hazırladık. Dolayısıyla burada da hazırladığımız raporlarla, yaptığımız çözümlemelerle bir yön çizdik. Onlar da bu doğrultuda binayı kiralayıp bize onay verdiler ve projelerimizi buna göre hazırladık. Binada bu anlamda ciddi fonksiyon ve organizasyon değişikliklerini gerçekleştirdik. ■
Gürhan BAKIRKÜRE


NURUS

Güran GÖKYAY



Ofis Tanımı...

Ofis deyince, günde 8 saatinizi başkalarıyla beraber geçirdiğimiz bir yerden bahsediyoruz. Bu nedenle departmanların yakınlaşması meselesi son derece önemli bir konu. Sosyal alanların dışında formal ya da informal toplantı odaları ekip çalışmasına katkı sağlayan ortamlar. Özellikle informal toplantı alanı kapsamına sosyal alanlarda yapılabilecek farklı uygulamalar da giriyor. Teknoloji tarafında da bu ortamları destekleyen bir çok ürün ve çözüm var.
Bir çalışan ofise geldiğinde kendisi için ayarları önceden belirlenmiş bir çalışma koltuğu, çalışma masası kullanabilir. Önceden tanımlanmış bu özellikler lokasyon olarak o mekân içerisinde tanımlanabilir. Aynı yapı içinde bir katta 40 kişi çalışırken, bir alt katta 90 kişi çalışıyorsa, bu mekânların havalandırması, aydınlatması, bina içerisindeki asansör yönetimi farklı olacaktır. Akıllı bir toplantı rezervasyon sistemiyle önceden o toplantı çağrısı yollayarak aynı anda birkaç kişiyi o toplantı odasına davet etmek, odayı belirli bir zaman diliminde rezerve etmek mümkün. Odaya geldiğiniz zaman kendinizi tanıtarak “Ben bu toplantıya girdim” diyebilirsiniz ya da toplantıda Japon misafirleriniz varsa onlar için suşi sipariş edebilirsiniz. Eğer mekândaki cihazlar da farklı teknolojilerin entegrasyonuna izin veriyorsa efektif bir toplantı yapabilirsiniz. Bunun olmadığı bir ortamda herkes farklı laptop’larla geldiğinde bir toplantıyı yönetmek bile zor olabilir. Dolayısıyla burada disiplinlerarası ve ortamı iyi takip eden, bunları birlikte paylaşabilen bir bilgi topluluğu var. Bu mobilya üretmek ya da sadece mekân tanımlamak, tasarlamak işi değil.

Gerçekten uzmanlaşmaya, ‘functional design’ yapmaya yönelik bir yapı var. İyi bir doktorun iyi bir ameliyat yapabilmesi için bir neşter ya da bir cihaz üreticisine ihtiyacı olması gibi. Bu şekilde düşünmek lazım.

Geçmiş dönemlerde, yani şirketlerin karlılıkları daha yüksek iken verimlilik bu kadar ön planda değildi. Bugün şirketlerin karlılıkları düşmüş vaziyette. Metrekareye ödedikleri kira, o metrekareden aldıkları verim son derece önemli. Önceden bir toplantı odası gün içerisinde çok az kullanılıyor ya da hiç kullanılmıyordu. Bazen sadece yönetim kurulu için toplantı odası yapılıyordu ve çok az kullanılıyordu. Teknoloji çok pahalıydı. Video konferans sistemleri pahalıydı ve bu yüzden o sistem sadece yönetim kurulunun toplantı odasında bulunuyordu. Sadece şirketin üst düzey yöneticileri tarafından kullanılabiliyordu. Oysa artık yeni nesil etkin çalışma kültürünün içinde, beraber iş yapma çok önemli bir yer tutuyor. Yani bireysel başarıdan çok, çeşitli ekiplerin bir araya gelmesi, farklı zamanlarda birlikte iş yapmaları ve ekip olarak başarının öncelikli olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bu da işi şu noktaya getirdi: Yönetici odası eskiden 20 m2 iken şimdi 9-12 m2 boyutlarına geriledi. Yönetici odası, HD ekranlarla aynı zamanda bir toplantı odası gibi kullanılabiliyor. Basit bir video konferans sistemi eklenerek farklı bir ekiple aynı anda konuşulabiliyor. Çok katlı binayı düşünün, farklı katlarda çalışan ekipler birbirleriyle video konferans yapabilecek duruma geldi.

Çalışma Zamanı…

Özellikle büyük şehirlerde yorucu bir trafik deneyiminden geçerek ulaştığınız çalışma alanınız aslında sosyal yaşantınızı yaşadığınız yerin bir parçası. Bir süre sonra ofisteki arkadaşlarınızla bir yemeğe, eğlenceye, sinemaya gidiyorsunuz. Ofis ortamı bu noktada bağlayıcı bir yapı haline gelirken aynı zamanda bu hızlı yaşantıyı dengeleyen, insanların mutlu olduğu bir ‘comfort zone’ haline de geliyor. “Kahvemi aldım, aynı sosyo-kültürel yapıya sahip biriyle ayaküstü sohbet etme fırsatı buldum.” yaklaşımı yaygınlaşıyor. Bu, Deloitte’ta çok önemli başarılardan biriydi. Dikey çalışan bir binada 2-3 kat arasında farklı oyun alanları yaratmak... İnsanlar “Ben bugün burada çalışmak istiyorum.” deyip bir alt kata ya da bir üst kata çıkıp çalışabiliyorlar. Farklı departmanlardaki insanlarla etkileşime girebiliyorlar böylece. Deloitte çok ciddi miktarda eğitim veren ve konferans yapan bir yapıya sahip. Toplantı alanlarını bina içine almak ve kafe alanıyla bunları desteklemek, sürekli dışarıda çalışan - danışmanlık yapan personeli arada bir şirketin içerisine almak, farklı şehirlerde çalışan personelin bir araya gelmesini ve sosyalleşmesini sağlamak, şirkete dair büyük bir aidiyet duygusu oluşturmak, belki de çalışanların şirketin gücünü daha fazla hissettiği bir yapıya dönüştürdü.

