Tenin Gözleri

KP45
KP

 
Tenin Gözleri
The Eyes of the Skin*

Juhani Pallasmaa
*Çeviri: Aziz Ufuk Kılıç, Yem Yayın, 2011

“Görme bizi dünyadan ayırır, diğer duyular ise birleştirir.”
Juhani Pallasmaa

Bu yazımın konuğu Juhani Pallasmaa ve onun muhteşem çalışması “Tenin Gözleri” kitabı. 1936 Finlandiya doğumlu Juhani Pallasmaa, çağımızın önemli mimarlık kuramcılarındandır. Pallasmaa, mimarlık, grafik tasarım ve şehir planlama gibi kuram ve tasarım çalışmalarının her alanında kimlik ve dokunsallığın önemini ısrarla vurgular.

Steven Holl öğrencilerine şiddetle okumalarını salık veriyor, ben de bu eseri sadece mimarlık öğrencilerine değil; mimariye ilgi duyan herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

Muhteşem bir eser. Görme duyumuzdan ayırıp diğer duygularımızla mimariyi anlamaya, algılamaya, kavramaya, koklamaya yöneltiyor ve bizi tekrar dünya ile birleştiriyor.

[2] Juhani Pallasmaa (14 Eylül 1936)
“UIA mimarlıkta eleştiri, Jeam Tschumi Ödülü” (1999) gibi uluslararası saygın birçok ödülün sahibidir. Yayımlanmış birçok eseri olan Pallasmaa, başta Amerika olmak üzere ülkesi dâhil çeşitli üniversitelerde mimarlık üzerine dersler vermiştir."

“Öğrencilerime bu kitabı okumalarını ve ‘fon gürültüsü’ üzerine düşünmelerini şiddetle salık vereceğim.” [1] - Steven Holl

“Pallasmaa yalnızca bir kuramcı değil fenomonolojik iç görüsü olan parlak bir mimardır. Mimarlık felsefesine dönük yazılarını; uygulayıcısı olduğu çözümlenemez duyular mimarlığının fenomenal özellikleriyle somutlaştırır.” Steven Holl

“Eller görmek ister, gözler okşamak.” Johann Wolfgang von Goethe [3]

“Dansçının kulağı ayak parmaklarındadır.” Friedrich Nietzsche [4]

“Bedeni anlamak daha kolay olsaydı, kimse bir zihnimiz olduğunu düşünmezdi.” Richard Rorty [5]

“Elmanın tadı… Meyvenin damakla temasındadır, meyvenin kendisinde değil; benzer biçimde… Şiir; şiir ile okuyucunun buluşmasındadır, bir kitabın sayfalarına basılı simgelerde değil. Asıl olan estetik edimdir, heyecandır, her okumada oluşan neredeyse fiziksel duygudur.” Jorge Luis Borges [6]

“Ressam ya da şair dünyayla karşılaşmasından başka bir şeyi nasıl ifade edebilir ki?” Maurice Merleau-Ponty [7]


Kitap, Kiasma Güncel Sanatlar Müzesi’nin mimarı Steven Holl’un ince buz başlıklı önsözünü takiben ve birbirinin ardı sıra gelen Pallasmaa’nın iki makalesinden oluşmaktadır. Görselliğin mimaride diğer duyular üzerindeki baskısı ana temayı oluşturur. Pallasmaa ilk makalede batı kültüründe Yunanlar ile başlayan görsel sürecin izlerini sürmektedir. Bu ilk bölümün arkasından görselliğin karşısına çok duyulu yaklaşımı savunan ikinci bölüm gelmektedir. Yazar bu bölümde çok duyulu yaklaşımın mimariyi yücelteceği fikrini savunmaktadır.


[8] Kiasma Müzesi, Helsinki, Finland

GÖRME ve BİLGİ

“Rönesans’ta beş duyu, en üst duyu olan görmeden, en alt duyu olan dokunmaya doğru bir hiyerarşik sistem olarak anlaşılmıştı. Rönesans’ın duyular sistemi kozmik beden imgesiyle ilintiliydi; görme ateş ve ışıkla karşılıklı ilişkiliydi, işitmek havayla, koku buharla, tat suyla, dokunma ise toprakla.” [9]“Perspektifli temsil hem betimleyen hem de algıyı koşullayan bir simgesel biçime dönüştü.” [10]

Pallasmaa’ya göre; “Çağdaş mimarlığın ve şehirlerin insanlık dışılığı, bedenin ve duyguların ihmal edilmesinin bir sonucu ve duygusal sistemimizin dengesizliği olarak anlaşılabilir. Örneğin bugünün teknolojik dünyasında çoğalan yabancılaşma, kopukluk ve yalnızlık deneyimleri duyuların belli bir patolojisiyle ilgili olabilir. Bu yabancılık ve kopukluk duygusunun çoğu zaman, hastaneler ve havaalanları gibi teknolojik olarak en ileri ortamlarda söz konusu olması düşündürücüdür. Gözün egemenliği ve diğer duyuların bastırılması bizi kopukluğa, yalıtılmışlığa ve dışsallığa itme eğilimindedir.” [11]

