Yüzyılın Sürdürülemezliği: Sürdürülebilirlik

KP39
Yılmaz ZENGER
Altmışlarda yetmişlerde, Birleşik Devletler’in batısında kuraklığa karşı yağmur yağdırma hikayeleri konuşulmaya başlanmış. Zamanla bulut tohumlama yöntemleri gelişmiş ve bu işi yapanlar örgütlenip hava modifikasyon derneğini kurmuşlar. Karşı çıkanlar da çoğalmış. Bu arada yaşananların adı da konulmaya başlanmış: küresel ısınma. Bilim adamları da çıkmış alana. Isınmayı tersine çevirecek uçuk projeler önermişlerse de hiçbiri inandırıcı bulunmamış. Hatta doğaya bu müdahalelere tepkiler öylesine güçlenmiş ki yağmur yağdırmakla başlayan bu eylemler 2005’de bir kanunla yasallaştırılmak istendiğinde Amerikan Senatosu tarafından reddedilmiş. Yaşam biçimimizdeki sorumsuzluğumuzla bozduğumuzu, bu tür müdahalelerde bulunmadan, yaşam biçimimizi değiştirerek düzeltmeliyiz.

Sürdürülebilirlik oyun kurallarını değiştirerek değil, toplum olarak kendimizi değiştirerek gerçekleşebilir.

Yeni yüzyıl “Kendi kendine yeterliliği”, sürdürülebilirliğin ön şartı olarak dayatıyor. Yeni bin yılla gündemin ön sıralarına oturmuş olmasına karşın, sürdürülebilirliğin yaşamımda yer alışı eğitimin ve üretimin sürdürülebilirliği bağlamında köy enstütüleriyle başlar. Ellilerde başlayan Türkiye’nin politik dönüşümü, sürdürülebilirlik umutlarımın da dönüşümüdür. Önce demiryollarının dönüşümünü birebir yaşadım. Gerisi ağırlıklı olarak barajları da içeren su, toprak, tarım politikalarıyla bugünkü duruma kadar geldi. Bugün durduğumuz yerde, ekoloji, sıfır karbon gibi lafların altlarının artık, doğrulanmış bilgilerle doldurulması gerekirken, giderek ticari saptırmaların ardında silikleşiyorlar.

Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor.

Geçmişin petrol savaşlarının yerini, gelecekte su savaşlarının alacağı hemen hemen kesin. Devlet, yaşamsal önemdeki suyu her birey için ulaşılabilir kılmak yerine, hem döngüsünün tahrip edilmesinin, hem de elde kalabilecek kısmının tröstlerin elinde toplanarak geleceğin en pahalı ihtiyaç maddesi olarak pazarlanmasının önünü açtıkça, ‘toprak işleyenin, su kullananın’ mottosu tümüyle gündemden düşebilir. Bu konularda kulak vermemiz gereken pekçok bilim insanı var. tüm vadileri ve akarsuları doğayı katletme pahasına işgal edecek olan HES projeleriyle yapılmak istenen korkarım, sularımızın kullanım hakkının bölge halkının elinden alınıp, ciddi bir kazanç kapısı olarak uluslararası şirketlere kadar uzanacak bir yapıya aktarılması. Suyu elde etmenin küresel ısınmayla giderek zorlaşmasına karşın, enerjinin daha kolay elde edilebileceği tartışılmaz bir gerçek. Ayrıca unutmamak gerekir ki su, ekonomik değeri yüksek olmasına karşın, herkesin yaşamını sürdürebilmek için ulaşma hakkı olan ekolojik sistemin bir parçası ve yaşamsal değeri en önde geldiği içindir ki enerji uğruna feda edimesi düşünülemez.