Mimar...

Doğru mimar seçimi, doğru servisi verecek şirket seçimi çok önemli. Koşarken yanlış ayakkabı kullanırsanız ayağınız zedelenir. Yanlış tedavi edilirse vücudunuz zarar görür ve iyileşme süreci uzar. Dolayısıyla, tedaviye ihtiyacınız varsa uzmanlığa sahip bir kişiyle çalışmayı tercih edersiniz. Bizim işimizde de uzmanlık geçerli. Mimarın beklentisini algılamak, kullanıcının beklentisini algılamak çok önemli. Çok iyi bir üretici olabilirsiniz ama mimarın veya kullanıcının size söylediğini anlamıyorsanız, aynı kültürde değilseniz o zaman bir yere kadar gider bu iş. Eskiden mimardan beklenenle bugün mimardan beklenenler arasında çok büyük bir fark var. Jenerasyonlar arasındaki iletişim daha yakın durumdayken o iletişim içerisinde beklentileri tayin etmek, tahmin etmek çok kolaydı. Şirketler daha çok patron şirketiydi veya farklı bir yönetim şekli vardı. Bugün ise alttan gelen bilgiyle oluşturulan bir yönetim şekli var. Her şey farklı eskiye göre. Şöyle düşünün: Eskiden bir diş hekimine gidiyordunuz ve aynı hekimden birçok şeyi bekliyordunuz. Bugün diş hekimine gidiyorsunuz, oradan ortodontiste gidiyorsunuz, oradan başka bir uzmana… İş konusunda bir uzmanlaşma hali var. Ama mimari tarafa baktığınız zaman iş çok daha kompleks bir yerde. Çok fazla veriyi bir arada değerlendirmeleri gerekiyor.

Nurus, geleceği şekillendiren şirketleri buluşturan Alman Tasarım Konseyi’ne (German Design Council/Rat für Formgebung) Türkiye’den davet edilen ilk marka. Alman Tasarım Konseyi, dünyanın önde gelen tasarım uzmanlığı merkezi olarak, marka ve tasarımda disiplinlerarası bilgi transferi sağlayan bir platform. Nurus’un konsey üyeliğinin yanısıra, Renan Gökyay da tasarımda söz sahibi 22 profesyonelin bulunduğu Alman Tasarım Konseyi jürisinde yer alıyor.

“Alman Tasarım Konseyi, dünyada inovasyon ve tasarımın en tutucu kulübü. Çok az marka bu konseye üye olabiliyor. Ancak vizyonunda inovasyonu barındıran ve bu vizyonla stratejisini hayata geçiren markalar bu konseye üye olmayı başarabiliyor. Nurus olarak bizim burada olma sebebimiz inovatif bir firma olmamız ve aslında inovasyonun DNA’mızda yer alması.”
Renan GÖKYAY

Red Dot Product Design Award’ı ve Design Management Europe’u Türkiye’ye ilk kez getiren, IF Product Design ve GOOD Design’ı mobilya sektöründe Türkiye’de ilk kez kazanan Nurus, içinde German Design Award’ın da olduğu 50’yi aşkın tasarım ödülüne sahip.


Değişim...

Şirketler yaşayan organizmalar. Çalışanlara ve günün koşullarına bağlı olarak şekil ya da ihtiyaçları değişebilir. Z jenerasyonu en çabuk tüketen, teknoloji ile büyüyen, değişime en hızlı ayak uyduran ve bunu isteyen bir kuşak. Bina kabuğu ne kadar akıllıysa değişime o kadar hızlı ayak uydurabilir. Bu birincisi. İkincisi, teknoloji ve iş hayatı karmaşıklığa doğru giderken bazı şeylerin de aslında basitliğe gidiyor olması gerekiyor. Çünkü her şeyin kompleks hale gelmesi hepimizi özellikle de yeni jenerasyonu yoruyor; çünkü onlar teknoloji ile büyüdükleri için her yerde efektif çözüm arıyorlar, iş dünyasına girdiklerinde de arayacaklar. O nedenle tasarım kendi içerisinde bir akıl içerirken aynı zamanda bir kolaylığa, sizi rahat ettirmeye yönelik bir hale dönüşmeli. Bugün geleceği çok çabuk okumak ve görmek çok mümkün değil. Çünkü bizim günlük hayatta bildiğimizden farklı bir şeyi başka birileri biliyor. Dolayısıyla ona adapte olabilmek önemli bir nokta. Ama biz kendi tarafımıza baktığımız zaman bir miktar iyi okumayı biliyoruz diye düşünüyorum. Çünkü böyle olmasa onun öncesinde ürünler ortaya çıkaramayız. Biz birilerine benzer ürünler tasarlamak yerine öncü olmayı hedefleyen bir firmayız. O nedenle burada çok geniş bir ürün ailesiyle yaşayıp, sonra bu geniş ürün ailesiyle beraber doğru bir kabuğun içerisine oturmaya çalışıyoruz. Burada önemli nokta şu: Mimar aslında bir danışman pozisyonunda. O kabuğu yapıyor, sonra şirketin içerisinde çalışanlar onunla beraber yaşıyor ama aslında nasıl ki sizin bünyenizi tanıyan bir aile hekiminiz var. Mimarı da aynı zamanda tıpkı bir aile hekimi veya yaşam koçu gibi bir danışman olarak kullanmak ve yeni jenerasyonu birlikte okumak lazım. Bunu ilk defa söylüyorum. Bundan 10 sene önce kullanılan teknoloji ile bugünkü teknoloji aynı değil, iş yapma süreçleri de aynı değil. Şirketlerin, mimarinin deneyimini, bir danışman olarak destek aldıkları ve bu desteği devam ettirdikleri bir ilişkide tutuyor olmaları bu yüzden son derece faydalı.