“Modernist tasarım genel olarak anlığa ve göze yuva olmuştur; ama bedeni, diğer duyuları ve beraberinde anılarımızı, imgelemimizi ve düşlerimizi evsiz bırakmıştır.” [12]

Ne diyordu Pallasmaa? Diğer duygular bizi dünya ile birleştirir, görme ise ayırır yani evsiz bırakır. Evet, günümüz mimarisinde anlık ve göze oynayan tasarımlarla birlikte şehirlerin algısı değişmiş; yabancı yapılar, yabancı şehirler olmuştur. Aidiyet kavramı bir kere daha zayıflatılmış bir darbe almıştır. İzleyici ile bilgi kuramının (Spectator Theory Of Knowledge) birçok filozof tarafından yapılmış eleştirilerinin işlendiği bu bölümün en önemli satır başı belki de Merleau-Ponty’dir. Onun eleştirilerinin takibini yapan Pallasmaa bu günkü kendi kuramlarının temellerini atarken hiç kuşku yok ki Merleau-Ponty ona yol gösterici olmuştur.

Merleau-Ponty şöyle yazar; “Algım görsel, dokunsal ve işitsel verilerin toplamı değildir. Bütün varlığımla, bütünlüklü bir şekilde algılarım; aynı anda tüm duygularıma konuşan biricik bir yapıyı, biricik bir varlık biçimini kavrarım.” [13]

“Pallasmaa başat duyu olan görme ile bastırılmış duyu kipi olan dokunma arasında kavramsal bir kısa devre yaratmayı amaçladığını” belirtmektedir.

Günümüzde görme tamamen hegemonyasını kurmuş; bu hegemonya içinde sürekli gelişen teknolojik icatları kullanmıştır. Görüntüler çok hızlı şekilde aktarılmaktadır. Görüntü çoğaltılması, üretimi devasa boyutlardadır.

Heidegger’e göre; “Modern çağın temel olayı dünyanın resim olarak fethedilmesidir.” [14]

İtalo Calvino’nun “Bitmek bilmez bir görüntü yağmuru” tanımlaması Pallasmaa’nın dikkatinden kaçmaz. Bir diğer örnek Nietzsche’den “Dansçının kulağı ayak parmaklarındadır.”


NARSİSTİK GÖZ ve NİHİLİSTİK GÖZ

Günümüzde tüm iletişim araçları başta olmak üzere korkunç bir görsel çoğalma mevcut. Bu, Pallasmaa’ya göre “Kanserli bir görme çoğalması”dır.

“Günümüzde tektonik mantıktan ve maddesellik duygusundan yoksun yüzeysel mimari imgelerin kanserli yayılmasının bu sürecin parçası olduğu açıktır.” [15]


GÖRSEL MEKÂNA KARŞI ORAL MEKÂN

“Gaston Bachelard’ın belirttiği gibi, “şair varlığın eşiğinde konuşur” ama şiir de dilin eşiğinde gerçekleşir. Genel olarak sanat ve mimarlığın görevi de, tıpkı şiir gibi, salt birer izleyici olmakla kalmayıp, ayrılmazcasına ait olduğumuz farklılaşmamış bir iç dünya deneyimini yeniden kurmaktır.” [16]

RETİNAL MİMARLIK ve PLASTİSİTENİN KAYBI

Geleneksel kültürlerdeki mimaride görsel olanın egemenliğinden söz edilemez. Pallasmaa geleneksel kültürlerdeki mimarinin inşa sürecini çok güzel bir örnekle açıklamaktadır. Bir kuşun yuvasını vücut hareketleriyle kurması göz ve görsellikle anlatılamaz, alakalandırılamaz. Harran’daki kerpiç yapılar gibi, dünyanın çeşitli bölgelerindeki geleneksel mimari örneklerinin kilden, kerpiçten yapılmış ve gözle değil elle, duygu ile, ruh ile, beden ile yoğrulmuş şekil bulmuşturlar. Görme duyusunun felsefedeki egemenliğinin batı mimarisinin gelişiminde de açık şekilde izi sürülebilmektedir.

“Mimarlık bir araya getirilmiş kütlelerin ışık altında ustalıklı, şaşmaz ve görkemli oyunudur.” Le Corbusier.

Pallasmaa; tartışmasız şekilde göz mimarisi olarak Le Corbusier’in bu tarifini yorumluyor. Aslında onun mimarisinin; söylemenin zıttı olarak muazzam bir maddesellik, plastisite ve yer çekimine sahip olduğunu düşünüyor.

“Yakın zamana kadar mimarlık kuramı ve eleştirisi neredeyse yalnızca görmenin ve görsel ifadenin mekanizmalarıyla ilgileniyordu. Mimari formların algılanması ve deneyimlenmesi çoğu zaman görsel algılamanın Gestalt Yasaları ile incelenmiştir. Eğitimin felsefesi de mimarlığı öncelikle görme bakımından anlamış, mekânda üç boyutlu görüntülerin inşasını vurgulamıştır.” [17]


GÖRSEL İMGELERİN MİMARLIĞI

Pallasmaa son 30 yılında görsel imge oluşturmaya yönelik bir mimarlık türünün tarihte hiç olmadığı kadar hakim olduğunu savunmaktadır.