Kısaca enerjinin geleceğiyle suyun geleceği, daha doğrusu kaderi arasında, enerjiden yana, buna karşın alternatif yenilenebilen enerji kaynaklarına, örneğin güneş enerjisine karşıt politikalar netleşiyor. Evinizin çatısında metrekareye yüzlerce kilo yükleyen su deposu koysanız bile çatı taşır mı diye sormayan devlet kurumları, sıra, metrekareye sadece 14 kilo yük getiren güneş panellerine gelince, binanın statik projelerini, rüzgara dayanıklılık raporlarını istemek gibi ciddi maliyet ve zaman kaybı yaratan şartlar koşuyorlar. Oysa hareketli insan yükü bile metrekarede sanırım 80 kilo civarında. Uzun yıllar önce Almanyada bu süreç, panellerin fiziksel görünümün görüntü kirliliği oluşturmaması ve sisteme enerji verecekse enerjinin temizliği güvencesini veren dilekçelerle, anında tamamlanabiliyordu. Ayrıca devletin vereceği destek de cabası idi. Güneş panelinde 1 kw enerjinin maliyeti şimdilik 1 dolar ve 10 sente kadar düşmesi bekleniyor. Inverter, kablolama, taşıyıcı system, güvenlik gibi ek maliyetlerin ise, gelecekte, neredeyse sıfırlanması olası.

Güneş dışında da pekçok yenilenebilir kaynak var ama, içlerinde çok özel olan biri, hidrojen. Hidrojen doğanın tek bir elektron ve tek bir proton içeren en basit atomu ve helyum dışında bütün atomların ve moleküllerin temel taşı. Bizi ilgilendiren yönü ise, suyun 2 hidrojen ve 1 oksijenden (H2O)oluşan birlikteliğindeki hidrojen ve oksijeni ayırıp ayrı ayrı depolayıp enerji gerektiğinde tekrar birleştirip ciddi bir enerji elde etme olasılığı. Hidrojenin üretim ve depolama sıkıntılarının aşılmasıyla, kullanımının yaygınlaşma şansı yüksek, girdisi ve çıktısı su olan temiz bir enerji kaynağı kazanılacak. Suyu ayrıştırmadan da evreni tıka basa dolduran hirojeni elde etme yolları olduğu açık. Nitekim bir Kaliforniya Üniversitesi’nde deniz yosunlarından hidrojen elde edilebildiği bilim çevrelerince duyuruldu.

Biliyoruz ki dünyada suyun yüzde yetmişi tarımda kullanılıyor. Korkulan o ki, susuzluk tarımı, o da beslenmemizi sonlayacak. Nedenlerini anlamak için kısaca küresel ısınma denen bu dönüşümün oluşum sürecine bakalım: Kısa süreli aşırı yağışlar küresel iklim değişiminin yan ürünü. Gezegenimizin yüzeyinden yansıması gereken ısının bir kısmıı sera gazlarının etkisi ile yüzeye geri yansıyıp hapsolduğunda, atmosfer ısısını arttırıyor ve sıradışı hava olayları tetikleniyor. Buna da iklim değişimi diyoruz. Örneğin bir bölge kuraklığı yaşarken, yakınındaki bir bölge şiddetli yağışlar alabiliyor. Hava ısındıkça, daha fazla nem tutacak hale geliyor ve tarım alanlarının üzerinden  geçerken bu fazla nemi emmesi kuraklığı yaratıyor. atmosferde biriken bu aşırı nem, bir soğuk hava akımıyla karşılaştığında aşırı yağmur ve sele sebep olacak yükünü aniden boşaltıyor.

Aşırı yoğun kentleşme sürecinde, kırsal alanlarla kent arasında önemli ısı farkları meydana geliyor. Gelişmiş ülkelerde dikkate alınması zorunlu olan, rüzgar akışını engellemeyecek yapı blok biçimlendirme kurallarına uyulmaması, kontrolsüz oluşmuş kent dokusu sonucu yoğuşan ve kent nüfüsuna bağlı olarak artan ısı ‘Şehir Isı Adaları’ oluşturuyor. Kirlilik partiküllerinin, bulut yoğunluğunu ve yağmur damlalarının büyüklüğünü arttırması gibi etkenler, fırtınaları ve aşırı yoğun yağmurları tetikliyor.
Yağmur suyunun önemli bir bölümünün toprak tarafından emilmesi, kalanının da toprak yüzeyinden akarak dere yataklarına, oradan da denize ulaşıp, deniz yüzeyinden tekrar buharlaşmasıyla döngünün tamamlanması gerekirken, kent yüzeylerinin hızla betonlaşarak geçirimsiz kılınması, emilemeyen su kitlelerinin, üstü örtülüp yapılanmaya açılmış dere yataklarına yığılmasıyla, oraları felaket alanlarına çeviriyor.