Akustik...

Akustikle ilgili birçok elemanımız var. Isola, ürün olarak bunun en kapsamlılarından bir tanesi bence. Isola’nın farklı modülleri sayesinde ister açık bir ofiste izole bir şekilde bireysel çalışabilir, isterseniz de toplantı modülünde bulunan NurusLinks sayesinde, multimedya paylaşımları, tele-konferanslar ve data transferlerinizi gerçekleştirerek toplantılarınızı rahatlıkla yapabilirsiniz. Bunun yanında açık telefon kulübeciklerimiz var. En azından sesi bir miktar absorbe ederek, konuştuğunuz ortamı sessizleştirirken, sizin sesinizin de dışarıya gitmesini engelliyor. Bunun dışında bir takım çalışmalarımız da yakın gelecekte ortaya çıkacak. ■

ARKETİPO DESIGN

Deluxe Room

Otel mimarisini diğer yaşam alanlarından ayıran özellikler, bir otel için vazgeçilmez mimari unsurlar..

Otel iç mimarisini diğer mekânlardan ayıran pek çok bileşen var fakat bizce en önemlileri fonksiyonellik, doğru planlama ve kalıcı çözümler üzerine kurulmuş bir tasarım anlayışı. Bunu yaparken de öncelikli hedef genele hitap eden ama aynı zamanda kullanıcı odaklı çözümler üretmek, üst düzeyde konforu sağlamak olmalı.

Otel mimarisi ve iç mimarisinin konfora katkısı...

Bir bütün olarak hareket etmek elbette asıl öncelik olmalı. Doğru mekânsal verilerle çözümlenmiş mimariyi, fonksiyonel detaylar ve uzun ömürlü malzemelerle destekleyen bir iç mimari otelin sunduğu hizmeti üst seviyelere çıkarır.

Konfor ve fonksiyon dengesi...

Konforun buradaki tanımı çok önemli. Kullanıcının kendini rahat, huzurlu ve hatta evinde hissettiği bir ortam aynı zamanda konforlu bir ortamdır. Bunu da doğru sirkülasyonlar, proje özelinde çözülmüş detaylar, nitelikli malzemeler ve elbette gelişen teknolojiyi takip ederek sağlayabilirsiniz.

Brief ile gerçekleşen proje arasındaki farklar ve tasarım süreci...

Hedef tabii ki her zaman brief’i iyi yorumlamak ve projeyi sonuna kadar bu doğrultuda devam ettirmek. Gerçekleşmiş projelerimizde genel olarak böyle bir uyuşmazlıkla karşılaşmadık. Bunun sebebi de aldığımız brief’i her projenin karakterine uygun şekilde yeniden yorumlamamız. Otelin lokasyonu, müşteri kitlesi, işletme hedefleri vb. pek çok parametre tasarım kararları açısından önemli.

The Land of Legends Theme Park...

Rixos The Land of Legends Theme Park projesi genel anlamda sektör için yenilikçi ve özel bir proje. Otelin yanı sıra içerisinde bulunan büyük bir aqua park ve alışveriş merkeziyle de dünya çapında ses getiren bir tasarım oldu. Bu proje içerisinde yer almak başlı başına bizim için çok keyifliydi. Elbette bu noktada yatırımcımız Rixos Group’un doğru yönlendirmelerinin de büyük etkisi var. Diğer otel projelerimizden ayrılan en temel özelliği ise tabii ki çocuklardı. Çocuklar için yapılan her iş bizim için özel ve kıymetli. Bu otelin de tüm detayları bu anlayışla ve incelikle tasarlandı. Eğlenceli mekânlar yaratırken çocukların gözünden bakarak, hatta uzmanlara danışarak özel çözümler ürettik ve yeni teknolojilerden faydalandık. Aslında içimizdeki çocuğu düşünerek sadece çocukların değil yetişkinlerin de zevkle tatilini geçireceği bir eğlence oteli tasarladık. Proje tamamlandıktan sonra çok keyifli yorumlar aldık. Bizim için bu proje çok özel bir deneyim oldu.

Bu alanda ilerlemek isteyenlere öneriler...

Öncelikleri güncel kalmak olmalı. Değişen ve dönüşen dünyayı, teknolojiyi, kullanıcının ne tür bir konforun peşinde olduğunu iyi araştırmalılar. Tavsiyemiz, her projenin kendi ideali içerisindeki en doğru çözümleri yenilikçi bir gözle üretmeleri.