Mimarlık ona göre varoluşumda temellenen plastik ve mekânsal deneyim yerine; reklamcılık, derinlik ve içtenlikten kopuk imge ürünlerine dönüşmüştü.

David Harvey’in “deneyim derinliğini kaybetmesi” [18] cümlesi görsel imgeler mimarlığı için kullanılabilecek güzel bir yorumdur.

Aynı tür bir başka yorum da Fredric Jameson’un “amaçlanmış derinsizlik” tanımlamasıdır. Bu tanımlamayı Fredric Jameson “görüşlere yüzeylere ve zaman içinde kalıcı gücü olmayan anlık etkilere takılıp kalmışlığını” [19] betimlemek için kullanmıştır.

Pallasmaa’nın mimarlık için yaptığı bir diğer tespit ise durumsal bir bedensel karşılama olmak yerine fotoğraf makinesinin aceleci gözü tarafından sabitlenen baskılı görüntü sanatını tariflemesidir.

“Baskılı görüntü sanatı” birçok açıdan durumu özetleyen bir söz.

Görsel İmgeler Mimarlığı bölümü bu kitabın benim açımdan çok zengin bölümlerinden bir tanesi. Mimarinin gelişim çizgisinin günümüze gelişiyle ulaştığı noktadaki durum tespiti açısından çok önemli ve cömert, bilgelikten uzaklaşmış, bedenin dilini kaybetmiş, yalnızlaşmış binalar; görmenin serin ve uzak diyarında yerlerini alırlar.

Pallasmaa bu bölümü cam giydirilmiş mimarinin bakışlarımızı geri çeviren saydamsızlık saydamlık icadı aynalar ile bitirir.


MADDESELLİK ve ZAMAN

İçinde bulunduğumuz dünyada geldiğimiz noktada sanat ve mimarinin ciddi sorunları vardır. Duygusal ve tinsel, dokunsal olarak sanat ve mimari zayıflamış güç kaybetmiştir.

Zenginleştirici deneyim zamanının sürekliliği kaybolmaya başlamıştır. Eskimeyen, ilk gün konulduğu gibi duran malzemeler (emaye metaller, cam panel ve endüstriyel plastik benzeri) yaşlanmayı durdurmuşlardır. Bu zenginleştirici deneyim yani zamanın sürekliliği ilkesini havada bırakır ve çalışmaz hale getirir. Pallasmaa mimariyi; “Sınırsız mekânı evcilleştirir ve onda ikametimize izin verir.” cümlesiyle açıklar. Ayrıca mimari zamanında, sürekliliğinde ikamet etmemizi sağlamalıdır. Ancak bu ilke çalışmaz hale gelmiştir.

Avangard adı altında gizlenmiş çağdaş mimarlık uygulamalarının insanın varoluşsal sorunları ile uğraşmaktan ziyade marjinal alanların haritasını çıkarmakla meşgul olduğu, Pallasmaa’nın bir diğer savıdır. Uyduruk bir düş dünyasıdır. Yaşadığımız mimari soyu tükenmekte olan bir sanattır.


ALBERTI PENCERENİN REDDİ

Göz, Rönesans’ın perspektif kuramlarında tanımlanan sabit ve tek pencereli kabuğunda kalmadı. Rönesans sonrası Hollanda Resimleri, Hieronymus Bosch ve diğer örnekler Alberti penceresinin sınırları dışında gezinen örnekler oldular.

Modernist dönemde göz “Kartezyen perspektif epistemolojisinden kurtuldu.” [21]


YENİ BİR GÖRME ve DUYUSAL DENGE

Yeni bir umut… Görsel sağanak sebebiyle oluşan odaklanma zorluğu veya kaybı gözü ataerkil egemenliğinden özgürleştirebilir mi? Bu bir umut olabilir yeniden.

“David Michael Levin iki görme kipini birbirinden ayırır.”  [22]

Onun görüşünde asertorik bakış; dar, dogmatik, tahammülsüz, katı, sabit, esnemez, dışlayıcı ve etkilenmezdir.

Aletheik bakış ise hermenoetik hakikat kuramları ile ilintili olup, çok çeşitli duruş noktaları ve bakış açılarından görmeye çalışır ve çoklu, çoğulcu, demokratik, bağlamsal, içerdeleyici, yatay ve şefkatli bir bakıştır. ■

>Tenin Gözleri
2. Bölüm
KP46’da...
Узнайте про классный блог со статьями про самсунг галакси с7 обзор www.top-obzor.com
У нашей фирмы авторитетный интернет-сайт про направление meizu m3 note отзывы www.top-obzor.com
eurobud.com.ua/bitumnaya-cherepitsa-katepal-rocky/