Devletin de bireyin de yapması gerekenlerin yeterince yapılmadığı bu düzende, ilgili meslek kişilerinin, özellikle de tasarımcılar, mimarlar olarak bizlerin yapabileceklerini en azından sorgulamakla yükümlüyüz. BASF firması kent kaplaması olarak kullanılabilecek su geçirgen güçlü bir malzemeyi Hollanda için üretti. Benzer işlevli bir malzemeyi, ülkemiz şartlarında tasarlayıp üretip uygulamanın olanaksız olmadığını söyleyebilir miyiz? Yağmur suyunu düştüğü yerde bloke edip gri su olarak doğrudan ya da damıtarak arıtıp kullanıma açmak için çatılar, teraslar, bahçeler gereksinmelerimizi karşılar mı?

Kısaca tasarımcılardan uygulamacılara bilim insanlarından teknisyenlere, bu alanın yetkin kişilerinin bu yeni teknolojik yapılanmada öncelikle sorumluluk almaları gerekmez mi?

Solar sulama ve damlama sulama sistemi gibi pet şişelerin damacanaların atıklarıyla üretilmiş ilkel fakat etkili çözümler bile, toplumsal duyarlılık ve yaratıcılık örnekleri olarak değerli değil mi? İmar yönetmelikleriyle yapılara en azından ek bir bodrum katını sarnıç olarak kullanılmak üzere ekleyip, bahçe ve sokak yüzey sularının depolanması sağlanabilir mi? Susuz pisuvar ve benzeri ürünleri zorunlu kılıp hidrofobik (su itici) ve oleofobik (yağ itici) nano teknolojilerle de su kullanan cihazların, yoğun su kullanan endüstrilerin, su tüketimini azaltacak alternatiflerini geliştirebilir mi?

En önemlisi tarımın yüksek teknoloji kullanan dev tesislere doğru gelişmesi yanı sıra ev ölçeğinde üretime kadar inmesi yolunda önemli bir enstruman olan ve ilerde hemen her evde yer alması beklenen, organik çöpleri bir tarım girdisi olan gübreye çeviren Komposting yöntemi gibi, evlere kadar yayılabilecek uygulamaları çeşitlendirmek ve yaygınlaştırmak gerekir mi? Tarımı, pencere önünde çiçek yetiştirircesine üretimden başlıyarak, terasa, bahçeye, küçük aile işletmelerine yaymanın, eğitim ve profesyonel destekle geliştirilecek enstrümanlarıyla, bugünün keyfi ya da hobisi olan etkinliklerin, toplumu, geleceğin zorunluluklarına hazırlaması sağlanabilir mi?

Bunlar, benim tasarımcı birikimimle hayal edebildiklerim. ‘Sürdürülebilirlik’ başlığından çok ‘kendi kendine yeterlilik’ başlığının altını daha somut olarak dolduracak etkinlikler. Öte yandan mimarinin bu doğrultudaki değişiminin ilgi çekici örnekleri de Yeşil Binalar Zirvesi’nde zirvesinde tanıtıldı. Ne var ki bütün bu dönüşüm, toplumların çok ufak bir üst katmanının çabalarını olumlarken, geride kalan baskın çoğunluk olumsuzlaştırmayı sürdürüyor. Kısaca ‘Sürdürülebilirlik’ gerçekleşebilirliğinden çok konuşulabilirliğiyle gündeme yığılıyor. ■
Предлагаем https://buysteroids.in.ua в любом городе.
комплексный ремонт

ремонт офиса