ÖZER+TULGAN MİMARLIK


Hilton Garden Inn, Trabzon

Otel mimarisini diğer yaşam alanlarından ayıran özellikler, bir otel için vazgeçilmez mimari unsurlar...

Emre ÖZER

Özellikle bir şehir oteli diğer yapılara göre çok daha bellidir dışarıdan. Çünkü daha stabildir tasarımı. Sonuçta üst üste katlar ve her katta odalar var. Verimli bir otelden bahsediyorum elbette. Tabii ki çok farklı mimari yaklaşımlarla oteller de yapabilirsiniz ama verimli bir şehir oteli yapıyorsanız eğer genellikle sonuçta ortaya çıkacak şey dışarıdan baktığınızda her katı yaklaşık aynı olan bir yapıdır.

Bu şekilde diğer birçok yapıdan farklılaşır. Bir şehirde üzerinde hiç otel yazmasa da o yapının otel olduğunu ayırt edersiniz. Ofisi de ayırt edersiniz ama zaten onu ayırt etmenizi isterler. Bu nedenle, müşteri “Ofise benzemiş.” veya “Bu çok ev gibi olmuş.” der. Balkonlar yaparsınız, biraz süs, çatı koyduğunuz zaman daha eve benzer. Açılan hiçbir camı olmayan, hareketsiz, tamamen cam kütle yaptığınız zaman “Ofis gibi olmuş.” derler. Biraz daha farklılık getirirseniz o zaman otel olur.

Tayfun TULGAN
Aslında otelle modern konutların birbirinden hemen hemen farkı yok. Tek farkı konutun zemin katlı oluşu. Otelde böyle bir fonksiyon yok çünkü lobi var. Ofisten farkı ise ofisler daha şeffaf, daha soğuk, daha cam olabilir. Şehirdeki yapıların konut ağırlıklı yapıldığını düşünürsek çok fark yok aralarında aslında. Turistik oteller ile şehir otelinin arasında ise inanılmaz bir fark var. Resort oteller tamamen turistik amaçlı. Evinizden çıkıp başka bir yerde olduğunuzu hissetmeniz gerekiyor, çünkü tatildesiniz.

Halbuki şehir otelinin daha çok iş turizmine odaklı olması sebebiyle, rahat bir şekilde çalışabilmek için evinizin rahatlığını bulabileceğiniz bir otel arıyorsunuz. Bir de resort’tan tamamen farklı olan turistik şehir otelleri var. Resort’larda otele kapanırsınız ama şehir turizmi otelinde sadece rahat bir yatak ararsınız. Çünkü amaç şehri gezmek olur. Odaların küçüklüğü, büyüklüğü çok önemli değildir. O yüzden şehir otellerinde daha küçük odalara doğru bir talep var. Daha akıllı çözümler, daha küçük odalar, daha iyi lokasyonlar... Tarihi bölgelerde zaten büyük parseller olmadığı için büyük oteller yok, bu da otellerin daha küçük odalara yönelmesi için bir sebep.

Emre ÖZER
Düşünce yapısı bambaşka. Siz otelin otomobilden, taksiden, otobüsten indikten sonraki kısmını düşünüyorsunuz ama resort yapılırken o alana nasıl gireceği, resepsiyon alanına gidene kadar gördükleri, o alana ilk girenin izleniminin ne olacağı gibi kısımlar var… Sonuçta bir hikaye anlatmanız gerekiyor resort yaparken. Bu hikayeyi sizin yazmanız gerekiyor ve bırakın odasına gitmeyi daha resepsiyona adımını atar atmaz otelde kalacak kişinin orayla ilgili kafasında bir hikaye oluşması gerekiyor.

Tayfun TULGAN
Şehir otellerinde yoldan gelirken zaten oteli görüyorsunuz. Ama resort otelde bir taktan geçerek giriyorsunuz, neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Bir dil var orada, boyut değişiyor, konsept değişiyor. Birinde önemli olan otele girdiğiniz zaman hissettiğiniz. Diğerinde ise bahçe kapısından itibaren ziyaretçilere bir fikir, bir dünya sunmanız lazım. Otelin konseptine göre her şey olabilir. Golf oteline kapıdan girdiğinizde “Evet, burası golf oteli.” demelisiniz. Şehir otelleri işe yönelik oluyor açıkçası.

Şehir otelinde önemli olan insanı rahat ettirebilmek, ertesi gün için zinde kalkmasını sağlamak. Kafası rahat, iyi uyumuş, iyi çalışmış olmalı. Şehir turizmi için düşündüğümüzde de insanları kaldıkları süre boyunca rahat ettirmek önemli olan. Gün içinde ne yapacaklarını çok düşünmüyorsunuz. Çünkü şehir otellerinde gün içinde kimse otelde vakit geçirmiyor. Ama resort 24 saat çalışıyor. Girdiğiniz andan itibaren tatilin sonuna kadar oradasınız. Misafirleri gündüz de, akşam da eğlendirmek zorundasınız. Bütün yemekler orada yapılıyor. Ama mesela, şehir otellerinde genellikle öğle yemeği yok, daha doğrusu böyle bir ihtiyaç yok. İsterseniz tabii ki yemek yiyebiliyorsunuz ama mutfakları çok daha farklı boyutta, odaları farklı boyutta. Çünkü resort’ta kalırken odada vakit geçirmek isteyebilir misafirler, günün belli bir kısmı odasında dinlenebilir. Tamamen farklı iki tane sistem. Resort dediğimiz şey başka bir şey şehir oteli dediğimiz başka bir şey. Birisi konaklama ama biri sanki yurt gibi, biri otel.

Mimarlık alan tanımlamak, alanı yaratabilmek demek. Hem geniş olduğunu hissettirecek hem de olabildiğince küçük yerler yaratmak, o sınırı bilebilmek, tasarlayabilmek çok önemli. Yıldız sayısı, lüks düzeyi önemli değil ama siz hem alanı iyi kullanıp hem de konforu sağlayabiliyorsanız insanları mutlu edebilecek bir şey ortaya çıkarmış olursunuz. Biz bunun için varız, tecrübe bunun için var.
Emre ÖZER

Önemli olan kişinin kendini rahat hissetmesi. İyi uyku uyuması, çalışmak istediği zaman iyi çalışması, iyi bir kahvaltı etmesi. Ana kalemleriniz bunlar. Bunları bir şekilde sağlamanız lazım. İyi kahvaltı demek yüz çeşit kahvaltı demek değil. İyi bir servis ziyaretçinin odasında mutlu olması, telefonunu istediği yerde şarj edebilmesi, ışığı nereden açacağım diye düşünmemesi demek. Bunların hepsi iç mimariyi tasarımı etkileyen şeyler günümüzde.
Tayfun TULGAN

Otel mimarisi ve iç mimarisinin konfora katkısı...


Divan Adana

Tayfun TULGAN
Önemli olan önce seviyeyi belirlemeniz. Kime hizmet edeceksiniz? Çünkü herkesin isteği, beklentisi farklı. 3 yıldız, 4 yıldız, 5 yıldız, iş için gelenler, şehir turizmine gelenler... Bu isteklerin çok iyi ortaya konulması ve fizibilite çalışmasının iyi yapılması lazım. Teknolojiyi mutlaka entegre etmeniz lazım çünkü çok teknolojik bir dünyada yaşıyoruz. Mesela Emre geçen gün şunu söylüyordu: “Eskiden otel odalarında tüplü televizyonlar vardı ona göre mobilyalar tasarlanıyordu. Şu an böyle bir şey yok.” O mobilyayı düşünmüyorsunuz artık. Her gelen müşterinin, her seviyeden insanın lüks anlayışı farklı olduğu için onlara göre bu ihtiyaçları belirleyip ona göre hizmet vermeniz lazım. Esas önemli olan kişinin kendini rahat hissetmesi. İyi uyku uyuması, çalışmak istediği zaman iyi çalışması, iyi bir kahvaltı etmesi. Ana kalemleriniz bunlar. Bunları bir şekilde sağlamanız lazım. İyi kahvaltı demek yüz çeşit kahvaltı demek değil. İyi bir servis ziyaretçinin odasında mutlu olması, telefonunu istediği yerde şarj edebilmesi, ışığı nereden açacağım diye düşünmemesi demek. Bunların hepsi iç mimariyi, tasarımı etkileyen şeyler günümüzde.

Herkesin isteği, beklentisi farklı. 3 yıldız, 4 yıldız, 5 yıldız, iş için gelenler, şehir turizmine gelenler... Bu isteklerin çok iyi ortaya konulması ve fizibilite çalışmasının iyi yapılması lazım. Teknolojiyi mutlaka entegre etmeniz lazım çünkü çok teknolojik bir dünyada yaşıyoruz.
Tayfun TULGAN

Emre ÖZER
Zaten teknoloji bir yerden sonra bizi bir takım farklı tasarımlar yapmak zorunda bırakacak. Bundan 15-20 sene önce hiç düşünülemeyecek şeyler şimdi oluşmaya başladı. Televizyon örneği çok güzel bir örnek. O kadar ciddi anlamda farklılık yarattı ki odanın metrekaresi küçüldü düşünebiliyor musunuz? Odaları 50-60 cm daha dar yapabiliyorsunuz çünkü öyle bir ünite yok artık. Otel odası tamamen mecburi olan ergonomiden oluşuyor. Yatak, klozet gibi. Duş alma farklılaşacak belki. Eskiden insanların küvete girip orada 20 dakika geçirecek, keyif alacak zamanları varmış. Bugün artık sadece duşa giriyor. Zaman faktörü çok önemli. Uyku zamanımız azalıyor. İnsanlar gece 11, 12’ye kadar çalışıp ertesi sabah kalkıp işlerine gidiyorlar. Uykuyu çıkarırsak kendilerine kalan 2-3 saat yalnızca. Dolayısıyla uyku süresini azaltmaya çalışıyorlar. Bundan 30 sene önce otellerdeki uyku ortalaması 8-9 saatti şimdi 6-7 saatlere düşmeye başladı. İnsanların odanın içinde geçirdikleri zaman ve uyudukları süre azalıyor. İnsanın kendi ihtiyaçları için geçirdiği süre kısalmaya başlıyor. Bazı otel markaları artık zamansızlığı öylesine kabullenmiş durumdalar ki odaların içine fitness seti koyuyorlar. İçinde pilates topu, mat, yay vs. olan paketler var. Zamansızlık ve değişen alışkanlıklar tasarımı doğrudan etkileyen şeyler. Oda özelinde durum böyleyken ve genel mekân fikri zaten her 5-10 senede bir dönüşüyor. Bir beş sene büyük alanlar trend oluyor. İnsanlar zaten hiçbir şeye zaman ayıramıyor, ferah olsunlar diye… Ondan sonraki dönemde de nerdeyse mekânsız alanlar trend oluyor. Siyahla beyaz gibi…

Konfor ve fonksiyon dengesi...

Double Tree by Hilton, İstanbul

Emre ÖZER
Konfor insanın ihtiyacı olan her şeyin toplamı demek. Şehir oteline genel müdür de, beyaz yakalı çalışan da, yurt dışından biri de gelip kalıyor. Hepsi su içiyor, yemek yiyor, uyuyor, çalışıyor... Hepsinin ihtiyaçları aynı. Beklentiler farklı olsa da sonuçta istenen fonksiyonlar aynı. Sadece mekân eklenip azalıyor. Ya da mekânlar genişleyip daralıyor...

Tayfun TULGAN
Konforu x bütçeli bir koltuk ile de sağlayabilirsiniz, 2x bütçeli bir koltuk ile de. Patron deri kaplı koltuk isteyebilir. Beyaz yakalı çalışan için kumaş kaplı koltuk yeterli olabilir; bu şekilde bütçeyi ayarlayabilirsiniz. Fark sadece mekânların büyümeleriyle ortaya çıkıyor. Gayet uygun bütçelere iyi bir yatak veya iyi bir çalışma koltuğu alabilirsiniz.

Emre ÖZER
Mimarlık alan tanımlamak, alanı yaratabilmek demek. Hem geniş olduğunu hissettirecek hem de olabildiğince küçük yerler yaratmak, o sınırı bilebilmek, tasarlayabilmek çok önemli. Yıldız sayısı, lüks düzeyi önemli değil ama siz hem alanı iyi kullanıp hem de konforu sağlayabiliyorsanız insanları mutlu edebilecek bir şey ortaya çıkarmış olursunuz. Biz bunun için varız, tecrübe bunun için var. İster dünyanın en yetenekli, en kafası çalışan yeni mezunu olun, ister dünyanın en iyi tasarımcısı ya da star mimarı olun, ilk yaptığınız işlerde o beklentileri karşılayamazsınız. Çünkü bazı şeyler yapma ve görme ile ilgilidir. Biz de böyle öğreniyoruz.

Otel tasarımı...

Ommer Otel, Kayseri

Tayfun TULGAN
14 tane bitmiş olan şehir otelimiz var. 12-13 tane de inşaat halinde olan var. Bunun dışında resort’lar ve butik oteller yaptık. Hepsinin yeri bizde ayrı. Şehir oteli projelerinin hepsi çok zor çünkü çok kısıtlı bir alana birçok şeyi sığdırmak gerekiyor. Öte yandan hep aynı şeyi yapmamalı, kendinizi tekrarlamamalısınız. Genellikle müşteriler konferans salonu da istiyor, balo salonu da istiyor. Ama arazi yeterli değil. Örneğin, 800 m2 bir alana oteli yerleştirmek gerekiyor. İşin belediye tarafı var, müşteri tarafı var, otel işletmesi tarafı var. İşletme 100 odadan aşağısına marka vermiyor diyelim ki. İşverenimiz de ısrarla o markayı istiyor. Projeye uygun olan 80 oda aslında. Bunun üzerine tekrar plana dönüyoruz. Biraz yap boz yapmak gibi şehir otelleri. Halbuki resort’lar daha çok tasarım. 6 dönüm arazi var. Buraya istediğinizi koyabilirsiniz. Bir tane proje yapıyoruz: 2,5 hektar arazi var, her şeyi yapabilirsiniz bu büyüklükte bir araziye. Şehir otellerinde ise böyle değil. Yola nereden girileceği, güneşin nereden geldiği… Sizi bağlayan çok şey var. Bu nedenle optimumu yakalamaya çalışıyorsunuz tasarım sırasında, bu da biraz yorucu oluyor haliyle. İlk yaptığımız otellerden Konya Hilton Garden en güzeli bence.

Emre ÖZER
Hepsinin tabi yeri farklı. Mimari, iç mimari olarak farklı yönleri var tüm projelerin. Ama Konya Hilton Garden Inn ilk göz ağrılarımızdan olduğu için önemli. Bence iç mimari olarak İstanbul Moda’daki Double Tree by Hilton da özel. Çok uğraştık bu projeler için açıkçası. Türkmenistan’da farklı diyebileceğimiz bir otel projemiz var. Tasarım olarak her zaman yaptığımız bir iş değildi. Ama o projede de gerekeni yaptık. O da özel bir otel bizim için. Bunun dışındakilerin hepsi zaten isteyerek, severek, tasarlayarak yaptığımız projeler.

Tasarım bir otel yapıyorsanız bile öyle bir yapmalısınız ki gelen insan rahat etmeli. Tasarım kesinlikle çok önemli ama kişiden kişiye çok değişen bir şey. Bir otel yeri gelip birine çok ‘kitsch’ gelebilir, birine çok rüküş, birine çok güzel gelebilir veya bir başkası bayılabilir.
Emre ÖZER

Öneriler...

Tayfun TULGAN

Biz hep yeni bir şeyler bulmaya çalışıyoruz. Mesela bir marka “Benim odam bu.” diyor. Ama iyileştirilebilecek bir şey varsa biz onlara bunu sunuyoruz. Bir projede ince uzun bir oda tipi vardı. “Standart odamız bu, biz böyle düşünüyoruz” dendi. “Niye öyle düşünüyorsunuz? Burada yerimiz var, bunu da koyabiliriz.” dedik. Koyduk ve çok başarılı oldu. Şu anda onu tercih ediyorlar. Önemli olan geliştirebilmek, yoksa sonuçta bu işin abecesi belli. Farklılık yaratmak isteniyorsa, daha ileriye gitmek isteniyorsa ekstra para harcamak veya ekstra bir iletişim yapmak önemli değil. Önemli olan otelin müşteriye daha iyi bir konforu ve planlamayı sunabilmesi.

Emre ÖZER
Farkındaysanız bundan 10 sene önce yapılan aşırı hip yani tasarım, tarz, farklı oteller yavaş yavaş yok olmaya başladı. Bu bir furyaydı ve geldi geçti. Çünkü anlaşıldı ki, bazı insanlar gereken ilgiyi gösteriyorlar ama sonra more gelemiyor. Tasarım kesinlikle önemli ama otelde gerçekten rahatlığın ön planda olması lazım.

Tayfun TULGAN
Ve süreklilik. Bizim yapmaya çalıştığımız karşı tarafın en az 10 sene devam edebileceği, tercihen 20-30 sene gidebilecek, tasarım açısından değiştirme ihtiyacı duyulmayacak tasarımlar. Moda Double Tree yapılalı yedi sene oldu, geçen sene yapılmış gibi duruyor.

Emre ÖZER
Tasarım bir otel yapıyorsanız bile öyle bir yapmalısınız ki gelen insan rahat etmeli. Tasarım kesinlikle çok önemli ama kişiden kişiye çok değişen bir şey. Bir otel yeri gelip birine çok ‘kitsch’ gelebilir, birine çok rüküş, birine çok güzel gelebilir veya bir başkası bayılabilir.

Tayfun TULGAN
Fizibilitenin çok iyi yapılması lazım, buraya kim gelecek, onun çok iyi tespit edilmesi lazım. Neticede otelde ticaret yapıyorsunuz. Genel olarak toplum nasıl rahat eder, ne ister… Bunların bilinmesi lazım. Zamansız ve herkese göre, genel beğeni çerçevesinde tasarlamalısınız. Konut yaptığınızda bir kişiye veya kullanıcıya yani sadece muhatap olduğunuz kişi için yapılan bir tasarım var. Otel için durum çok farklı. Sizin müşteriniz bir şahıs ya da firma ama siz onun için değil, otel müşterileri için tasarım yapıyorsunuz. Diğer binalardan en büyük fark da bu. ■

HATIRLI Mimarlık

Günümüzde sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin merkezi olarak düşünülen okul yapılarının “Yaşam Boyu Eğitim”, “Toplum Merkezi” misyonlarını da üstlenecek altyapıya sahip olmaları gerektiğini düşünüyoruz.


Öncelikle bir okul projesi tasarlamakla diğer mimari projeler arasında nasıl bir fark var?

Yapının türünden ve ölçeğinden bağımsız olarak, nitelikli mimarlık üretebilmek için öne alınması gereken bazı genel tasarım kriterleri olduğunu düşünüyorum. Hatırlı Mimarlık olarak proje tasarlarken bağlam; yani arazinin bulunduğu coğrafya, iklim, varsa kentsel doku ve yapılı ya da doğal çevre, topografya gibi kriterlerle birlikte yapının işlevinden gelen kullanıcı ihtiyaçları, bunlara ilave olarak çağa ait güncel teknoloji ve malzeme kullanımı, doğal havalandırma, doğal ışık, doğru ve etkin ısı yalıtımı gibi enerji etkin bina tasarım kriterleriyle enerji verimliliğini esas alan sürdürülebilir mimarlık değerlerini dikkate alıyoruz. Okul projesi tasarlamak söz konusu olduğunda ise işlevinden kaynaklanan bazı farklılıklar ile öğrenci davranışından kaynaklanan tasarım kararları söz konusu olabilir. Öğrencilerin yaş grubuna göre farklılaşan ve sağlanması gereken yapı güvenliği, kullanılan malzemelerin uzun ömürlü ve dayanıklı olması gibi öne çıkan kriterler var. Nihayetinde yapıları, projeleri tasarlarken bir hedef kitlesi, kullanıcıları var, mimarlık sanatının resim ve heykel gibi sanatlardan ayrışan yönlerinden biri de bu. “Size göre iyi yapı nedir?” diye sorarsanız, kullanıcısının memnuniyetinin tüm bahsettiğim bu kriterlerin en başında olduğunu söyleyebilirim.

İyi bir okul projesinin olmazsa olmazları nelerdir?

Bahsettiğim tasarım kriterlerine ilave olarak, öğrencilerin yaş grubuna göre sağlanması gereken yapı güvenliği gibi olmazsa olmazlar, doğal malzeme, kullanılan malzemelerin uzun ömürlü ve dayanıklı olması gibi kriterler mimari tasarımda öne çıkıyor. Öğrencilerde görülebilen vandalizme karşı da önlem almak gerekiyor, tabii uzun ömürlü malzemelerin kullanılması ve sürekli bakım gerektirmeyen yapı malzeme ve detayları da yoğun kullanımlı alanlarda işletme ve bakım maliyetlerini azaltan unsurlar.

Yatırımcının verdiği brief ve eğitim sektörünün tanımladığı sınırların dışına çıktığınız örnekler oldu mu?
Bu değişiklikler nasıl gerçekleşti?


Elbette oldu, projesini yaptığımız özel okulların yatırımcılarının ayrıcalıklı ve nitelikli yapı beklentileri hep olageldi, ancak verilen program ve olmazsa olmaz mekânlar dışında bizim de önerilerimizle katkılarımız oldu. Özellikle derslik dışı mekânların tasarlanmasında ofis olarak bir hassasiyetimiz var. Mutlaka her projemizde kamusal alan, ortak alan gibi mekânlarda sınırlarımızı zorlamaya çalışırız. Zaman zaman işveren ile görüş ayrılığına düştüğümüz durumlar oluyor. O zaman da bir ikna süreci başlıyor, mekânın nasıl kullanılacağına dair senaryoların anlatılması önem kazanıyor. Görseller yardımıyla ikna ettiğimiz durumlar çok oldu. Bir projemizde derslik koridorlarının açıldığı ışıklıklı bir atrium ve bu atriumda üç katı birleştiren amfi-merdiven mekânını kabul ettirmek için epey uğraşmıştık. İnşaat bitip de açılış günü geldiğinde tören bu alanda yapılmıştı. Halen çok farklı amaç ve etkinlikler için keyifle kullanılıyor bu mekân.

Daha iyi öğrenme ile mimari kurgu arasında bir bağlantı oluşturulabilir mi?

Doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Eğitim yapılarında mekânsal karşılıklarını aradığımız ve mimari kurguda etkin rol oynayan bazı kavramlardan söz etmek mümkün: Öğrencilerin çağdaş bir dünya görüşü edinme, çevre bilinci, topluma karşı sorumluluk duygusu edinme, kendini özgürce ifade edebilme, grup çalışmaları yapabilme, bilgiye tek başına ulaşabilme, yapıcı yaratıcı, araştırmacı, hızlı ve verimli olabilme, yetenek ve ilgilerinin farkına varabilme, iletişim kurabilmesi gibi... Öğrencilerin fiziksel, ruhsal ve akademik her tür gelişimlerinin kusursuz sağlanabilmesi amacı ile gerekli tüm mekânları tasarlarken çağdaş ve yalın bir mimari dil benimsemek, sadece dersliklerde değil derslik dışı mekânlarda da eğitimin sürekliliği hedeflemek, bireysel ve grup çalışmalarına imkan verecek nişler ve toplanma alanlarını hem kapalı hem de açık alan düzenlemeleriyle oluşturmak tasarımlarımızda öne çıkan unsurlar. Tasarladığımız tüm eğitim yapılarında, mekânsal akışkanlık, dinamizm, şeffaflık gibi tasarım kriterleri, galeri boşlukları, ve gerekli hacimlerde çatı ışıklıkları kullanılarak aydınlık, dinamik, birbirleri ile görsel ilişki kuran nitelikli ve keyifli iç mekân kurguları yaratmayı hedefliyoruz.

Her projemizde iç ve dış mekânda merdivenler amfileşerek çok amaçlı olarak kullanılıyor. Özgürleşen mekânlar, sadece dersliklere kapatılmayan öğrenme ve sosyalleşebilme alanları öğrencilerin daha iyi öğrenmeleri kadar kendilerini sosyal ve akademik anlamda geliştirmeleri için de uygun bir ortam sunar diye düşünüyoruz, deneyimlerimiz ve öğrenimde olan okullardan aldığımız geri bildirim de bu tezimizi doğruluyor. Tabii bir de nitelikli ve keyifli bir yapılı çevre şüphesiz öğrencilerin okullarını sevmelerinde ve sahiplenmelerinde önemli bir rol oynuyor.

Okul bir öğrenme mekânı olduğu kadar aynı zamanda bir oyun-sosyalleşme mekânı. Bu noktada okulda öğrenim gören kitlenin oyun-sosyalleşme ihtiyaçlarını okul projelerinizde nasıl çözümlediniz?

Eğitim yerleşkeleri gerçek yaşamdaki kent ortamlarının bir simülasyonu gibi çalışır. Kent yaşamında olduğu gibi, kamusal alan, özel alan, buluşma, öğrenme/öğretme, üretim/tüketim, düşünme, araştırma, çalışma, yemek, dinlenme, yönetme/yönetilme, paylaşma ve kaçış mekânlarını barındırır. Yerleşkede ve eğitim yapılarımızda hem açık alan hem de kapalı alanlarda bu mekânlar uygun ölçekleri ile bir araya gelerek tüm kurguyu oluşturur.

Ayrıca eklemek istediğim bir konu daha var: Günümüzde sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin merkezi olarak düşünülen okul yapılarının “Yaşam Boyu Eğitim”, “Toplum Merkezi” misyonlarını da üstlenecek altyapıya sahip olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Tasarladığımız eğitim yapıları yerleşkelerinde esneklik ve aynı mekânın birden çok işleve birden çok zaman aralığında hizmet edebilmesini böylelikle yapı ekonomisi sağlanmasını hedefledik. Yerleşkeler, kurslar, seminerler, yaz okulları gibi aktiviteler ile gösteri, festival ve sergiler gibi sosyal etkinliklere imkan sunarak sadece öğrencilerine değil, pek çok kişiye farklı zaman dilimlerinde hizmet edebilir.

Son olarak çok beğendiğiniz bir okul projesi,bu konuda size yol gösteren iyi bir örnek var mı?

Doğrudan örnek aldığımız bir projeden bahsetmek zor. Yurt dışı ve yurt içinde çok sayıda nitelikli eğitim yapısı var. ■